10.11.2008/Sayı:211
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Onur Cüre

Emperyalizm desteğinde
Şeriatçı-Kürtçü-liberal ittifak

Atatürk’ün ölümünden hemen sonra Türkiye’de başlayan karşı devrim hareketinin bugün temsilciliğini üstlenmiş olan AKP iktidarı, 70 yıllık birikimlerinin meyvesini toplama safhasından yeme safhasına doğru geçmiş durumda. Bu 70 yıllık siyaset hayatında pek çok kişiler, kurumlar, partiler ve politikalar son derece önemli değişimler geçirdi.

Kürt-İslam Faşizminin Türkiye’de en güçlü dönemlerini yaşadığı şu günlerde, ülkemizde ciddi bir kutuplaşma da başlamış durumda. Aslında uzun süredir var olan bu kutuplaşma son günlerde iyice belirgin bir hal aldı.

Bu kutuplaşmanın bir ayağını bugün Şeriatçı-Kürtçü-liberal cephe oluştururken; bir ayağını da Atatürkçü cephe oluşturmaktadır.

Batı emperyalizminin de yönlendirmesi ile birlikte bu şeriatçı-Kürtçü-liberal cephe ya da çete, ciddi bir örgütlülük ve işbirliği içerisinde Cumhuriyet rejimine saldırmakta ve Atatürk’le hesaplaşmaktadır.

Bu hesaplaşmayı kimi zaman silahla, kimi zaman gösterilerle, kimi zaman TV programları ve sinemalarla yapmaktadır.

Bu saldırılar iki biçimde ilerlemektedir. Birinci saldırı şekli açıktan yapılan saldırılardır. Bu saldırıları düzenleyenleri ve amaçlarını herkes bilir. Saldırılarını ve saldırganlarını gizleme gereğini duymazlar. Bu saldırılar genelde Kürtçü ve Şeriatçı koldan ilerlemektedir.

İkinci saldırı ise, ki bu aslında en tehlikeli olanı ve birinci saldırıya zemin hazırlayan ve onu meşrulaştıran bölümdür, gizli yapılan psikolojik saldırılardır. Bu saldırı direk olarak milli değerleri hedef alır. Çarpıtma, küçültme, alay etme ve yanlış yönlendirme gibi nedenlerle yapılır. Bu sayede milli direnç kırılmaya çalışılmaktadır. Bu saldırılar genellikle liberal ve Şeriatçı çevrelerden gelmektedir.

Bu hareketlerin en büyük amacı da halkın örgütlenmesini ve harekete geçmesini önlemektir. Yani herhangi bir toplumsal sorun karşısında doğacak sorunları pasifize eder. Bunu ya bir kurumu şişirerek, ya sisteme muhalif gibi görünerek ya da yanlış önderler etrafında büyük gösteriler düzenleyerek yapar. Halkın harekete geçmek üzere olan milli duygularını tatmin eder ve yatıştırır. Bu sayede halkın mevcut sistemi değiştirme girişimleri etkisiz hale getirilmiş olur. Bu gösteriler sonucunda istediği sonuca ulaşamayan ve daha kötü bir tablo ile karşı karşıya kalan halkın direnci ve inancı kırılır.

Ne yaparsa yapsın sistemi değiştirmeye gücünün yetmeyeceği bilinçaltına yerleştirilerek insanları mevcut sisteme alıştırma, içinde bulunduğu durumu kabullenme ve olayların normalleşmesine sebep olur.

Bir taraftan da fiili saldırılar da artırılarak insanlar ve kurumlar sindirilir.

Örneğin; PKK saldırıları, insanların öldürülmesi, cinayetler, şehit cenazelerinin gelmesi insanların gözünde normalleşmiş ve bunlarla yaşamaya alıştırılmıştır. Buna karşı uygulanan çözüm politikaları da hep taviz vermek üzerine olduğu için insanları umutsuzluğa düşürmüştür.

Bu sayede teröre karşı oluşacak bir toplumsal duyarlılıkta azaltılmış olur. Bunun sonucu olarak terör kendisine büyük şehirlerde yaşama alanı bulur. Ve bundan sonra terör sadece dağdaki Mehmetçiği değil sokaktaki insanı tehdit etmektedir. Tüm bunlar ise yaşananların sadece Kürtçü boyutudur.

Bunun birde Şeriatçı boyutu vardır. Bu boyutta ise direk olarak Atatürkçülükle hesaplaşır. Atatürkçülüğün yanlış bir ideoloji olduğu ve bu ideolojinin mutlaka değiştirmesi gerektiği, bu ideolojinin halkın dini inançlarını engellediği, dinsizliğe neden olduğu, ahlaki yönden insanların yozlaştırdığı, sapık bir ideoloji olduğu ve bu ideolojinin yıkılmasının da dini bir görev olduğu propagandası yapılır. Tamamıyla milli kimliğe karşıdır, ümmetçidir.

Bir diğer saldırı kolu ise hem Şeriatçılığı, hem Kürtçülüğü besleyen, destekleyen ve onun bugünlere gelmesinde büyük paya sahip olan liberal koludur. Buradaki genel propaganda da ise Türkiye’nin geri kalmışlığının sebebi olarak yeterince batılılaşmamasına bağlanır. Modern Türkiye olabilmek ve çağdaş medeniyetler seviyesine çıkabilmek için bunun şart olduğundan bahseder ve başlar anlatmaya: İnsan hakları, demokrasi, eşitlik, özgürlük… Ve sonu gelmeyecek bir sürü kavramlar. Kısaca AB kriterleri ve ABD dayatmaları diyebileceğimiz çarpıtmalar. Özellikle AKP hükümeti tarafından vahi haline getirilen ve Tayyip’in anladığı medeniyetler seviyesine çıkma olayı tam da budur. Bu kriterler de bahsini ettiğimiz Kürt-İslamcı-liberal geleneğin çimentosunu oluşturmakta ve temelini atmaktadır.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe