03.11.2008/Sayı:210
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Onur Yaman

Gerekçeli kararın ardından

AKP Kapatılma davası
gerekçeli kararı açıklandı

AKP kapatılma davasının gerekçeli kararı geçtiğimiz hafta Cuma günü açıklandı. AKP’nin kapatılmayıp laiklik odağı olarak görüldüğü ve bu yüzden hazine yardımından mahrum bırakıldığı 30 ayrı nedene dayandırıldı. Bunlar içinde türbanın üniversitelerde serbest bırakılması amacı ile yapılan Anayasa değişikliği ve başta Tayyip olmak üzere AKP’nin önde gelenlerinin bu konu üzerine söyledikleri etkili oldu. Şöyle ki; “söz söyleme yetkisi din ulemasınındır…”, “İslam ile laikliği yan yana tanım olarak getirmek yanlış olur.” “Kişiler laik olmaz…”, “Velev ki (başörtüsünü) bir siyasi simge olarak taktığını düşünün. Siyasi simge olarak takmayı da suç kabul edebilir misiniz? Özgürlükler noktasında Dünyanın neresinde böyle yasak var”. Ya da Bülent Arınç’ın “ben laikliğe inanmıyorum en azından bizdeki uygulama şekline…” Zapsu’nun “türbanı yüzde ellisi inanç için takıyor deseniz bile bu yüzde elliye türbanını çıkar demek, sokaktaki kadına donunu çıkar demekten farksız” sözleri buna en iyi örneklerdir.

Bunların dışında, AKP İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz, Adana Milletvekili Abdullah Çalışkan, Tokat Milletvekili Resul Tosun, Sivas Milletvekili Selami Uzun, Isparta Belediye Başkanı Hasan Balaman, Dinar Belediye Başkanı Mustafa Tarlacı’ya ait 30 farklı eylem gerekçe görüldü.

Şeriatçı basının taarruzu

Gerekçeli kararın açıklanmasıyla birlikte şeriatçı basın hemen taarruza geçti. Yeni Şafak ve Vakit Gazeteleri Her zamanki sığ saldırılarına başladılar. Efendim Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya iddialarını google adlı arama motorundan almışmış. İki gazete de Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın hazırladığı 400 belgeden sadece 29’u mahkeme tarafından ciddiye alındığını yazarak akılları sıra hazırlanan iddianamenin ne kadar boş olduğunu ortaya koyacaklar.

İyi de hâlâ neyin tartışması yapılıyor. 30 ayrı iddia kabul edilmiş ve iddialar üzerinden AKP’nin laiklik karşıtı odak olduğu konusunda Anayasa Mahkemesi’nin Haşim Kılıç dışında kalan 10 üyesi hemfikir olduğunu açıklamış ve bunun sonucunda AKP’yi hazine yardımından mahrum bırakma kararı alınmış. Savcının görevi suç unsuru gördüğü olguları mahkemeye sunmaktır. Değerlendirme mahkemenindir. Konu görüşülüp karara bağlanmış, gerekçeleri açıklanmış hala neyi tartışıyorsunuz. Bu, şuna benziyor: Adam 400 kişiyi öldürmekten yargılanıyor mahkeme 29 kişiyi tespit ediyor hısımları da savunmasını “bakın iddialar ne kadar abartılı aslında kendisi suçsuzdur 371 kişiyi öldürmemiştir, sadece 29 kişiyi öldürmüştür.”

Milli irade mi Faşizm mi?

İşler kötüye gitse veya AKP ne zaman devlet kurumlarına bir taarruz yapacak olsa hemen milli irade tartışmaları başlıyor. Ana tezlerini şu: Anayasa Mahkemesi meclis üstünde tahakküm kuruyor bu tahakkümde antidemokrat bir yapının olduğunu gösteriyor. O zaman milletin iradesini yansıtan meclisin üstündeki bu tahakkümü yani Anayasa Mahkemesi’ni kaldırmak gerekir. Yeni Şafak gazetesinden Hakan Albayrak bunu açık bir şekilde söylüyor; “...milletin teveccühüne mazhar olmuş pek çok siyasi partiyi ideolojik mülahazalarla kapatan,’367’ davasında Meclis çoğunluğunun iradesini hiçe sayan ve başörtüsü davasında daha da ileri giderek Meclis’i bütünüyle çiğneyen Anayasa Mahkemesi, çok partili parlamenter sistem aleyhindeki faaliyetlerin odağı olmuştur. Gereği yapılsın!”

Koroya bir ses de Vakit gazetesi köşe yazarı Selahaddin Çakırgil katıyor: “Bu karardan sonra, Meclis, hiçbir temel konuya dair irade ortaya koyamayacak demektir. Yapılacak olan bu Anayasa Mahkemesini kaldırmaktır.’’ Şeriatçı basının talepleri Abdurrahman Yalçınkaya’nın yargılanma isteğine kadar varıyor.

Şeriatçıların anlamak istemediği gerçek oy çoğunluğunun “milli irade” ile aynı şey olmadığıdır. Milli irade tek başına meclisle tanımlanabilecek bir şey değildir. Tüm kurumlar tüm yetkiler meclisin veya AKP’nin sözcüsü olacaksa, bunun adı faşizmdir. Neticede partiler seçilirler iktidara gelirler iktidardan düşerler. İktidarın icraatları, yetkileri, belli şartlara tabidir. Yasalarla sınırlanır. Örneğin bir parti, “ben % 47 oy aldım milli irade benim iki dudağım arasından çıkan sözdür” düşüncesiyle milleti, devleti, cumhuriyeti hedef alacak uygulamalara başvurursa o anda devreye yargı girer, Cumhuriyet Savcılığı girer. Cumhuriyet Savcılığı gibi bir kurumun oluşturulması dahi ‘milli irade’yi bahane ederek cumhuriyeti hedef alabileceklere karşıdır.

‘Cumhuriyet Savcılığı’nın isim babası Atatürk dönemi Adalet Bakanlarından Mahmut Esat Bozkurt’tur. Atatürk’ün huzurunda ‘hukuk reformu’ tartışılırken Bozkurt’u sıkıştırırlar. “Neden sadece savcılara cumhuriyet savcısı denilir? Cumhuriyet Başbakanı, Cumhuriyet Bakanı, Cumhuriyet Müsteşarı, Cumhuriyet Valisi, Cumhuriyet Büyükelçisi olmuyor da neden Cumhuriyet Savcısı? Nedendir bu imtiyaz?” Atatürk, Bozkurt’a döner ‘Ne diyorsun?’ diye sorar. Bozkurt’un cevabı çok nettir: “Çünkü öyle zamanlar olur ki, cumhuriyeti korumak için başbakandan, bakandan, müsteşardan, validen, büyükelçiden bile hesap sormak gerekebilir. İşte o hesabı soracak olan ‘Cumhuriyet Savcısı’dır.” Atatürk gülümseyerek, “Devam et Bozkurt” der. AKP’nin Cumhuriyet Başsavcısını ve yüksek yargıyı hedef almasının temel nedeninin cumhuriyeti koruma görevleri olduğunu bilmem anlatmaya gerek var mı?

MHP, AKPnin devlet karşıtı ortağı

Bu arada bir demokrasi düşkünü daha sahalara atıyor kendini: Devlet Bahçeli. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi gibi en kritik dönemlerde hep AKP’nin yanında yer alan Bahçeli, “Yüce Mahkeme’nin iki kararı bir arada ele alındığında; TBMM ve siyaset kurumu için daraltılmış bir meşruiyet alanı belirlendiği, bunun sınırlarının çok katı bir çerçevede çizildiği bu suretle Meclis iradesinin ve anayasal yetkilerinin çifte vesayet altına alındığı görülmektedir” açıklamasını yapıyor. Türbanla ilgili yasa çıktığı dönemde olduğu gibi MHP tekrar AKP’ye gaz veriyor. Amaçları demokrasi falan değil. MHP de en az AKP kadar devlet düşmanlığı yapıyor. Şeriatçıler tek ses olup yargıya kan kusarken, MHP de yanlarında yer alıyor.

Sanırız son tartışmalar bile yargının nasıl bir “odak”la karşı karşıya olduğunu görmesi ve odaktaki partiyi neden kapatması gerektiği hususunda yeterli gerekçeyi oluşturmuştur.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe