10.11.2008/Sayı:211
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Kapak Özgür Billur

Yalnız adam değil tek adam!

Mustafa Kemal Atatürk

Atatürk, bizim ulusal değerimizdir. Adı üstünde, Türk’ün Ata’sıdır. Bizim namusumuzdur O. Fikir özgürlüğü diye Türk bayrağının yakılmasına göz yumulabilir mi? Atatürk’e yapılan hakaret, Türk Milletine yapılmıştır. Ölümünden 70 yıl sonra O’nu bir kez daha öldürmeye çalışıyor alçaklar. Ama başaramayacaklar. Atatürk’ümüze sahip çıkmak, Türklüğümüze ve Cumhuriyetimize sahip çıkmaktır. Ve kendisine Türk’üm diyen herkesin namus borcudur.

Atatürk düşmanlığının geçmişi

Atatürk düşmanlığı, Milli Mücadele döneminde başlamıştır. Hilafetçiler, saltanatçılar, İttihatçılar ve Kürtler her fırsatta bu düşmanlıklarını göstermişlerdir. Şeriatçı ve Kürtçü ayaklanmalar, Atatürk’e suikast girişimleri ve en yakınındakilerin ihanetleri…

Cumhuriyet’in ilanı bile Atatürk düşmanlarını durdurmamıştır. Atatürk, 1927 yılında düşmanlarını önemli ölçüde etkisiz hale getirdikten sonra okuduğu Büyük Söylev’inde Türk Milletine ve kendisine yapılan ihanetleri açıkça anlatır. Tarihe hesap verirken, düşmanlarından hesap sorar.

O tarihten sonra Atatürk düşmanlarını önemli bir kısmı O’nun gücü karşısında geri çekilirler. Türk Milleti büyük kurtarıcısına sahip çıkmıştır. Atatürk milletiyle özdeşleşmiştir. Büyük devrimci, devrimleri hayata geçirirken Türk Milleti O’nun yanındadır hep. Atatürk düşmanlarının saldıracak cesaretleri yoktur.

Bundan tam 70 yıl önce O’nun aramızdan ayrılmasıyla, Atatürk düşmanları yavaş yavaş toparlanmaya başladı. Çünkü O’ndan sonra gelenler, O’nun gibi devrimci değildiler. Demokrasi adına Atatürk’e karşı olanların önü açıldı. “Siz isterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz” diyen başbakan Atatürk’ün ölümünden yalnızca 12 yıl sonra iktidar oldu.

Ancak Atatürk düşmanları, bu düşmanlıklarını açıktan gerçekleştirmiyorlardı. Batıcı politikalar Atatürkçülük adına topluma yutturulmaya çalışılıyordu. 1968 devrimci gençlik mücadelesinin çıkışı, bu aldatmacaya karşı gerçek Atatürkçülük bayrağının yükseltilmesiydi. Denizler Atatürk düşmanlarına karşı mücadele ediyor ve O’nun tam bağımsızlık şiarını yükseltiyorlardı.

Tahrifattan açık saldırıya

Devrimci hareket, önce 12 Mart’ta, sonra da 12 Eylül’de Atatürkçülük adına yapılan askeri darbelerle ezildi. Atatürk düşmanları bu darbelerden hep güçlenerek çıktılar. Özellikle 12 Eylül, Türk solunu silindir gibi ezerken Atatürkçü ideoloji diye Kenan Evrencilik sunuldu topluma.

Atatürkçülük statükoculuğa, sol düşmanlığına dönüştürüldü darbeciler eliyle. ABD’nin “our boys” dediği darbeciler Atatürk’ün mirasını yok ederken Atatürkçülüğü elden bırakmıyorlardı. Çünkü biliyorlardı ki, Türkiye’de açıktan Atatürk düşmanlığı yapılamazdı. Atatürkçülük adına yaptıklarına karşı halkı ayağa kaldıracak Atatürkçü ve sol bir hareket bırakılmadığı için istediklerini birer birer gerçekleştiriyorlardı.

12 Eylül’den 38 yıl sonra 12 Eylül’ün ne kadar başarılı olduğunu görüyoruz. Atatürk Cumhuriyeti adım adım yok edilirken, artık açıktan Atatürk düşmanlığı yapılabiliyor. Artık Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü tahrif ederek, Cumhuriyet’e ve Türk Devrimi’ne düşmanlık yapılmıyor. Açıktan Atatürk’ün kişiliğine saldırılıyor.

Eskiden münferit diye önemsenmeyen Atatürk’ün kişiliği ve hayatıyla ilgili alçakça iftiralar artık önümüze sinema filmi olarak çıkıyor. Bir avuç şeriatçı hain değil artık bunlar. Gazeteleri ve televizyonlarıyla tüm Atatürk ve Türkiye düşmanları saldırıya geçtiler.

Atatürk, Türkiye’dir

Atatürk, Büyük Söylev’inde tarihe not düşmek ve Türk düşmanlarını teşhir etmekle kalmamış, bugün yaşadıklarımız konusunda bizi uyarmıştı. Ölümünden sonra, Cumhuriyet’in ve bağımsızlığın tehlikeye düşebileceğini öngörmüştü. İktidara sahip olanlar, yalnızca gaflet ve dalalet değil, ihanet içinde de olabilirdiler.

Bugün ulusal bütünlüğümüz ve Cumhuriyetimize yönelik Kürt-İslamcı bir saldırı vardır. Bu saldırganlar, Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etmek isteyen emperyalist güçlere dayanmaktadırlar. Türk varlığı Anadolu’da tehdit altındadır. Devlet, bölücü ve gerici güçler karşısında izleyici durumdadır.

Türklüğe ve Cumhuriyet’e yönelik saldırıların sonunda Atatürk’e ulaşması çok doğaldır. Çünkü Atatürk, Türk Milletini temsil eden bir semboldür. Tıpkı bayrak gibi. O, tarihte yaşamış ve fikirleri bugüne de ulaşan bir kahramandan ötedir. O, Türk’ün Atasıdır, Atatürk Türkiye’dir.

Evlerin camlarında Türk bayraklarıyla Atatürk resimleri yan yanadır. Her Türk bilir ki, bugün varlığını borçlu olduğu kişi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Ay yıldızlı bayrağımız O’nun sayesinde asılıdır evlerimizde. Dünyada başka bir lider yoktur ki, milletiyle bu kadar iç içe geçsin, kaynaşsın.

Cumhuriyet’e ve Türklüğe düşman olanların Atatürk düşmanlığı yapmaları çok doğaldır. Çünkü Atatürk yıkılırsa bu milleti bir arada tutacak tüm değerler yıkılır. Türklüğümüz, bağımsızlığımız, vatanımız ve elbette bunlar olmazsa kaybedeceğimiz şerefimiz…

Atatürk’ten korkuyorlar

Atatürk’ün yaptıkları birer birer yıkılıyor. Hiçbir kurum veya parti buna müdahale ediyor mu? Şehirlerimizde ayaklanma provaları yapılıyor, şeriatçılar Atatürk’ün koltuğunda oturuyor, Türk’üm diyenlere “faşist” deniyor. Kimsenin sesi çıkmıyor.

Atatürk düşmanları daha önce hiç bu kadar güçlü hissetmediler kedilerini. Meydanı hiç bu kadar boş bulmadılar. Türk Milleti sahipsiz, örgütsüz; tıpkı 1919 öncesi gibi.

Ancak Atatürk düşmanlarını korkutan bir şey var: Ölümünün üzerinden 70 yıl geçmesine ve her seferinde daha gerici ve işbirlikçi iktidarlar başa gelmesine rağmen Atatürk çok güçlü hâlâ.

Her yıl Anıtkabir’e gelen ziyaretçi sayısı daha da artıyor. Türk Milleti, Atatürk’e koşuyor. AB görevlileri tarafından devlet dairelerinden indirilmesinin istendiği resimleri her Türk’ün evinde asılı neredeyse. Kara Kuvvetleri’nin brövesinden resmi çıkarıldığında Türk Milletinin nasıl tepki gösterdiğini hatırlayalım. Atatürk ve Türk Devrimi ile ilgili kitaplar hep çok satıyor.

Cumhuriyet’i yıkmak ve Türkleri bu topraklardan atmak isteyenler, Atatürk’ten korkmakta çok haklılar. Atatürk, Türk Milletini bir arada tutan harç olduğu gibi, düşmanlarına karşı elindeki en büyük silahtır.

Bu millet, Atatürk’e bu kadar güçlü bir aşkla bağlı kaldığı sürece Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldıramazlar. Bunun farkında olan Türk ve Cumhuriyet düşmanları, Atatürk’ün üstün karakterine saldırarak O’nu halkın gözündeki saygınlığını yıkmak istemektedirler.

Türk Milleti, Atatürk’te kendi kimliğini ve gücünü gördüğü için O’na hayran. O’nun mükemmel karakteri ve üstün iradesi sayesinde Türk milleti varlığını devam ettirdi yeryüzünde.

Türk’teki bu Atatürk imgesini yıkarsanız, Türk’ü esir alırsınız. Atatürk’ün kişiliğine ve özel hayatına bunca saldırının altında yatan sebep budur.

Yalnız, basiretsiz ve kötü alışkanlıkları olan bir lider imajı çiziliyor Atatürk hakkında. Millet böyle bir liderin peşinden niye gitsin değil mi? Alçakça iftiralar ve yalanlarla Atatürk yalnızlık psikolojisi içinde bir diktatör olarak gösteriliyor.

Yalnız değil tek adam

Peki Atatürk yalnız mıdır?

Elbette hayır! Atatürk her zaman halkı ile beraberdir. Türk Milletine büyük bir aşkla bağlı olan Atatürk’e, milleti de minnet duygusuyla bağlıdır. Dünyanın hiçbir liderine milleti bu şekilde bağlanmamıştır.

Atatürk’ün yurt gezilerindeki fotoğraflara bir bakalım. Fabrika ve okul açılışlarında halkla nasıl iç içe olduğunu görürüz. Ne bir koruma ne bir güvenlik çemberi. Çünkü O, milletinin arasında güvendedir. Tüm devrimciler gibi…

Ve Atatürk tüm devrim önderleri gibi tek adamdır. Asla yalnız adam değil…

Atatürk’e karşı muhalefet partisi kuranların çoğu O’nun eski silah arkadaşlarıdır. Karabekirler, Rauf Orbaylar, Refet Beleler vs. birlikte hareket ederler. Atatürk onların karşısında yalnız gibidir, ama gerçekte O, Türk Milletini temsil etmektedir. Tek adam olması onun yalnızlığını değil, milletinin onunla birlikte olduğunu gösterir.

Asıl yalnız olan O’nun karşısında yer alanlardır. Çünkü sadece Atatürk’e değil, Türk Milletine karşıdırlar. Türk Milletinin kurtuluşunu ve varlığını yalnız Atatürk savunmaktadır. Atatürk, kendisine karşı muhalefet yürüten eski silah arkadaşlarının durumunu ve kendisinin nasıl bir politika uyguladığını şöyle anlatır Nutuk’ta:

“Milli Mücadeleye beraber başlayan yolculardan bazıları, milli hayatın bugünkü Cumhuriyete ve Cumhuriyet kanunlarına kadar gelen gelişme seyrinde, kendi ruhiyat ve fikriyatlarının kavrama sınırı bittikçe, bana mukavemet ve muhalefete geçmişlerdir… Ben milletin vicdanında ve istikbalinde hissettiğim büyük ilerleme kabiliyetini, bir milli sır gibi vicdanımda taşıyarak yavaş yavaş bütün toplumumuza benimsetmek mecburiyetinde idim.”

Atatürk’ün Türk Devrimi’ndeki belirleyiciliği, daha doğrusu “tek adam”lığı bundan önce pek çok tarihçi ve dönemin tanıkları tarafından tespit edilmiştir. Şevket Süreyya Aydemir’in ünlü kitabının ismi ne idi: “Tek Adam”. Ancak burada anlatılan “tek adam”lık hiçbir şekilde yalnızlık ya da diktatörlük değildir.

Atatürk’ün karşısında yer alanlar ise gerçekten yalnız ve kompleksli kişilerdir. Eylemleri ve yazdıklarıyla Atatürk’ün karşısında olan isimlere şöyle kısaca bir göz atalım. Milli Mücadele döneminde her zaman Mustafa Kemal’in karşısında olan Enver Paşa örneğin. Önce Almanların elinde bir maşa olarak Panturanizm hayalleri kurmuş, ardından Bolşevik olup Rusya’ya gitmiş Milli Mücadele’nin en hareketli günlerinde. Ölümü ise trajik biçimde esir Türkleri kurtarmak(!) için gittiği Türkistan’da Ruslarla savaşırken olmuştur.

Kazım Karabekir Paşa, 1919’da Mustafa Kemal’e bağlılığlını bildiren ilk paşadır, ama Cumhuriyetin ilanından sonra dinci ve liberal Terakkiperver Parti’yi kuranlardandır. Uzun yıllar sonra yazdığı anılarında, Milli Mücadele fikrinin ilk kendisinden çıktığını yazmıştır. Atatürk bu iddia ile ilgili, “Bu satırları yazan hakkında akıl doktorlarının nazar-ı dikkatini celbederim” demiştir.

Diğer muhaliflerden Rauf Orbay, saltanatın kaldırılması gündeme geldiğinde “Benim babam padişahın ekmeği ve nimetiyle yetişmiştir. Benim de kanımda o nimetin zerreleri vardır. Nankör değilim ve olamam. Padişaha sadakat göstermek benim borcumdur.” demiştir. Refet Bele de Rauf Orbay’ın yanında yer almıştır.

Bu örnekler çoğaltılabilir. Büyük Söylev’i yeniden okursak görürüz: Atatürk’ün yanında olan kişilerin çoğu O’nun fikir yapısından devrimciliğinden çok uzaktadır. Atatürk’ün güçlü iradesi ve devrimciliği ile bu kişileri ya ikna etmiş ya da Meclis’teki diğer milletvekillerini arkasına alarak tecrit etmiş, etkisizleştirmiştir.

Atatürk’e saldıranların kaynak olarak yararlandığı eserler, ona karşı muhalefet etmiş kimselerin anılarıdır. Ama bu anılar, Atatürk’ün güçlü iradesi ve devrimciliği altında ezilenlerin kompleksleriyle yazılmıştır.

Milli Mücadele ve Cumhuriyet tarihi, bir anlamda Atatürk’ün güçlü iradesi ve devrimciliğinin tarihidir. Tarih, Atatürk’ü “Tek Adam” olarak yazmıştır. Atatürk, çöken Osmanlı İmparatorluğu’nun artık kurtulamayacağını ve yeni bir devlet kurmanın zorunluluğunu gören tek adamdır.

Bu devlet, Osmanlı’da horlanan ama imparatorluğun asli unsuru olan Türklerin milli devleti olacaktır. “Milleti, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır”. İhtilalin bildirgesi olan Amasya genelgesi Atatürk’ün bu tespitiyle başlar. Atatürk, Anadolu’da Türk diye bir milletin yaşadığını ve bu milletin kurtuluşunu kendisini sağlayacağını açıklayarak tüm mandacı fikirleri mahkûm etmiştir. Bu anlayış, yalnız ve yalnız Atatürk’tedir. En yakınındakiler, kurtuluş için en makul çözümün Amerikan mandası olduğunu savunurlarken Atatürk, asla “tam bağımsızlık” şiarından taviz vermemiş ve arkadaşlarını da bu fikre ikna etmiştir.

Türk tarihinde Türklüğü bir siyasi bir kimlik haline getiren Atatürk’tür. Türklük, ideolojik düzlemde antiemperyalizmdir ve devrimci bir kimliktir. Türk, çöken Osmanlı’nın kozmopolitizmi ve emperyalizmin işgalinden bu devrimci kimlikle çıkmıştır. Türklük, hem emperyalizme direnmenin hem de yeniden dirilişinin adıdır.

Türk milliyetçiliğini bu düzlemde değerlendiren başka bir lider olmadı. Ne hayattayken, ne de ölümünden sonra.

Atatürk devrimcidir

Atatürk hayattayken karşısında yer almayan kadrolar bile Atatürk’ün ne yapmak istediğini tam kavrayamamışlardır. O’nun ölümünden sonra, Türk Devrimi’nin antiemperyalist tam bağımsızlıkçı çizgisinden adım adım sapılması ve gericiliğin tekrar hortlaması bunun en açık göstergesidir.

Atatürk, bu tehlikeyi gördüğü için Cumhuriyeti gençliğe emanet etmiştir. Atatürk, devrimci karakterine ve fikirlerine en yakınındakiler bile erişememiştir. Bu anlamda tektir. Ama bu, şimdiki Atatürk düşmanlarının söylediği gibi psikolojik bir yalnızlık değildir. Devrimci liderin yalnızlığı ve tekliğidir. Bu ise bambaşka bir şeydir.

Osmanlının yetişmiş kadroları, Türk milletini tanımazlar ve Batı hayranıdırlar. Atatürk’ün yanındaki kadrolar da bu zihniyetle yetişmişlerdir. Atatürk ise, milletini çok iyi tanır ve onu nasıl ilerleteceğini bilir. Türk Milletinin “ilerleme kabiliyeti”ne güvenerek gerçekleştirir tüm devrimleri.

İsmet Paşa gibi en yakınındakiler, yaşamı süresince O’na bağlı kalmakla birlikte, O’nun yokluğunda rotayı kaybetmişlerdir. Neredeyse bütün Üçüncü Dünya ülkelerinde benzer durum sözkonusudur. Mısır’da Nasır, Filistin’de Arafat sonrası yaşananlar bizdekine benzemektedir.

Uzun yıllar Batıcı sömürgeci sistem içinde yaşamış toplumlar, kendi benliklerini yitirmeye başlarlar. Bu sistemin yarattığı kültür ve dünya görüşü ilk önce aydınlar üzerinde etkili olur. Kendine ve ulusuna asla güvenmeyen, ezik karakterdedir ezilen dünyanın aydını ve siyasetçisi. Batıya karşı olanı bile, bilinçaltında ona bir hayranlık duyar.

Atatürk, Türk’ün kurtuluşunu bu yanlış zihniyetle mücadele ederek başarmıştır. O, Batı’nın, tarih boyunca “bizi yıkmak için ne lazım gelirse yaptığını” biliyor ve “Hangi istiklal vardır ki, yabancıların planlarıyla, yabancıların nasihatleriyle yükselebilsin” diyordu. Batı karşıtlığı ve Türk Milletine güven, O’nun devrimciliğinin temeliydi.

Milletine antiemperyalist bir milliyetçilikle yol gösterdi Atatürk. O’nun 70 yıl önce aramızdan ayrılmasından sonra başladı bugün yaşanan ihanet süreci. Çünkü sonra gelenler Cumhuriyeti koruyacağız, diyorlardı, ama devrimci değildiler. Devrimciliği bırakırsanız, ne Türklüğü, ne bağımsızlığı ne de Cumhuriyeti koruyabilirsiniz.

Atatürk’ümüze dokunamazsınız, o bizim namusumuzdur!

Atatürk’ün devrimci karakteri, Türklük ve bağımsızlık aşkıyla doludur. Şu konuşmasına bir kez daha kulak verelim:

“Esas olan, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla elde edilebilir. Ne kader zengin ve refah içinde olursa olsun bağımsızlıktan mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık olamaz.

Yabancı bir devletin himaye ve sahipliğini kabul etmek, insanlık vasfından mahrumiyeti, acizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Hakikaten bu seviyesizliğe düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.

Hâlbuki Türk’ün haysiyet ve şerefi çok yüksek ve büyüktür. Büyük bir millet esir olarak yaşamaktansa mahvolsun daha iyidir!..

Öyleyse Ya İstiklal Ya Ölüm”

Dünyanın pek çok ülkesinde pek çok devrimler yaşandı. Bu devrimlere yön veren pek çok büyük devrimci lider geldi dünyaya. Ama hiçbiri Atatürk kadar büyük ve ölümsüz olmadı. Hiç birine O’nun gibi zaman geçtikçe daha çok sarılmadı milleti.

Çünkü hiç bir devrim bir ulusun yoktan var edilmesi değildi dünyada; Türk Devrimi hariç. Hiç bir devrim bir millete bağımsızlığını kazandırırken, ulus olma bilincini kazandırmadı aynı zamanda. Hiç bir devrim işgalci emperyalisti kovduktan sonra, milletini çağdaş uygarlık seviyesine çıkaracak büyük devrimleri yapmadı. Hiç bir devrim, bu özellikleriyle diğer mazlum milletlere örnek olmadı.

Atatürk, “Türk inkılâbı, kelimenin ima ettiği ihtilal manasından daha geniş bir tahavvülü (bir halden diğerine geçiş) ifade etmektedir” diyerek açıklar bu durumu.

Biz Türkler böyle büyük bir devrimci önderimiz olduğu için övünüyoruz. Ata’mıza sonsuz bağlılığımızı bildiriyoruz 70.ölüm yıldönümünde de.

Peki yeterli mi bu? Atatürk’e açıktan saldırırken düşmanlarımız, biz izliyoruz olan biteni. Çoğumuz fikir özgürlüğü diyerek açıklıyoruz bu tepkisizliğimizi. Hatta bazılarımız ahmakça alkışlıyor Atatürk’ü küçük düşürme kampanyasını.

Atatürk, bizim ulusal değerimizdir. Adı üstünde, Türk’ün Ata’sıdır. Bizim namusumuzdur O. Fikir özgürlüğü diye Türk bayrağının yakılmasına göz yumulabilir mi?

Atatürk’e yapılan hakaret, Türk Milletine yapılmıştır. Ölümünden 70 yıl sonra O’nu bir kez daha öldürmeye çalışıyor alçaklar. Ama başaramayacaklar.

Atatürk’ümüze sahip çıkmak, Türklüğümüze ve Cumhuriyetimize sahip çıkmaktır. Ve kendisine Türk’üm diyen herkesin namus borcudur.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe