“El Diez” tekrar aramızda

Diego Armando Maradona ve Fidel Castro |
|
1997 yılında profesyonel futbol yaşamını noktalayan Arjantinli efsanevi futbolcu Diego Armando Maradona uzun yıllar sonra bir kez daha yeşil sahalarla buluşmaya hazırlanıyor. Futbol yaşamı boyunca gösterdiği performansla hem Arjantin halkının hem de dünyanın gönlünde taht kuran ve futbolu bıraktıktan sonra da devrimci karakteri ve antikapitalist çıkışları ile hayran kitlesini daha da artıran Maradona, vaktiyle başarısı için ter döktüğü Arjantin Milli Takımı’na bu kez teknik direktör olarak dönmeye hazırlanıyor.
Arjantin’in 2010 Dünya Kupası Güney Amerika elemesi son maçında Şili’ye 1-0 yenilmesinin ardından Teknik Direktör Alfio Basile görevi bırakınca yeni teknik direktörün kim olacağı tartışmaları geçtiğimiz haftalara damgasını vurmuştu. Adaylar arasında Arjantin halkı tarafından “El Diez- 10 numara” lakabıyla bilinen Maradona’nın da adının geçmesi yüzünden Arjantinliler son birkaç haftadır yeni teknik direktörün kim olacağıyla yatıp kalkıyorlardı. Arjantin’in yeni teknik direktörünün kim olacağı tartışmalarına, geçtiğimiz hafta Albiceleste takımının eski teknik direktörü Carlos Bilardo’nun yaptığı açıklama ile son nokta konulmuş oldu. Arjantin Futbol Federasyonu Başkanı Julio Grondona ile yaptığı toplantının ardından bir açıklama yapan Bilardo, Milli Takım’ı bundan sonra Maradona’nın çalıştıracağını ve kendisinin de yardımcısı olacağını söyledi.
Geçtiğimiz hafta 48 yaşına basan dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcularından biri kabul edilen Maradona da “Görüşmeler sırasında, takımı benim çalıştıracağın açıkça söylendi. Her konuda Carlos’u dinleyeceğim. Bana yardım edecek, çünkü bu kadar çok şey bilen bir adam bir köşede bırakılamaz” diyerek Milli Takım’ın başına geçeceği haberlerini doğruladı.
Haberin duyulmasının ardından, antrenörlük deneyimi olmadığı için Maradona’nın Arjantin Milli Takımı’nda başarısız olacağını iddia edenlere karşı en iyi yanıtı, daha önce top koşturduğu ve İtalya Ligi’nde şampiyonluğa ulaştırdığı Napoli takımının eski başkanı Corrado Ferlaino verdi. Maradona’nın Napoli’de oynadığı sürede takımın antrenörü Ottavio Bianchi olmasına karşın daha ikinci günden itibaren takım oyuncularından hiçbirinin Bianchi ile konuşmadığını ve takımın gerçek antrenörünün aslında Maradona olduğunu söyleyen Ferlaoni, Maradona’nın Arjantin Milli Takımı’nı da başarıya ulaştıracağına inandığını söyledi.
Maradona’nın Arjantin Milli Takımı’nın başarılı olacağından bizim de bir kuşkumuz yok. Ne de olsa oynadığı ikinci sezonda, daha önce hiçbir başarısı olmayan Napoli’yi dünyanın en zorlu liginde şampiyonluğa ulaştırmayı başaran ve Napolililer tarafından efsane olarak kabul edilen Maradona için bu fazla sorun olmasa gerekir.
Fakat madalyonun öbür tarafından bakınca Maradona’nın Arjantin Milli Takımı’nın başına geçmesi bazılarını da oldukça rahatsız edecek gibi. Her fırsatta sözleriyle Bush’u yerin dibine sokan, Castro’nun ve Che’nin yaptıklarından hayranlık duyduğunu açıklayan ve insanları devrimci olmaya çağıran bir Maradona’nın Arjantin Milli Takımı’nın başına geçtiğini ve her gün medyaya çıktığını bir düşünsenize! Onu kendisine örnek alan ve onun gibi olmaya çalışan milyonlarca Bush ve kapitalizm karşıtı yeni kuşak genç! Bazılarının uykularının neden kaçacak olduğunu anlamak hiç de zor değil doğrusu.
|
ABD sivil katliamlarına Suriye’yi de ekledi
Irak’ta ve Afganistan’da sivil katliamlarını durmaksızın sürdüren ABD’nin son kurbanları Suriyeliler oldu. Irak’taki direnişçilere destek verdiği ve direnişçileri topraklarında barındırdığı suçlamasıyla birçok kez Suriye’yi tehdit eden Washington yönetimi bir kez daha hiçbir kanıt sunma gereksinimi bile duymadan (daha doğrusu bulamadığından) Suriye sınırları içinde askeri operasyon düzenledi.
Ortadoğu’da tansiyonun bir kez daha yükselmesine neden olan saldırı, ABD’nin ‘cihatçı’ militanların geçiş yeri olarak nitelediği Irak sınırı yakınındaki Ebu Kemal bölgesinde gerçekleşti. Suriye’nin resmi haber ajansı SANA’nın verdiği bilgiye göre silahlı 4 ABD helikopterinin yapım halindeki bir binayı bombalaması sonucu 8 Suriyeli yaşamını yitirirken yaralanan 4 kişi Al-Sukkariya kasabasındaki bir kliniğe götürüldü.
Öldürülenler ise her zamanki gibi siviller oldu. Görgü tanıkları, ABD helikopterlerinin binayı bombaladığını ve helikopterden inen askerlerin binadan çıkanlara rastgele ateş ettiğini, ölenlerin arasında bir baba ile birlikte 4 oğlunun ve bir evli çiftin olduğunu söylüyor. Yani ABD’nin sayısız katliamlarından sonuncusunun kurbanlarının tek suçu ABD’nin hedefindeki bir bölgede bulunmak oldu.
ABD’nin uluslararası hukuk denilen kavramı hiç de ciddiye almadığını ya da uluslararası hukukun sadece güçlüler lehine çalıştığını gösteren bu saldırıya Şam yönetiminden tepki gelmekte gecikmedi. ABD saldırılarının devam etmesi durumunda karşılık vereceğini açıklayan Suriye’nin ilk misillemesi ise ülkedeki bir Amerikan okulunu ve Amerikan kültür merkezini kapatmak oldu. “Ölenlerin hepsi Suriye topraklarındaydı, üstelik sivil ve silahsızlardı. Uluslararası hukukta sivilleri öldürmek terörist saldırı anlamına gelir” diyen Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim ABD’nin egemenlik haklarına saygı göstermediğini ve Suriye topraklarına planlı bir terörist saldırı düzenlediğini ifade etti.
ABD yönetiminin saldırının ardından yaptığı ilk açıklama ise nedense pek tanıdık geliyor: “Çok uluslu koalisyon kuvvetlerinin Suriye’deki olayla ilgili hiçbir bilgisi bulunmamaktadır.” Ama işin içine silahlı saldırı helikopteri girince mızrak çuvala sığmıyor. Ne de olsa silahlı bir saldırı helikopteri öyle köşe başında satılmıyor. Adının açıklanmasını istemeyen ABD yetkilileri ise saldırının El-Kaide’nin Irak’taki lideri Zerkavi’nin eski askerlerinden Ebu Gediye’ye yönelik olduğunu ve başarıyla sonuçlandığını söylüyor. Ölen sivillerin ve çocukların sayısına bakarak zaten ABD’nin çok başarılı bir operasyon gerçekleştirdiğini biz de anlayabiliyoruz.
ABD yönetimi kendisinin Irak’ta saplandığı bataklığa başka ülkeleri de peşinden sürüklemeye çalışıyor ama bölgedeki ABD düşmanlığını daha da artırmaktan başka bir şey yapamıyor. Ellerinde “Saldırıyı kınıyoruz”, “Dünyayı göreve çağırıyoruz”, “BM nerede” pankartlarıyla Suriye’nin başkenti Şam’da ABD’yi protesto eden on binlerce insan bunun en büyük kanıtı. ABD’nin, öldürdüğü yüzlerce sivile karşın halen terörist olarak diğer ülkeleri suçlaması ise uluslararası hukukun ne kadar zavallı bir konumda olduğunu gösteriyor. Eğer uluslararası hukuk diye bir şey geçerli olsaydı, BM’nin 192 üyesinden 185’in Küba’ya yönelik ABD ambargosunun kaldırılması isteği kabul edilirdi. El Baas’ın yazdığı gibi “Başkan Bush, bugün halkına teröre karşı mücadelede yeni bir öykü anlatabilir. Amerikalılara bininci kez yalan söyleyebilir ama görevden ayrılmasının arifesinde ellerine bulaşan sivillerin kanını asla gizleyemeyecek.”
|
Barzani efendisinin yanında

Mesut Barzani ve George W. Bush |
|
ABD’nin Ortadoğu’da İsrail’in ardından ikinci jandarması olan kukla Kürt yönetiminin başkanı Mesut Barzani ABD Başkanı George W. Bush ve diğer üst düzey Amerikalı yetkililerle görüşmek üzere Washington’a gitti. İlk görüşmesini ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile yapan Barzani, görüşmenin ardından basına verdiği demeçte görüşmenin ana maddesinin “ABD-Irak güvenlik anlaşması olduğunu” söyledi. Görüşmenin diğer konuları ise Irak’ın genel durumu, Iraklı Kürtlerin geleceği ve Türkiye ile ilişkiler.
Iraklı Kürtlerin geleceklerinden bu aralar bu kadar endişe duymalarının nedeni ise gayet açık. Ne de olsa yakında bir başkanlık seçimi var ve seçimi kazanma olasılığı yüksek olan Obama’nın Kürtleri desteklemeye devam mı edeceğini yoksa delikten süpüreceğini mi merak ediyorlar. ABD Irak’tan çekildiği an Ortadoğu halklarıyla baş başa kalacağını bilen ve sonucunu tahmin eden Barzani’nin ve Kürtlerin geleceklerini bu kadar merak etmeleri gayet doğal. Ama müsterih olsunlar, BOP tamamlanana kadar kendilerine çok iş düşecek. Tamamlandıktan sonra da İsrail’in jandarmalığı yetersiz kalacağından kendilerine yine iş düşecek.
Türkiye ile ilişkilere gelince, Barzani demeçte “İki tarafın çıkarına olan olumlu gelişmeleri konuştuk” diyor ama tarafların kimler olduğu belli değil. TSK’nın Aktütün saldırısının ardından yaptığı hava operasyonlarından Barzani’nin rahatsız olduğu belli. Fakat Barzani içini rahat tutsun, ABD istihbaratı ile yapılacak askeri operasyonda değil bir Kürdün ölmesi bir Kürt kedisinin burnu bile kanamaz. Ha istihbarat doğru “taraf” yerine yanlış tarafa daha önce ulaşır da operasyona hazırlıksız yakalanırlarsa o başka!
Barzani’nin daha sonraki görüşmesi ise bizzat Başkan Bush’laydı. İkilinin arasındaki samimiyet düşman çatlatan cinstendi. Başbakan Tayyip Erdoğan’a randevu vermemek için bin bir bahane uyduran Bush, Barzani’yle olan randevusuna bir dakika bile geç kalmadı. “Başkan Barzani, Oval Ofis’e yeniden hoş geldiniz. Bir süredir yüz yüze görüşmedik, ancak oldukça sık telefonda görüştük. Bunun nedeni de özgür bir Irak’ın gelişmesinde sizin çok önemli bir rol oynamış olmanız. Size, liderliğiniz ve kişisel dostluğunuz için teşekkür ederim” sözleriyle aralarından su sızmadığını gösteren Bush’un bazılarının kıskançlık krizine girmesine yol açtığından korkarım.
Oval Ovis’te yapılan görüşmenin temel gündemi de aynıydı: Irak’ın genel durumu ve Kürtlerin geleceği. Bu noktada Barzani’nin hakkını teslim etmemiz gerekiyor. Görüşmenin basına yansıyan fotoğraflarına bakınca “Kürtten millet, aşiretten devlet olmaz” sözümüzde biraz haksızlık ettiğimizi anladık. Üç yıl önceki görüşmede peşmerge kıyafeti ile Bush’un karşısına çıkan Barzani bu kez gayet şık bir takım elbise ile Bush’un huzuruna çıktı ve bizleri şaşırttı. Feodal aşamamayı atlamaya hazır olduğunu gösteren Barzani bize yine de bir umut olduğunu gösterdi.
Barzani’nin, Bush’la görüşmenin ardından söyledikleri ise yağcılığın bu kadarına pes dedirtecek cinstendi. “Bizi diktatörlükten kurtarma yönündeki cesurane kararınızdan dolayı genelde Irak halkının, özellikle de Kürt halkının şükranlarını iletmek için buradayım. Bu süreçte canlarını veren cesur kadın ve erkek askerlere şükran duyuyoruz. Bu fedakarlıklar için Amerikan halkına ve size şükran duyuyoruz” diyen Barzani herhalde Kürtler adına konuşuyor. Zira direnişçiler tarafından her gün keklik gibi birer birer avlanan ABD askerleri, Irak halkının pek de Barzani’nin dediği gibi ABD’lileri sevmediğini gösteriyor. Fakat Barzani Kürtler adına minnettarlığını sunmakla yerden göğe kadar haklı; çünkü bu devirde kimse başkasına bedavadan başkasına ait olan bir devlet vermez. Bu arada Barzani hazır gitmişken başkanlık seçimlerinin sonucunu da beklesin. Yoksa yeni efendisine saygılarını sunmak için ta Irak’tan ABD’ye bir kez daha gitmek zorunda kalacak.
|
İsrail erken seçime gidiyor

Tzipi Livni (sağda) ve Ehud Olmert |
|
Hakkındaki yolsuzluk iddiaları nedeniyle görevinden istifa etmek zorunda kalan eski Ehud Olmert’in yerine Kadima Partisi’nin başkanlık koltuğuna oturan Tzipi Livni, aşırı muhafazakar Şas Partisi’nin engeline takılınca yeni hükümeti kurma görevinde başarısız oldu. Koalisyon ortağı İşçi Partisi’ni ikna etmeyi başaran Livni, Kudüs sorununun Filistinlilerle yürütülen barış görüşmelerinde masaya getirilmemesini önkoşul olarak ileri süren ve “Kudüs, satılık bir ticari mal değildir” diyerek kesin tavrını koyan Şas Partisi’ni bu isteğinden vazgeçiremeyince erken seçim kararı almak zorunda kaldı. Belirlenen erken seçim tarihi ise 10 Şubat 2009.
Şas Partisi’nin desteği olmadan hükümet kurması olanaksız olan Livni, Parti kurmaylarıyla yaptığı toplantının ardından hükümet kurma görevini Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e iade etti. “Şantaja boyun eğmeyeceğim. Dolayısıyla seçime gitmeye karar verdim. Boylarının ölçüsünü göreceğiz. Halk artık bu siyasi durumdan bıktı. Hükümeti bu şekilde kurmak için artık daha fazla zaman kaybetmeye gerek yok” diyerek rest çekti ama seçim sonuçlarının kendisini düş kırıklığına uğratması olası. Çünkü yapılan anketlere göre Benyamin Netanyahu’nun başkanlığındaki Likud Partisi, Kadima’nın önünde görünüyor.
|
Ahmedinejad’ın sağlığı bilinmezliğini koruyor

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad |
|
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın uzun süre İran halkının karşısına çıkmaması hakkındaki hasta iddialarını bir kez daha gündeme getirdi. Ahmedinejad’ın, Irak savaşında ölen askerlerin yeni bulunan kalıntılarının gömülmesi töreninde ancak korumalarının yardımıyla ayakta durabilmesi ve “Planlama ve İstatistik” kurumunda yapması gereken konuşmanın son anda danışmanları tarafından iptal edildiğinin duyurulması hastalık söylentilerin yayılmasına yol açmıştı.
Ahmedinejad’ın yakın çalışma arkadaşı milletvekili Muhammed İsmail Kevseri iddiaların ardından İran’ın resmi haber ajansı İRNA’ya açıklama yaparak Ahmedinejad’ın hasta olduğunu doğruladı ama er geç iyileşeceğini belirtti. Ahmedinejad’ın hastalığının nedeni ise aşırı çalışmak. Günde 20 saat çalışmaktan dolayı uyku sorunları çekmeye başlayan Ahmedinejad’ın bünyesinin zayıf düştüğü ve burn-out olarak adlandırılan tükenmişlik sendromuna yakalandığı iddia ediliyor. Hastalık kişinin bedensel ve ruhsal olarak kendisini aşırı zorlaması sonucu ortaya çıkıyor.
Ahmedinejad’ın hastalığının nedeni hakkında bir diğer iddia da, geçtiğimiz Temmuz ayında Roma’da düzenlenen Birleşmiş Milletler Gıda Zirvesi’nde kendisine yüksek dozda radyasyon verilmesi. İran’ın İtalya Büyükelçisi Abolfazl Zohrehvand, Ahmedinejad’ın kaldığı oteldeki x-ray cihazının 300 birimlik standart radyasyon yerine 800 birimlik radyasyon yaydığını daha önce dile getirmişti.
Hastalığı hakkındaki tartışmaların giderek büyümesi üzerine devlet televizyonuna çıkarak açıklama yapmak zorunda kalan Ahmedinejad, “Biz de diğer insanlar gibiyiz ve nezle oluyoruz. Hayır, hasta değilim” diye konuştu ama değişik kişilerce farklı açıklamaların yapılması Ahmedinejad’ın hasta olup olmadığı tartışmalarının sona ermesini engelledi. Tabi bu söylentilerin ortaya çıkarılmasında psikolojik savaşın etkisi olduğu da yadsınamaz.
Ahmedinejad hasta ya da değil ama bir devlet başkanının aşırı çalışmaktan dolayı hasta olabileceği diğer açıdan bakılınca o ulus için oldukça sevindirici. Kimisi ülkesini ABD emperyalizminden korumak için çalışırken hastalanır, kimisi de ülkesini ABD emperyalizmine nasıl daha kolay teslim ederim diye düşünmekten hastalanır. İranlılar her ne kadar Ahmedinejad’ın hastalığından dolayı üzüntü duysalar da, hiç değilse ülkesi için çok çalışmaktan dolayı hastalanan bir devlet başkanına sahip oldukları için gurur duyabilirler.
|
|