| Prof. Dr. Şener Üşümezsoy |
Kapitalizmin bunalım dönemleri ve devrimci yükseliş Devrimci strateji, klasik dönem Marksizminde metropol ülkelerde, yani kapitalizmin en gelişmiş olduğu ülkelerde, emek-sermaye arasındaki çelişkiyi temel almaktadır. Bu anlayış, 1913’teki kapitalizmin bunalımı ile ana çelişkinin, Lenin’in tespitiyle, kapitalizmin zayıf halkalarından birini oluşturan bölgelerde devrimin başlayacağıdır. Bu tez daha sonra ana çelişkinin metropol-gelişmiş kapitalist merkezler-ile çevre ülkeler arasında bir çelişki olacağı ve bundan sonraki devrimin bu temel üzerinde yükseleceği üzerinedir. Buradaki temel devrimci öğeler, halk ve ulus kavramları, sınıf kavramlarının önüne geçmiştir. Sovyet devrimi sonrası temel çelişkinin emperyalist merkezler ile çevre ülke halklar ve devletler arasında olduğu, Doğu Halkları Kurultayı’nda resmi tez olarak ileri sürülmüştür. Sovyetler Birliği ile İngiliz emperyalizminin uzlaşması sonrası bu antiemperyalist devrimler Komintern’in programından çıkartılmıştır. 1929 dünya ekonomik krizi, devrimci politikayı merkez ülkelere karşı yükselen antiemperyalist çevre ülkelerinin mücadelesini belirleyici olarak ortaya çıkarmıştır. Türk Devrimi ve Çin Devrimi bu kriz döneminin devrimleridir. 60’lı yıllardaki yükselen devrimci hareket ise, yine esas olarak merkez ülke ABD’ye karşı Asya, Latin Amerika ve Afrika halklarının mücadelesi olmuştur. Bu bağımsızlıkçı devrimler giderek devrimci özelliğini halkçı ulusçu özelliklerini yitirerek, 70’li yıllardan sonra dünya emperyalist sistemine entegre olarak, küreselleşme sürecine girmişlerdir. Günümüzde yoğun bir mali krizin yaşandığı bu dönem nasıl bir devrimci sınıf mücadelelerine halkçı ve ulusçu mücadelelere temel ve neden oluşturacaktır sorununu kavramak için bu yazıda kapitalist gelişmenin uzun bir süreçte gelişme ve gerileme dönemleri ele alınacaktır. Bu dönemlerde gelişen veya bu dönemleri geliştiren politik ekonomi dışı öğelerin altı çizilecektir. Bunun anlaşılması, devrimci strateji açısından hayati önemdedir. Tersi kapitalizmin uzun dalgalar sürecinde ilerleme ve gerileme dalgaları şeklinde bir gelişme gösterdiği ve bu gelişmenin determinist bir şekilde bir ilerleme dönemi gerileme dönemine geçer, gerileme dönemi de bir ilerleme dönemini getiriri gibi mekanik bir anlayış, idealist bir anlayış bizi gerçeği kavramaktan uzaklaştırabilir.
Kapitalizmin uzun dalgaları nedir? Kontradief döngüleri olarak tanımlanan bu uzun döngüler politik ve ekonomik analizden uzak tutulduğunda, idealist bir anlayışla kapitalizmin döngüsel bir şekilde yoluna devam edegeldiği anlayışına bizi götürür. Gerek Wallerstein’in gerek Arighi’nin Kontradif A ve B dönemlerini analiz eden kaba analizleri buna örnektir. Kapitalizmin gelişimi düz bir çizgisel ilerleme olmayıp maddi genişleme ve mali genişleme dönemleriyle tanımlanan, birbirini ardalayan gelişme ve gerileme dönemleri söz konusudur. Bu dönemleri ciddi analiz ettiğimizde karşımıza uzun dalgalar, genişleyici uzun dalga ile gerileyici uzun dalgaların çıktığını görürüz. Bu uzun dalgalar içinde ise kapitalizmin içsel dalgalanmaları dediğimiz çevrimler, küçük döngüler yer almaktadır. Bu perspektifte olaya yaklaştığımızda bir genişleyici uzun dalgaya girdiğimizde, bu dalga içinde dalgalar diyeceğimiz küçük kısa dönemli hızlı genişleme ve çökme dönemleri yer almaktadır. Ve bu uzun dalga kendi içinde bir gerileme döneminin tohumunu taşımaktadır. Bir başka deyişle uzun dalga genişleme sürecindeki büyümesi gerileme dönemini getirmektedir. Buradaki içsel gelişim, eğer bir dışsal olgu söz konusu değilse yeni bir genişleyici dalgaya geçememektedir. Yani kontradif döngüleri gerileyici dönemden sonra ilerleyici döneme içsel kapitalist gelişmenin yasalarıyla geçildiğini varsaymaktadır. Oysa Troçki ve Mendel bu geçiş dönemlerini analiz ettiklerinde dışsal etkenin ekonomik olmayan etkenin mutlak belirleyiciliğini ortaya koymuştur. Bu teorik çerçeveyi daha anlaşılır hale getirmek için genişleyici uzun dalganın özelliklerini tanımlamamız gerekmektedir. Bunu olabildiğince yalın bir şekilde tanımlamamız gerekirse depresif uzun dalga döneminde, yani gerileyen uzun dalga döneminde, uzun süren yetersiz yatırımlar elde para sermayenin bolluğuna yol açar. Bir başka ifadeyle, yatırımların karlılığını yitirdiği yerde para sermayesi maddi genişleme döneminden uzaklaşarak paranın likit hale geçtiği bir dönemdir. Yeni tekniklerin bu süreçte üretime girememesi, çöküntülü uzun dalganın devamına yol açar. Bu sürecin sonunu kapitalist dinamiklerle içsel olarak belirleyen öğenin, paranın istikrara kavuşarak, dünya pazarına egemen olması sonucu kar oranında ve sermaye birikiminde bir yükseliş ortaya çıkmaktadır. Kar oranındaki sermaye birikimindeki uzun vadedeki yükseliş, yoğun bir teknolojik devrimle birlikte ilerler. Teknolojik devrim artı değer oranını artırır. Ve bu iktisadi büyüme, sanayi ordusunun büyümesine ve kapitalizmin coğrafi olarak yayılmasına yol açar. Sermayenin organik bileşimi artarak da kar oranı yükseliş gösterir. Ham maddelere olan talep ham madde fiyatlarını yükseltir. Bütün bu süreç içinde büyüme nedeniyle başlayan çelişkilerinin aşılabilmesi için paranın kredi patlamasına yol açması gereklidir. Bu durumda para sermaye ile sanayi sermaye arasında bir çelişkiyi ve üretimin aşırı birikim ve yüksek kapasitede üretimin gerçekleşmesi, kar oranının uzun vadede düşüşünü başlatır. Kar oranının düşmeye başlaması paranın istikrarsızlığını artırır ve yatırım ve birikim oranları düşmeye başlar. Bu süreç yeni bir krizi getirir. Bu tanımladığımız süreç yalnız içsel ekonomik süreçlerle ele alındığında Kontradief’in yanılgılarına yol açmaktadır. Kontradief, gelişme döneminde teknolojik bir yatırıma giren sanayi ve para sermaye giderek rasyonelliğini ve verimliliğini yitirir ve gerileme dönemine girilir tarzında mekanik bir anlayışla olaya yaklaşmaktadır. Oysa burada temel olan Troçki’nin vurguladığı gibi karlılık oranının düşmesi gerileme dönemini getirdiği gibi gerileme döneminden çıkılması yeni bir ilerleme dönemine girilebilmesi, karlılık oranını yükselten teknolojinin hayata girmesi, emperyalist sömürü alanıyla sömürgelerin getirdiği genişlemeler ve bu sürece paranın girmesidir. Lenin 1913’te yazdığı emperyalizm kitabında kapitalizmin son aşaması olduğunu vurguladığı dönem, Lenin’in söylediği gibi kapitalizmin son aşaması olmamıştır. Burada temel öğe para sermayenin, banka sermayesinin, sanayi sermayesiyle birleşerek emperyalist paylaşımda öne çıkan tekeller oluşturma sürecidir. Ve bu tekelci kapitalizm dönemi sona ererek dünya sosyalizme girecektir söylemiyle, ekonomik ortamın analizinden çok politik bir analiz ürünü olan ünlü emperyalizm kitabı, dünyada en çok okunan kitap olmuştur. Ve buradaki öngörünün gerçekleşmemiş olması Leninizm’in çürütülmesi için bir temel oluşturmuştur. Oysa Troçki yaptığı Komintern konuşmalarında kapitalizmin kriz sonrası yeni bir büyümeye gireceğinin altını çizmiştir. Kapitalizmin dalgalanma dönemleri Kapitalist gelişmenin uzun dalgalanmaları ile dünya tarihine yaklaştığımızda, 1848 ile 1873 genişleme dalgasını 1873-1895 gerileme dalgası takip etmektedir. 1895-1913’te yeni bir genişleme dalgası 1919 ile 1940 arasında ise bunu takip eden gerileme dalgası dünya ekonomik sisteminde ana dönemleri oluşturmuştur. Bu dönemleri analiz ettiğimizde, 1848 ile 1873 Fransız Devrimi sonrası dünya ticaretinin gelişmesi yılları bu gelişmeyi belirlemiştir. 1895 ile 1913 genişleme dalgası ise yeni bir teknolojik devrimin öne çıktığı bir süreçtir. İngiliz yüzyılı olarak tanımlanan bu süreçte İngiltere’nin tüm dünyadaki sömürgelere sahip olan bir imparatorluk olarak karşımıza çıktığı görülmektedir. İngiltere’nin 1848 ile 1873 döneminde görece hakimiyeti dönemini 1873 ile 1893 depresyon dönemi izlemiştir. İngiliz emperyalizminin 1893 ile 1913 dönemindeki hakimiyetini 1914 ve 1940 döneminde İngiliz İmparatorluğu’nun çöküş dönemi süreci takip etmiştir. Yani Birinci Dünya Savaşı ile İkinci Dünya Savaşı arasındaki dönemde sistemde meydana gelen çöküş, İngiliz emperyalizmin hakimiyetinin sona erdiği ve 1948 sonrası Amerikan emperyalizminin öne çıktığı bir süreci başlatmıştır. 1948 ile 1968 dönemi olarak ele aldığımız bu dönemde Amerikan emperyalizmi öne çıkarak yeni maddi genişleme döneminin egemeni, hegemonik devleti olmuştur. Görüldüğü gibi gerek İngiliz hegemonik döneminde gerek Amerikan hegemonik döneminde teknolojik devrim, kapitalist üretim ve dağıtım ağı, ulaşım ve haberleşme alanlarında kökten değişikliği getiren dönemlerdir. Bu dönemler, 1895 ve 1948 dönemleri, iki büyük dalganın başlangıç dönemleridir ve bu büyük dalgalar kendi içinde gelişme dönemi sürecinde birçok gerileme dönemlerini kapsamaktadır. Ve her iki dönemde de en itici güç kar oranının keskin yükselmesidir. Teknoloji, devrimde kar oranını arttıracak yatırımları ve araçları getirmektedir. Ve bu ileri teknolojiyi kullanan şirketler ve ülkeler bu süreçte hegemonik bir politik-askeri güce doğru evrilmiştir. Ve bu genişleyici uzun dalgaların başlayışı 1848 Fransız Devrimi, 1893 İngiliz Sanayi Devrimi, 1940 Amerikan Sanayi Devrimi gibi devrimsel süreçler olarak tanımlanmaktadır. Tarihsel dönemler olarak uzun dalgaları ele aldığımız zaman, 1789-1848 Sanayi Devrimi, büyük burjuva devrimleri, Napolyon’un fetih savaşları ve sanayi malları için dünya pazarı oluşturma dönemi, yukarı doğru salınımı 1826’ya kadar sürmüştür. 1826’dan sonra ise bu genişleme 1848’e doğru aşağıya inmiştir. Bu genişleme dönemini takip eden gerileme dönemi, 1848-1893’te serbest rekabetçi sanayi kapitalizmi dönemidir. 1848’den 1873’e doğru yukarı salınım yapmıştır. 1873 ile 93 arası ise serbest rekabetçi kapitalizmin uzun depresyonu dönemidir. 1893 ile 1913 klasik emperyalizmin ve finans kapitalizmin yükseliş dönemidir. 1914 ve 1940 kapitalizmin çöküş çağı, emperyalist savaşlar çağının başlangıcı aşağı doğru salınımdır. 1948 dünya çapında kapitalizmin aşılmasının tarihsel gelişiminden ve işçi sınıfının 1930 ve 40’lardaki yenilgisi sistemin daha bir çöküşünü hızlandırsa da 1948-68 arası kapitalizm yukarı doğru bir yükseliş yaparak maddi genişleme dönemine girmiştir. 1948’le, 68 dönemiyle ve 1893’le 1913 dönemlerini kıyasladığımızda yani İngiliz hegemonik dönemiyle Amerikan hegemonik dönemlerini kıyasladığımızda 1970’ler ve 80’ler boyunca süren süreç yeni bir birikim dönemi mi yoksa bir depresif dönem mi sorununu karşımıza getirmiştir. 1968’lerden sonra 70’lerin başında petrol fiyatlarındaki aşırı yükselme ve ithal ikamesine dayalı maddi genişleme dönemi çevre ülkelerde-Türkiye, Brezilya, Japonya gibi ülkelerde-bu dönemdeki maddi genişleme Keynesyen politikalarla öne çıkmıştır. Yani devletin krizi aşmak için para politikalarını gevşetmeleriyle dünya sistemi bu dönemde genişlemiştir. 70’lerdeki uzun süren belirsiz dönem 80’lerde ihraç ikamesine dayanan ve Keynesyen politikalar yerine sıkı para politikasını öne çıkaran Fredmancı politikalar, yeni bir genişleme dönemi değil devam eden bir çöküş dönemini getirebilmiştir. Bu dönemde karakteristik olarak para sermayenin karlılığını yitirmiş sanayilerden ayrılarak önceki dönemlere göre çok daha belirgin bir karakteristik kazanmıştır. Bu karakteristik, mali genişleme karakteristiğidir. Daha önce hiçbir dönemde görülmediği kadar para sermaye, elektronik ortamda günde 1,5 iki 2 trilyon dolara varan büyüklüklerde işlem görmektedir. Bu dönemde, yani 80’li yılların sonunda, yıllık reel ticaret büyüklüğü ise 3 trilyon dolar civarındadır. Reel ticaret ile para ticareti arasındaki fark logaritmik olmanın çok ötesindedir. Yıllık 3 trilyon reele karşılık günlük 1,5-2 trilyon elektrik ortamdaki harekettir. Bu da geç kapitalizmin ana çelişkisini oluşturmaktadır. Günümüzdeki krizi anlamak Günümüz krizini anlayabilmemiz için kapitalizmin uzun dalgaları analizini bu serbestleşmiş para sermayesinin etkinliğini ele almak zorunludur. 1980’li yıllarda 3. teknolojik devrim dediğimiz elektrik enerjisinin egemenliğindeki nükleer silahların ve klasik endüstrilerin otomobil kimya gibi endüstrilerin egemen olduğu bu süreçte dünya 3 merkezlidir. Dolaysız yatırımlar, Avrupa çevresi, Amerika çevresi ve Japonya çevresine odaklanmıştır. Yeni bir teknolojik devrime dayanmayan, yani Amerikan yüzyılının üçüncü dalga teknolojisine dayanan, bu endüstriler, yeni bir maddi genişleme dönemi oluşturamamıştır. Buna karşılık ihraç ikamesi geniş kitlesel bir üretime yol açmıştır. Asya bölgesindeki üretimin yaygın bir şekilde hızlanması buna örnektir. 1990’lı yılların başında Körfez Savaşlarının başlaması sonrası bu ihraç ikamesi endüstriler büyük bir krize girmiştir. Bu kriz Japonya’da kendini durgunluk olarak ortaya koymuş Asya’da ise mali krizlerin patlamasına yol açmıştır. Sistemi 80’li yıllarda analiz ettiğimizde, geri 3. dalga endüstrilerine dayanan, ihracata dönük endüstriler ve bunların kat kat üstünde elektronik ortamda dolaşan elektronik para ile karakterize edilmektedir. Önceki yazılarımızda da vurguladığımız dördüncü dalga endüstriler olarak isimlendirdiğimiz yapay zeka endüstrileri ve bunların en modern ve en gelişmiş şekli dördüncü dalga silah endüstrisi, Amerikan merkezli olarak gelişmiştir. Günümüzün krizinin temelini bu perspektifte iki doğrultuda ele alabiliriz. Dördüncü dalga yapay zeka endüstrileri, yaygın bir kitlesel üretime dönüşerek bir maddi genişleme dönemi başlatamamıştır. Buna karşılık Stiglitz’in 90’ların yükselişi diye tanımladığı, Throw’un “Servet Yapmak” isimli kitabında tanımladığı, Marksist Brener’in büyüme balonu olarak tanımladığı 90’lı ve 2000 yılı başlarındaki büyüme neyi ifade etmektedir? Bu büyüme esas olarak Körfez Savaşı sonrası dördüncü dalga silah endüstrisinin ürünü silahların Amerika tarafından Irak’ta Afganistan’da yaygın olarak kullanılmasına dayanan bir büyümedir. Bunun yanında ise bu büyüme bir balon büyümesi tarzında sırtında finansal kamburu taşımaktadır. Keza silah sanayi de üçüncü departman diyeceğimiz bir üretim sektörüdür. Klasik olarak birinci departman üretim araçları sanayidir. İkinci departman tüketim sanayidir. 3. departman ise silah sanayidir. Birinci ve ikinci departman, maddi genişleme döneminde, departman 1 artı değerin sermayenin organik bileşimi olarak gelişmesidir. Departman iki ise, tüketim sağlanarak yeniden üretimi teşvik ederken artı değeri de emeği de yaratmaktadır. Oysa departman 3 bu anlamda üretken olmayan bir üretimdir. Yani savaş sanayi maddi genişlemenin temelini oluşturmaktadır. Ama aynı şekilde maddi genişlemenin de sona ermesinin tetikleyicisidir. Bu anlamda Ernest Mandel’in Geç Kapitalizm isimli kitabında savaş sanayi analiz edilmiştir. Biz bu analizi Amerikanın dördüncü dalga silah sanayine ve doksanlı yıllardaki büyüme dönemine uyguladığımızda karşımıza son ekonomik krizlerin, yani son mali genişleme balonlarının patlayışının sebeplerini görebilmemize yol açacaktır. Geçen yazımızda da vurguladığımız gibi mali genişleme, küresel ağları oluşturan bu fay hattı üzerinde oluşan deprem yerel yıkıcılığı yanında küresel etkileri oluşturarak geçmişte örneğini görmediğimiz genişlikte kısa ömürlü mali krizleri getirmiştir. 1994 Meksika krizi, 1990 Japonya gerilemesi, 1997 Asya krizi, 1998 Rusya krizi, 2001 Türkiye ve 2002 Arjantin krizleri, bu mali krizlere mali depremlere örnek olgulardır. Her kriz sonrası büyük yapısal kriz beklentisine karşılık yapısal kriz, 29 krizi ve 30 çöküntüsü gibi bir resim göstermemiştir. Son Amerikan krizi de böyle bir çöküntüyü getirecek midir sorusu çok net değildir. Ama bu krizin net sonuçları Türkiye gibi Rusya gibi büyük dış borca sahip, dış borç faizi ödeme ve büyük cari açıkları olan ülkelerin sürdürülebilir borçlanmalarını ve ekonomik konumlarını sürdürebilmeleri olanaksızlaşmıştır. Eğer merkez ülkelerdeki finans krizi kısa sürede aşılarak merkezde yeniden likide hale gelen bir para sermaye çokluğu kısa sürede ortaya çıkmazsa, Türkiye ve Rusya gibi ülkeler borçlanabilme ve borç ekonomilerini sürdürebilme olanaklarına sahip olamayacaklardır. Diğer taraftan daha önceki yazımda da vurguladığım gibi Amerikan dördüncü dalga silah endüstrisinin maddi bir genişleme dönemini başlatılabilmesi için gereken dışsal etken, yaygın bir silah sanayi pazarıdır. Bu pazar da yaygın bir bombardımanı gerektirmektedir. 90’lı yıllardaki büyümenin arkasındaki itici güç, ekonomi dışı güç, Irak ve Afganistan bombardımanları olmuştur. Önümüzdeki dönemde ise bu bombardımanlar Amerika’nın küresel hegemonyası önünde hegemonya karşıtı devletleri çıkaracaktır. Bu boyutuyla görülen olgu, Amerika’yla Rusya arasındaki Huntignton’un bahsettiği uygarlıklar arası fay hattı coğrafyalarıdır. Bu coğrafyaların temel özelliği, Basra Körfezi, Hazar Bölgesi, Kafkasya Bölgesi, Volga-Ural ve Sibirya gibi petrol bölgeleri üzerinde hegemonya ve egemenlik alanlarıdır. Bu anlamda Rusya’nın bu bölge üzerindeki egemenliğine karşılık petrol fiyatlarındaki ani düşüş, Rusya’nın askeri gücünün de petrol yataklarını koruma yeteneğini kaybetme riskini getirebilecektir. Rusya’nın nükleer güç olarak varlığı diğer taraftan Amerika’nın Rusya coğrafyasına Rusya’nın egemen olduğu coğrafyaya yaygın bir bombardımanı engellemektedir. Bu anlamda yeni Amerikan yüzyılı yani 4. dalga savaş sanayi temeline dayanan yüzyılın başlaması ancak böyle bir dışsal ekonomi dışı itki ile mümkün olacak bir gerçekliktir. Bu gerçeklik de birbiriyle çelişen iki karşıtı içerdiği için yapılacak gelecek kestirimi için bu sorunun analizi gerekmektedir. Rusya’nın nükleer kapasitesi ve Rusya’nın ekonomik güçsüzlüğü bu analizin iki çelişkisini oluşturmaktadır. Ernest Mandel’in Kapitalist Gelişmenin Uzun Dalgaları (Yazın Yayınları) isimli kitabı yukarıda analizimi anlamak için temel bir okuma olabilir.
|