| Prof. Dr. Şener Üşümezsoy |
Emperyalizmin ilerleme dönemleri Geçen yazımızda emperyalist sistemin kapitalist sistem olarak uzun gelişme ve ilerleme dönemlerine ilerlediğini ve bu süreçler içerisinde de her gelişme döneminin uzun dalga içinde kapitalizmin küçük dalgaları, küçük çevrimleri dediğimiz dönemler yaşadığı ve bu geçiş dönemlerinden sonra, uzun dalga ilerleme gerilemeye doğru dönme sürecine doğru girdiği ve gerileme dönemi içinde zaman zaman ilerleme küçük dalgaları gerçekleştiğini tanımlamıştık. Fakat burada Wallerstein’in Kondratief’ten aldığı modele göre ilerleme ve gerileme dönemlerinden sonra iç dinamikleriyle yeni bir gelişme ve gerileme dönemine geçileceği tezini sert bir şekilde eleştirmiştik. Çünkü bu gerileme döneminden sonra yeni bir ilerleme dönemine geçişte mutlaka ekonomi dışı faktörlerin belirlediği süreçlerde ortaya çıktığını vurgulamıştık. Bu süreçler Afrika ve Latin Amerika altınlarının emperyalist piyasaya girerek enflasyona sebep olduğu dönem daha sonra Birinci Dünya Savaşı dönemi ve daha sonra 2. Dünya Savaşı ve son olarak da benim yorumumda Körfez Savaşının getirdiği yeni bir ilerleme dönemini vurgulamıştık. O halde verildiği gibi savaşlar ve devrimler bu ekonomi içi ilerleme ve gerileme süreçlerinden sonra yeni bir döngüyü başlatabilmesi için dışsal bir etki olarak karşımızda durmaktadır. Bu boyutuyla baktığımızda kapitalizmi günümüzde emperyalizmi reddeden anlayışlar bu süreçleri sömürgecilik dönemi tekelci emperyalist dönem ve emperyalist dönemin 1. dünya savaşının sonlanmasıyla ve 2. dünya savaşı sonrası maddi genişleme döneminde emperyalist dönemin aşıldığı giderek 70’li yıllarda dünya sisteminin ikinci gerileme dönemi dediğimiz ikinci dünya savaşı sonrası gelen gerileme krizi döneminden 90’lı yıllara geldiğimizde artık yeni bir dönemin başladığı ve bu dönemin küreselleşme dönemi olduğu ve emperyalizmin tarihte kalan bir olgu olduğu tezi küreselciler tarafından ileri sürülmüştü. Ve bu dönemde, 90’lı yıllarda, emperyalizm deyimini kullananlar artık demode, çağdışı kavramları kullanan kişiler olarak yorumlanıyordu ve çağımızın küreselleştiğini ve artık sömürgeci dönemin sona erip de yerine emperyalist dönem geldiyse ve emperyalist dönemin nasıl sona erip de post-emperyal dönem ve küreselleşmeciliğin geldiği ileri sürülmekteydi. İşte bu süreçleri ekonomik temelde analiz ettiğimizde, gerçeğin boyutunu görmemiz mümkün olmaktadır. Ekonomik boyutuyla olaya baktığımızda, sömürgeci dönemini rekabetçi kapitalizm olarak tanımlamakta, tekelci dönemi 1893-1913 arası arasında tekelleşmenin başladığı dönemi, Lenin’in ünlü kitabıyla emperyalist dönem olarak algılanmakta, 2. Dünya Savaşı sonrası post-emperyal dönem ve 90’lı yıllarda küreselleşmeci dönem diye baktığımızda tekelci kapitalizm kavramı emperyalizm kavramıyla özdeşleşmekte ve bu, kavram olarak da Lenin’de yerini bulmaktadır. İkinci dünya savaşı sonrası finans sektörünün ortaya çıkışı Oysa süreci 2. Dünya Savaşı sonrasına getirdiğimiz zaman 2. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan sürekli hızlı büyüme 1948-1970 arası hızlı büyüme sanki artık krizlerin devreden çıktığı ve artık dünyadaki büyüme nedeniyle çevre ülkelerde de ithal ikameci endüstrilerin gelişmesiyle Keynesyen bir modelde yeni bir büyüme döneminin içinde artık klasik emperyalist dönemdeki ilişkilerin kalmadığı vurgulanmaya başlamıştı. Ve giderek krizin başlamasıyla, ithal ikamesi dönemin başlamasıyla, petrol fiyatlarının yükselmesiyle ortaya çıkan bu krizin başlaması ortaya çıkan para sermayenin sanayiden ayrılması ve monetarist dönemin ileri çıktığı bir süreci getirmişti ve o sürecin ana karakteristik özelliği para sermayenin sanayi sermayesinden ve diğer ticaret sermayesinden ayrılarak paranın kendi başına bir sektör finans sektörü olduğu ortaya çıkmıştır. Ancak sol kesim Lenin’in meşhur Emperyalizm kitabının etkisinde tezlerinin etkisinde kaldıkları için görememişlerdir. Leninist emperyalizm teorisinin verilerini analiz ettiğimizde, dünya ekonomik sisteminde dünya emperyalist sisteminde 1840 ile 1873 arasındaki genişleme dönemini takip eden 1873-93 dönemindeki krizin oluşturduğu krizde çekirdeklenen bir tekelleşme süreci başlamıştır. Yani 1840 ile 1873 arasındaki rekabetçi görünümdeki kapitalizm giderek 1873 krizinden sonra yoğun bir tekelleşmeye doğru girmekte ve bu tekelleşme kendi ifadesini 1893-1913 genişleme dönemindeki İngiltere merkezli yoğun bir tekelleşme sürecinde bulmuştur. Lenin’in tanımladığı tekelci kapitalizm bu süreçtir ve bu süreçte banka sermayesinin yatırımlarının sanayiye girerek bir başka deyişle sanayi yatırımlarını bankaların finanse etmesiyle banka sermayesi ve sanayi sermayesinin kaynaştığı bir finans-kapital deyimi ortaya çıkmıştır. Kelime anlamıyla finans-kapital deyimi para sermaye anlamında bir kavram olmayıp banka sermayesinin sanayi sermayesi üzerinde egemenliği veya İngiltere’deki demir-çelik endüstrisi ve kömür enerjisi endüstrisine dayanan ekonominin üstünlüğü Rothschild ailesinin finanse etmesiyle ortaya çıkan bir süreçtir. Oysa o dönemde bu tekelci devlet kapitalizminin karşısında Hobson, kozmopolit enternasyonel olan para-sermayenin emperyalist yanının altını çizmiştir. Yani kozmopolit vatansız paranın altı çizilmiştir. O dönemde bu olayı inceleyen Sombart, İleri Yayınlarından çıkan kitabında-Kapitalizm ve Yahudiler’de-kapitalizmin bu sürecini para-sermayenin yani Yahudi para-sermayesinin kozmopolit para-sermayenin, Hobson’un deyimiyle, finans-kapital kavramını para-sermaye açısından yorumlamıştır. Bu fikir Lenin’in tespitinde Almanya’daki finans-kapital modelinin İngiltere’ye taşındığında İngiltere’de egemen Rothschild ailesi, Yahudi para sermaye ailesi, İngiliz sanayi teknolojik gelişimini üretime geçirmiş yani İngiltere’deki demir-çelik ve kömür endüstrileriyle yapılan buharlı teknolojileri yaygın üretime dönüştürmüş ve İngiliz kapitalizminin doğuş dönemini oluşturmuştur. Ama bu dönemde tefeci finans sermayesi olarak Fransa’da da bir para-sermayesi söz konusudur. Ama Lenin bu üç ayrı kapitali Hobson’un tanımladığı kozmopolit finans-sermayesiyle tekelci devlet sermayesini finans-kapital altında toplayarak bunların bütünleştiğini ve bunların kapitalizmin son aşaması olduğun tezini getirmiştir. Para sermaye ve finans kapital farkı Burada görüldüğü gibi dahiyane bir şekilde Hobson’un para-sermayenin tarihsel sürecinde sömürgeci dönemde de tekelci dönemde de emperyalist dönemde de kendine özgü bir uluslar arası karakteri olduğunun altını çizmiştir. İşte bu altı çizilen yan 80’li yıllarda Arrighi tarafından geliştirilen modelde, para sermayenin aslında Güney Amerika altınlarıyla enflasyonla başlamış sistemde öne çıktığını ve bu sistemin Venedik’teki ticareti finanse etmede kullanılmasından sonra Hollanda’daki ticareti ve sanayiyi kontrol eden bir yapıya geçtiğini; çünkü Venedik ticareti Osmanlı’nın Akdeniz’i kapatmasıyla geçerliliğini yitirdiğinde uluslararası bir deniz olarak okyanuslardan yapılan ticaret, Hollanda merkezli ticaret sistemine para kaymıştır. Ve bu dönemden sonra para-sermaye Hollanda’daki krizler nedeniyle ve teknolojik gerileme nedeniyle İngiltere’de Rothschild çağı diyerekten İngiltere’ye akmıştır ve İngiltere’deki kapitalizmi oluşturmuştur. Burada vurgulanan nokta maddi genişleme dönemlerini paranın likidite olarak mali genişleme dönemlerine geçtiği tezi ileri sürülmüştür. Bu tez gerçekten çok küçük nüanslarla ortaya çıkan bir dönemi tanımlamaktadır. Ama o dönem içinde yapılmış bir tez olmayıp, yani 1913’lerde Lenin’in yazdığı dönemdeki bir tez olmayıp, 90’larda yazılmış olması nedeniyle para-sermayenin kendini ayırmaya başladığı yeni bir sektör olarak finans sektörünün sanayiden ayrıldığı ve sanayiden çok ileri gittiği bir süreci ortaya çıkarmıştır. Benim de 80’li yıllardan beri söylediğim ve vurguladığım elektronik para ile sanayi sermeye arasındaki çelişki bir başka deyişle para-sermaye ile sanayi sermayesi arasındaki çelişki gerçekte Marks’ın üçüncü cildinde açıklıkla görülmektedir. Marks’ın bu ciltte vurguladığı nokta şudur. Sanayi-sermaye para-sermaye sanayi sermayesine girdiğinde artık sanayi sermayesi olmaktadır ve böylelikle de meta üretimini yaratırken artı değeri de yaratmaktadır. Ama para-sermaye bir üretime girmediği için artı değerden para almaktadır bunun adı faiz veya olmaktadır. İşte bu faizin işleyişine karşılık olmaktadır. Faiz getiren sermaye para getiren sermaye olarak Marks sanayi sermayesinden ayırmaktadır. Ve diğer taraftan ticaret sermayesinden ticaretin bir artı değer yaratmadığı ancak yaratılmış artı değerden pay aldığını ileri sürerek de sanayi sermayesiyle ticaret sermayesi ve para sermayesi arasındaki uzlaşmaz artı değeri paylaşma konusundaki uzlaşmaz çelişkiyi vurgulamıştır. İşte bu noktadan hareketle Arrighi para sermayeyi mobilize olarak sanayiye verimliliği getirdiği zaman ticarete ticaretten de tefeciliğe geçtiği bir süreci tanımlamıştır. Ama bu süreç 90’lı yıllarda çok net ortaya çıkmıştır. Oysa Leninist emperyalizm tezine sadık kalan Monthly Review (MR) editörleri Paul Baran ve Paul Sweezy’nin önderliğindeki Amerikan komünist partisi teorisyenlerinin ileri sürdükleri tez tekelci kapitalizmdir. Yani Lenin’in emperyalizm tezinden aldıkları olgu tekelci kapitalizmdir ve tekelci kapitalizmin yarattığı tarzla artı değerin yeni ismiyle ekonomik artı ekonomik fazlanın tüketilmesi tekelci dönemin en önemli sorunudur. Çünkü bu dönemde görülmedik şekilde maddi bir genişleme dönemi vardır. Ve Keynesyen politikayla devlet sürekli yatırımları ve bu yatırımlar merkez Amerika’da olduğu gibi Çin, Brezilya, Almanya Türkiye ve Japonya’da da olmaktadır. Ve bu ithal ikameci endüstriler tekelci kapitalizmin pazarını garantilemek için bu ülkelerle yaptığı montaj sanayiler olarak karşımıza çıkmıştır. Ve bu sürecin diğer bir özelliği ise askeri hegemonyanın pekiştirilmesi için askeri harcamaların askeri Keynesçiliğin öne çıkmasıdır. Ama bu olgu içinde birinci departman dediğimiz üretim araçları üretimi, ikinci departmant dediğimiz tüketim araçları üretimi, üçünçü departmant dediğimiz silah sanayi kavramlarını açıklamıştır. Çünkü Sovyetler Birliği’nde olan soğuk savaş döneminde silah sanayi yatırımların büyük bir kesimin alarak bu 48’le 68 arasındaki büyümenin temelini oluşturmuş bir olgudur. Ama Vietnam savaşı sonrası ve Arap-İsrail savaşı sonrası petrol fiyatlarının aşırı yükselmesiyle ortaya çıkan petrol dolarlar Amerikan sanayinden ayrılmaya başlamış ve yeni bir sektör olarak finans sektörünü ortaya çıkarmıştır. Buradaki bizim vurguladığımız para sermayeyle Lenin’in vurguladığı finans-kapital bir çok çeviriciler tarafından mali sermaye olarak karıştırılmaktadır. Oysa Lenin’in tanımladığı ilişkide para banka sermayesi sanayi sermayesi yatırımları yapmakta teşvik etmekte ve bankalar sanayiyi kontrol etmektedir. Bu biçimle sanayiyle bir başka biçimde banka sermayesi sanayi sermayesine dönüşmektedir. Oysa bugünkü para sermayesi olarak bizim tanımladığımız olguda para sermayesi sanayi sermayesi içine girmeyerek tersine elektronik ortamda paranın yeni enstrümanlar aracılığıyla borsada ya da tahvil kağıtları ile bir ekonomi yaratmakta ve bu ekonomi kendi içinde sanayi sermayesine göre çok büyük balonları oluşturmaktadır.
|