10.11.2008/Sayı:211
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya Yavuz Selim

Azerbaycan kafakola alınıyor

Azeri lider Aliyev Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan ve Rusya Başbakanı Medvedev (soldan sağa) Moskovada buluştu

Azeri lider Aliyev Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan ve Rusya Başbakanı Medvedev (soldan sağa) Moskovada buluştu

Hem Rusya’nın hem de ABD’nin nüfuz savaşı verdiği Kafkaslarda atağa geçen Rusya’nın arabuluculuğu ile Moskova yakınlarındaki “Mein Dorf” şatosunda bir araya gelen Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, 1994 yılından beri Ermenistan’ın işgali altında bulunan Dağlık Karabağ sorununun barışçıl yollardan çözülmesini amaçlayan bir deklarasyona imza attı. Toplantının ardından açıklama yapan ev sahibi Rusya’nın Devlet Başkanı Medvedev, tarafların “Güney Kafkasya’da güvenlik ve istikrarın sağlanması, Dağlık Karabağ sorununun uluslararası hukuk temelinde çözümü konusunda anlaşmaya vardığını” açıkladı. Üç lider tarafından imzalanan “Moskova Deklarasyonu”nda ayrıca barışçı bir çözüme ulaşmak amacıyla hukuki bağlayıcılığı bulunan uluslararası garantiler sağlanması gerektiği konusunda görüş birliği içinde olduğu bildirildi.

1990’lı yılların başında Azerbaycan ve Ermenistan arasında Dağlık Karabağ yüzünden başlayan çatışmalarda 30.000’i aşkın Azerbaycan Türk’ü yaşamını yitirirken yüz binlercesi de doğduğu toprakları terk etmek zorunda kalmıştı. 1992 yılı Şubat ayında Rus askeri güçlerinin verdiği destekle Hocalı’da yalnızca bir gün içinde tümü savunmasız 63 çocuk, 106 kadın, 70 yaşlı olmak üzere 613 kişiyi katleden Ermeniler yine 1994 yılında Rusların yardımı sayesinde Dağlık Karabağ’ın denetimini tamamen ellerine geçirmişlerdi. Deklarasyon, Dağlık Karabağ’da ateşkesin sağlandığı 1994 yılından beri iki taraf arasında imzalanan ilk belge olma özelliğini taşıyor.

O tarihten bugüne Azerbaycan büyük bir gelişme gösterirken Ermenistan giderek büyüyen sorunların üstesinden kalkamamaya başladı. Bugün yalnızca Savunma Bakanlığı bütçesi bile Ermenistan’ın toplam bütçesinden daha büyük olan Azerbaycan yönetimi vaktiyle Dağlık Karabağ’ın gerekirse güç kullanılarak geri alınacağını söylüyordu. Son deklarasyon gösteriyor ki, Azerbaycan yönetimi artık güç kullanmak yerine politikayı tercih ediyor. Fakat şimdi arabuluculuk rolüne soyunan Rusya zaten Dağlık Karabağ’ın Ermenistan denetimine girmesinin ve ölen binlerce Azerbaycan Türk’ünün kanının sorumlusu. Ermenistan ise yıllardan beri Rusya’nın müttefiki ve Rusya Ermenistan’ı o kadar kolay gözden çıkaramaz. Aliyev yönetimi elbette bunu görüyordur ama bu kadar güçlü bir Ermeni diasporası varken uluslararası hukukun adil bir karar vereceğini beklemek yalnızca iyimserlik olur. Varılabilecek tek antlaşma ancak Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’a geri iade edilmesi olabilir.


Morales ABD’lileri sınırdışı etmeye devam ediyor

Evo Morales

Evo Morales

Washington yönetiminin Morales’ten daha çok çekeceği var gibi görünüyor. Geçtiğimiz ay Bolivya’da merkezi hükümete karşı ayaklanan isyancı valilere destek verdiği için ABD’nin La Paz Büyükelçisini sınır dışı eden Morales hükümeti, bu kez de yine isyancı valilere destek verdiği gerekçesiyle Bolivya’da uyuşturucuya karşı operasyon yapan Amerikan Uyuşturucuyla Mücadele Ajansı’nın (DEA) operasyonlarının süresiz olarak askıya alındığı bildirdi.

Geçtiğimiz Eylül ayında Bolivya’da zengin eyaletlerin valilerinin önderliğinde adeta bir isyan havasına bürünen ayaklanmalardan Morales hükümeti ABD yönetimini ayaklanmalara finansal destek vermekle suçlamış, ABD yönetimi ise misilleme olarak Bolivya’yı uyuşturucuyla mücadele etmeyen ülkeler kara listesine almıştı. Ancak Washington yönetiminin Bolivya’yı kara listeye almasının yalnızca siyasi amaç taşıdığı ve gerçeği yansıtmadığı yapılan icraatlar ile kendini gösteriyor. Nitekim Morales hükümeti uyuşturucuyla mücadele kapsamında 5 bin hektardan fazla alanda yasadışı olarak ekilen kokayı imha ettiklerini açıkladı. Devlet Bakanı Alfredo Rada da koka bitkisinin yetiştirildiği Chapare bölgesinde gazetecilere yaptığı açıklamada yeni ABD yönetimiyle yalnız uyuşturucuyla mücadele kapsamında değil diğer konularda da işbirliğine hazır olduklarını söyleyerek ABD’nin siyasi hamlesinin aslında ne kadar içi boş olduğunu da göstermiş oldu. Fakat bizden söylemesi ABD’nin uyuşturucuyla mücadele gibi bir derdi olmadığı gibi, elini bir kez veren eninde sonunda kolunu kaptırıyor. Uyuşturucuyla mücadele için ABD’yle ortak çalışmanın sonucu ancak ve ancak yeni ABD komploları olabilir. Hazır ABD’yi tümüyle Bolivya’dan kapı dışarı etmeye başlamışken geri adım atmayın. (Bu arada Bolivya Devlet Bakanı’nın adı nedense bütün Türk basınında “Alfreda” olarak geçiyor. Doğrusu “Alfredo” olacak. Onlarca kişinin çalıştığı büyük medyada bir kişi bile buna dikkat etmemiş mi?”


PPT ve VKP Chavez’e uzlaştı

Venezüella’da 23 Kasım’da yapılacak olan ve 17 milyon Venezüellalı seçmenin 22 bölge valisi, 328 belediye başkanı, 223 yerel yasama meclisinin üyelerini belirleyeceği yerel seçimlere çok az bir zaman kala, karşıdevrimci güçlerin çıkarına hizmet edecek bir karara imza atarak Chavez’in başında bulunduğu Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi (PSUV) ile ortak aday çıkarmak yerine kendi adaylarını çıkarmaya karar veren Venezüella Komünist Partisi (VKP) ve halen daha iktidar ortağı olan Patria Para Todos (PPT) yaptıkları hatanın nihayet farkına vardılar.

Her iki partinin PSUV ile ortak aday çıkarmak yerine kendi adaylarını çıkarmak istemesi ve oyların bölünecek olmasından dolayı büyük tepki gösteren Chavez her iki partiye de karşıdevrimin güçlenmesine neden olacak bu kararlarından dolayı ağır suçlamalar yöneltmişti. “Bu yolda giderlerse seçimlerde haritadan silinecekler, yok olacaklar, bundan emin olun.

Bu kişiler kişisel çıkarları üzerinden hareket etmektedir ve devrimci süreci destekleyen halk güçlerini bölmeye çalışmaktadır, bu yüzden ben onları hain ve karşıdevrimci olarak adlandırıyorum” diyen Chavez’in bu son derece sert demeçleri sonrasında her iki parti de geri adım atmak zorunda kaldı.

İlk başta Chavez’in suçlamalarının son derece ağır olduğunu belirten iki partinin sözcüleri Chavez’i daha dikkatli ve saygılı konuşmaya çağırsa da, halk nezdinde itibarı son derece yüksek olan Chavez’in sözlerinin gerçeklik payı içerdiğini anlayınca uzlaşmayı tercih etti.

Geçtiğimiz hafta yapılan ortak basın toplantısı sonucunda PPT ve VKP, bu ittifaka kendilerinin oy olarak fazla bir şey katamayacaklarını bildiklerini ama bunun bir zorunluluk olduğunu, yerel seçimlerde PSUV adaylarını destekleyeceklerini ve PSUV’un aday belirleme mekanizmasına güvendiklerini açıkladılar.

Böylece her iki parti de büyük bir yanlışın, karşıdevrimci güçlere hizmet etmenin eşiğinden son anda dönmüş oldular. PSUV, PPT ve VKP arasında varılan uzlaşmaya göre PPT ve VKP, seçim sonuçlarının kritik önem taşıdığı ve ortak hareket edilmesinin şart olduğu eyaletlerde PSUV’un adayını destekleyecekler, diğer eyaletlerde ise kendi adaylarını desteklemeye devam edecekler.

Hatanın neresinden dönülürse kardır atasözünün tam olarak anlamını bulduğu bir uzlaşma. Chavez’in gerçekten de 2006 başkanlık seçimlerinde biri 600.000 diğeri 342.000 oy almış partilerin oyuna gereksinimi yoktu ama karşıdevrimci saflara birlik içinde olduğu mesajının verilmesi son derece önemliydi.

Geçmişte Che gibi bir devrimcinin bile Bolivya’da neden başarısız olup şehit edildiği ve bunun sonucunda Bolivya’ya Morales gibi bir liderin gelmesinin ne kadar uzun zaman sürdüğü düşünülürse bunu PPT ve VKP’nin bizlerden çok daha iyi bilmesi gerekir.


Obama: “Siyah deri beyaz maske”

ObamaUzun zamandır gündemi meşgul eden Amerika’nın yeni başkanı kim olacak bekleyişi nihayet sonuçlandı. Filler yalnız değil eşeklerle tepişti bu sefer....

Bir eşek ve bir filin, pardon demokrat ve cumhuriyetçinin, yarıştığı seçim yarışını %47’ye karşılık %52’yle eşşekler kazandı.

Demokrat aday Barack Obama, rakibi McCain’i seçimlerde yenilgiye uğratarak ABD’nin 44. başkanı olmaya hak kazandı.

Seçim öncesi kampanyalar çok hareketli geçmişti hatırlanırsa. Ancak seçim sonuçları açıklanıp da Obama’nın zaferi belli olunca, aynı hareketlilik etkisini kaybetmeden devam etti.

Obama’nın zaferi kesinleşir kesinleşmez başta ABD’li demokratlar olmak üzere birçok Obama taraftarı sokaklara döküldü. Obama’nın seçimlerdeki zaferi kesinleşince Chicago’da 240 bin kişiye seslenişini de seçim sloganı olan “değişim” damgasını vurdu.

Herkesin başkanı olacağını belirten Obama’nın seçim zaferi ABD tarihinde de bağımsızlığın üzerinden geçen 232 yılın sonunda beyaz saray koltuğuna bir “siyah” oturmuş oldu.

Obama’nın zaferinin en çok tartışılan yanı da işte bu oldu. Beyaz saray koltuğuna ilk defa bir siyahın oturması gerçekten de ABD için bir değişim.

Afrikalı bir babanın oğlu olan Obama, yıllar önce atalarının

köle olarak getirildiği ülkenin başkanı oldu ve bu koltuğu Bush’tan devralacak.

İlk bakışta bir değişim söz konusu gibi görünse de emperyalizm ve Amerikan siyaseti olduğu sürece ezilenler açısından hiçbir değişimin olmadığı ortada.

ABD’de gerçekleşen zafer daha önce siyah haklarının temsilciliğini yapan Martin Luther King’in “rüya”sı değil, bizzat Obama’nın dediği gibi ABD’nin kuruluşundaki kendi “kurucu babaları”nın eşitliğe kavuşmaları. Obama buna demokratik eşitlik diyor; ama bu “değişim” zaferi, yine kendisinin seçim sonucunda yanında mutlu aile tablosuyla belirttiği gibi, bir değişimi yaratmak için sadece bir şans.

Şöyle diyor Obama:

“Dünyayı yıkmaya niyetlenenler. Sizi yeneceğiz. Barış ve güvenliği arayanlar. Sizi destekliyoruz. Aradığımız değişim bu zafer değildi. Bu zafer bize o değişimi yaratmak için bir şans verecek sadece.”

Obama klasik ABD emperyalizmi ağzıyla konuşuyor işte. Değişim bunun neresinde. Yine ABD ve onun karşısında dünyayı yok etmek isteyen şer odakları, yani ezilen milletler, yani üçüncü dünya. Yine dünyaya barış getiren Amerika. Ve Obama’nın dediği gibi bu seçim zaferi bu senaryonun devamının sağlayacak bir şans.

Hadi Amerikalıları anlarım. Amerikan çıkarları devam edeceği için ve Bush’tan (en azından IQ olarak daha ileride olduğunu düşünüyorum) daha akıllı bir başkanları olacak ve sistem aynen devam edecek.

Cumhuriyetçi tarafa bakınca da durum hemen çakılıyor zaten. Seçimler boyunca McCain ve rujlu pitbulu Palin, Obama hakkında demedik laf bırakmazlarken, seçim sonucunda McCain Obama için “dün rakip bugün başkan” olmuştu. Sistemde sıkıntı yok anlayacağımız. Zaten bir eşekler bir filer kazanmıyor mu Amerika’da?

Gelelim diğer sevinenlere… bir sevinç dalgası Kenya’dan geliyor. Kenya’lı bir babanın oğlu olan Obama, ABD’nin başkanı olurken, akrabaları seviniyor.

Gelelim Türkiye’ye…

E, ne de olsa Bush gitti, iyi bir şey değil mi bu?

ABD karşıtlarımız sevinmesinler de kimler sevinsin? Peki Obama bize hangi “değişim”i vaat ediyor.

Ermeni soykırımı iddialarını hemen kabul edecek, ruhban okulunun açılmasını da destekliyor. Kıbrıs meselesinde de Türkiye’ye karşıt fikirlere sahip. PKK ile mücadelede de hükümetle paralelmiş, yani AKP gibi düşünüyor…

Irak’tan asker çekecek mi? Aşamalı yapacakmış. Ölme eşşeğim ölme…

Ya Afganistan’da “değişim” var mı?

Var. Artık asker bulundurma yerine nokta atışları yapılacakmış.

ABD karşıtlarımız bir daha düşünsünler şimdi. Obama bir “değişim” vaat ediyor mu sizce?

Amerikancılara diyecek bir şey yok zaten…

Attıkları manşetler her şeyi gösteriyor:

Yeni Şafak derin bir “Oh!” çekmiş mesela. “Ohbama” manşetiyle çıkmış.

Hürriyet de “Amerikan ihtilâli” diyerek Amerika adına seviniyor.

Milliyet “Küresel umut”tan büyük beklentisini ortaya koymuş attığı manşetle.

Bugün ve Radikal’in “Amerikan Rüyası” yine görülen rüyayı (genel olarak kabus) anlatan anlamlı manşetlerden.

Taraf’lı Yasemin Çongar’ın Amerikalı kocası evde seçim sonuçların izlerken ağlamış. Yasemin Hanım kocasını anlatmış, “İç savaş bitti” diyor.

ABD’nin iç savaşı bitti mi bitmedi mi bizi ilgilendirmez ama, Amerika’yla ve onun desteklediği Kürt-İslamcılıkla olan savaşımız bitmeyecek.

Beyaz Bush gitmiş yerine beyaz maskeli siyah Obama gelmiş bizim için fark etmiyor.


Saddam’ın ölüsünden bile korkmuşlar

Saddam HüseyinO günü hepimiz hatırlıyoruz… ABD Irak’a demokrasi götürmek adına işgale giriştiğinde, aradan geçen 500 yılın emperyalizmin karakterinde hiçbir değişimin olmadığını görmüştük.

İşgal ve katliam…

Ve o anı da unutmadık… Saddam Hüseyin’in işbirlikçi mahkemenin karşısındaki tavrı geliyor gözlerimizin önüne:

Yargıç: İsminizi söyler misiniz?

Saddam: Hüseyin el-Macit. Irak devlet başkanı.

Yargıç: Mesleğiniz? Irak Cumhuriyeti’nin eski devlet başkanı mı?

Saddam: Ben hâlâ Irak Cumhuriyeti Devlet Başkanıyım ve Silahlı kuvvetlerin Başkomutanıyım. Bu hâlâ benim resmi sıfatım ve görevimdir…

Yargıç: İkametgâhınız?

Saddam: Her Iraklının evi ikametgâhımdır.

Gerçekten de her Iraklının evi Saddam’ın evi olmuş, her Iraklının evi bir direniş kalesi olmuştur işgalden sonra. Bağdat düşmüştür ama Iraklılar düşmemiştir.

Düşenler ise Amerika ve işbirlikçileri Şiiler ve Kürtler.

O anı da unutmuyoruz: İşbirlikçi Kürtler ve Şiilerin ellerinde Amerikan bayraklarıyla işgali kutlayışlarını…

İşbirlikçi mahkeme Saddam’ı idama mahkum edip 30 Aralık 2006’da da idamı infaz etti.

Ama idamı yeterli görmediklerinden ve Saddam’ın sehpada sallanan cesedinden dahi korkmuş olmalılar ki, Saddam’ın mezarının koruma müdürü Talal Misrab’ın geçen günlerde bir gazeteye yaptığı açıklama bu korkuyu ortaya çıkardı.

İddiaya göre Saddam idam edildikten sonra tam altı kez bıçaklanmış. Yüzünde de yer yer morluklar…

Dördü vücudunun önünde, ikisi de arkasında tam altı bıçak yarası, emperyalizmin ölmüş olan bir devrimci karşısındaki acizliğinin göstergesi değil de nedir?

İdamından sonra Saddam’ın altı kez bıçaklanması, Che’yi vurduktan sonra etrafında korkulu ve endişeli gözlerle onu izleyen işbirlikçi Bolivya askerlerinin sahnesini hatırlatıyor.

Ama her zaman olduğu gibi “devrimciler ölür, ama devrimler durmaz sürer!”

Saddam’a bin selam!



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe