03.11.2008/Sayı:210
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye İnan Kahramanoğlu

Kürt sorununu
düşünmek mi, bitirmek mi?

Hem Tanilli, hem de bu propagandaya alet olan Cumhuriyet gazetesi, Atatürkçüleri çocuk yerine koyarak kandırmayı bıraksın!

Hem Tanilli, hem de bu propagandaya alet olan Cumhuriyet gazetesi, Atatürkçüleri çocuk yerine koyarak kandırmayı bıraksın! Atatürk’ün Kürt sorunun nasıl çözmeye çalıştığını herkes biliyor.
Atatürk Kürt sorunun düşünmeyi değil, bitirmeyi tercih etmişti. O nedenle Kürt isyanlarına karşı tavizsiz bir duruş sergiledi ve bir isyan hareketini bastırmak için ne gerekiyorsa onu yaptı.Bugün bölücü Kürt terörü cumhuriyetten beridir aynı
çizgide yeni bir isyan girişiminde bulunuyorsa Atatürk Türkiyesi de aynı çizgide bu isyanı bastırmak zorundadır. Kimileri ısrarla gizlemeye çalışsa da Türkiye Atatürk çözümünü eninde sonunda hatırlayacaktır.

Cumhuriyet’ten Atatürkçülere
PKK propagandası!

Kürt sorunu, uzun yıllardır Türkiye’nin en önemli gündem maddelerinin başında yer alıyor. PKK, neredeyse otuz yıldır süren bir bölücü terör faaliyetinin dışında kendi bölücü tezlerini topluma kabul ettirmek için de bir psikolojik savaş yürütüyor.

Bu psikolojik savaşın en önemli sonuçlarından birisi, Kürt sorununun bir “demokrasi sorunu” olarak gösterilmesi oldu. Böylesi bir kabul ise PKK’nın Türkiye’yi parçalayarak bağımsız bir Kürt devleti kurma niyetlerini geri plana atarak, Kürt kimliğinin tanınmasından, Kürtçe’nin eğitim dili haline getirilmesine kadar pek çok bölücü talebin birer demokratik hak olarak görülmesine yol açtı.

Bu tür bir demokrasi oyununun sonuç alıcı olduğunu gören PKK da “terör kartı”nı korurken buna ek olarak siyasallaştı ve “demokrasi kartı”nı da eline aldı. Bunun sonucunda bugün PKK’nın yasal uzantısı olan DTP Meclis’te, Doğu ve Güneydoğu’da ise pek çok belediye PKK’nın hakimiyeti altında. Bu ise terör sorununun bitirilmesine değil tam tersine daha da azgınlaşmasına yol açtı.

PKK açısından oldukça mantıklı bir strateji ile karşı karşıya olduğumuz ortada. Ancak işin kabul edilemez yanı PKK’nın bu stratejisini topluma anlatmak yerine PKK’nın yürüttüğü psikolojik savaş argümanlarının Türk toplumuna dayatılıyor olması.

Bunun en son örneklerinden birisini geçtiğimiz hafta Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan “Türkiye nereye gidiyor” adlı yazı dizisinde Server Tanilli verdi. Tanilli’nin pek çok konuda yaptığı yanlış analizlerin her biri ayrı bir yazı konusu olmaya değer. Ama dizi yazının altıncı serisi olan “Kürt sorununu yeniden düşünmek” kısmı, Atatürkçü ve sol kesimlere yönelik olarak sürdürülen Kürtçü propagandanın artık kabak tadı veren bütün tezlerini, hem de Atatürkçülük adına tekrarlıyor ki, bunun üzerinden geçmek mümkün değil. Üstelik Türkiye’nin tek Atatürkçü gazetesi olma iddiasındaki Cumhuriyet gazetesi aracılığıyla yayılıyor bu propaganda. Ancak Cumhuriyet gazetesinin daha önce de benzer Kürtçü propagandaları sayfalarına taşıdığını hatırlatmak gerek. Bunlardan belki de en akılda kalanı terör örgütü PKK’nın önde gelen isimlerinden Leyla Zana’nın Cumhuriyet gazetesi tarafından “Nobel’e aday kadınlar” arasında gösterilmesiydi. Dolayısıyla Tanilli’nin “mozaik toplum” teorilerinden, “Türk-Kürt kardeşliği”, “karşılıklı kız alıp verme” saçmalıklarına kadar uzanan uyduruk Kürtçü tezlerinin Cumhuriyet sayfalarında, Atatürkçülük sosuna bulandırılıp yayınlanması bizi pek de şaşırtmadı.

Tanilli Apo’nun uydurmalarını sahipleniyor

Tanilli, bölücü terörün yarattığı Kürt sorununu bir “demokrasi sorunu”na indirgemek şeklindeki çarpık bakış açısını da aşarak bir “Kürt ulusal demokratik hareketi”nden bahsediyor! PKK terörü ve onun yasal uzantısı DTP de böylelikle bu “ulusal demokratik hareket”in bir bileşeni haline geliyor.

Tanilli’ye göre ortada bir “Kürt mücadelesi” var ve bu mücadele PKK’dan ibaret değil. Zira PKK’dan da önce bu sorun vardı. Tanilli’nin meseleye bir terör sorunu olarak değil de bir “mücadele” olarak bakmasını bir kenara not ederek şunu belirtmek gerek; gerçekten de Kürt sorunu PKK’dan da önce vardı. Hatta neredeyse üç yüzyıldır bir “Kürt sorunu” var. Emperyalistler Ortadoğu’yu paylaşmak için bölgeye girdiklerinde kendilerine yandaş bir topluluk olarak Kürtleri gördüler ve o günden beridir sadece Türkiye’de değil, Ortadoğu’nun pek çok ülkesinde emperyalizmin hizmetindeki Kürtçülük faaliyetleri devam ediyor.

Tanilli haklı, PKK’dan önce de bir Kürt sorunu vardı! Örneğin; Şeyh Sait İsyanı bunun tipik bir örneğidir. Elbette Koçgiri’de ayaklananlar, ya da Dersim isyanına katılanlar da PKK tarafından kışkırtılmamışlardı. Ama bunların hepsini toplarsanız ortaya Türkiye’nin toprak bütünlüğünü yok edip emperyalizmin bölgesel planlarına hizmet eden bir bölücü hareketle karşılaşırsınız. PKK ise bu Kürt ayrılıkçılığının son aşamasıdır. dolayısıyla tıpkı diğer Kürt isyanlarında olduğu gibi karşımızda yeni bir Kürt isyanı ve onun liderliğini yapan bir terör örgütü var. Tanilli’nin yürüttüğü propaganda ise sadece bu isyan hareketinin toplumsal meşruiyetini sağlamaya ve buna karşı gelişecek bir toplumsal tepkinin gecikmesine yol açabilir. Ama neyse ki Türk halkı bu propagandaları yemiyor ve Türkiye’nin her tarafını kuşatan Kürt istilasına karşı kendi yöntemleriyle mücadele ediyor.

Mösyö Tanilli ise bununla da yetinmiyor. Uzun yıllar Fransa’da yaşamasının etkisiyle olsa gerek, tipik bir şarkiyatçı kafasını bile aşarak adeta bir Kürdoloji enstitüsü profesörünün bakış açısıyla uydurma Kürt tarih tezlerinin propagandasına girişiyor. “Kürdistan”ın “coğrafi bir gerçeklik” olarak tanımlanmasından tutun da “Kürt tarihinin İsa’dan öncesine kadar uzandığı” gibi fantaziler havada uçuşuyor Tanilli’nin yazısında. Tabii bunun neresi Atatürkçülük, Tanilli bunları Atatürkçülük adına nasıl önerebiliyor, gerçekten şaşırtıcı!

Tanilli bu aşamada Apo’nun Mezopotamya’da tarih sahnesine çıkmış tüm kabile ve devletleri Kürt tarihinin içine katan uydurmalarını sahiplenirken, “özgün bir Kürt dili, kültürü ve edebiyatı”ndan söz etmeyi de ihmal etmiyor! İyi ama madem bu kadar özgün bir dil ve kültür var, bu dil neden bugüne kadar doğru dürüst tek bir edebi eser ya da belge bırakamamış? Tanilli elbette bunlara yanıt veremez.

Mösyö Tanilli’nin referansı PKK ve İkinci cumhuriyetçiler

Peki Tanilli’nin bu tezlerinin dayanakları nelerdir?

Tanilli Türkiye’de en azından Cumhuriyet gazetesi okurlarının yakından tanıdığı bir isimdir. Türkiye’de yayınlanmış pek çok kitabı da mevcut. Ancak bu yayınlarının kaynakçası genellikle pek de özgün olmayan Batı tarihçilerinin kitaplarından ibaret. Dolayısıyla Tanilli’nin Kürt meselesini değerlendirirken de temel yaklaşımı çoğu zaman Batının Türkiye’ye ve Kürt sorununa yaklaşımıyla birebir örtüşüyor. Ancak hakkını vermek gerek, Tanilli bu kez olaya “Fransız kalmamak” için Kürt meselesini Türkiye içinden bir gözlükle görmeyi tercih etmiş. Bu noktada Tanilli’nin kaynakçasının tümden değiştiğini görüyoruz. Ama bu değişikliğin Kürt sorununu anlamak ya da Tanilli’nin ifadesiyle “yeniden düşünmek” için ne kadar yararlı olacağı da tartışmalı. Zira Tanilli’nin Atatürkçülük iddiasındaki bir gazetede Atatürkçülere Kürt sorununu düşündürtmeye çalışırken en azından Atatürk döneminin belgelerine ya da o dönemdeki Kürt politikasını anlatan yayınlara gönderme yapmasını bekliyor insan. Ama ne gezer. Tanilli’nin yararlandığı ve gönderme yaptığı kaynak Naci Kutlay isimli tanınmış bir Kürtçü oluyor. Kutlay aynı zamanda da DTP’nin ideologlarından birisi. Bir diğer başvuru kaynağı ise yine Kutlay gibi tanınmış Kürtçülerden Tarik Ziya Ekinci ve onun “Vatandaşlık açısından Kürt sorunu ve bir çözüm önerisi” isimli kitabı. O halde Tanilli’nin Kürt sorununu yeniden düşünmek dediği şey Kürtçülerin çözüm önerileri üzerine düşünmek oluyor. Tabii düşünmek, uygulamanın ön aşamasıdır, önce düşünecek sonra da bunları uygulayacağız!

Tanilli’ye tavsiyemiz Kürt sorunu üzerine düşünürken bu PKK yayınlarının dışında hiç olmazsa Nutuk’u da okuması. Nutuk’ta cumhuriyetten beri değişmeyen ihanetin sebeplerini ve buna karşı alınması gereken tavrı görebilir Tanilli, zira görülüyor ki Kürtçü kaynakları okuyup tümüyle bunların etkisinde kalmış. Tanilli yazısında bir de Hasan Cemal’i referans olarak göstermiş ki Atatürkçülere, PKK propagandasının dışında bir de ikinci cumhuriyet propagandası yapayım, o da eksik kalmasın diye düşünmüş herhalde!

Kürtçü talepleri kabul etmekle sorun çözülür mü?

Tanilli’nin Kürt sorunun çözmek için yaptığı öneriler de yine oldukça tanıdık. Kürtçe eğitimin serbest bırakılmasından tutunda Kürt dilinin üniversitelerde okutulmasına kadar pek çok Kürtçü talebi yinelemiş Tanilli. Bu önerilerini somutlaştırmaktan da geri durmamış, örneğin Diyarbakır’da bir Kürt Etüdleri Enstitüsü kurulabilirmiş. Ya da “Kürt kültüründe yeri olan Ahmed Hani”nin ismi, bir üniversiteye verilebilirmiş Tanilli’ye göre.

Herşeyden önce bir ulus devlet içinde bu tür bir ayrı millet yaratmaya dayalı talepler nasıl kabul edilebilir, Tanilli’nin buna cevap vermesi gerek. Örneğin Tanilli’nin yıllardır yaşadığı Fransa’da bu tür taleplere nasıl bakılıyor dersiniz? Tanilli bunun cevabını bizzat kendisi vermiş: “Üniter yapılı devletlerde, eğitimde tek bir dil uygulanır, örneğin Fransa’da Alsace- Lorraine içinde eğitim dili Fransızcadır”

Türkiye Cumhuriyeti de hala bir ulus devlet olduğuna göre Türkçe’nin tek eğitim dili olmasından daha doğal ne olabilir. Peki ama o zaman üniversitelerde Kürtçe enstitüleri önerisi ne oluyor? Tanilli kendi kendini çürütmüş olmuyor mu? Tanilli’nin göremediği ya da kabul etmek istemediği gerçek Kürt sorununun bir demokrasi ve özgürlük meselesi olmadığıdır. Diyelim ki bütün bunlar gerçekleşti, Tanilli’nin tüm önerileri uygulandı, acaba PKK terörü bitecek mi, Kürt sorunu çözülecek mi?

Dünya tarihinde bugüne kadar bölücü talepleri karşılandığında ayaklanmaktan vazgeçen bir isyan hareketi olmuş mudur?

PKK’nın amacı sadece bu sözde demokratik talepleri elde etmek değildir. PKK bağımsız bir Kürt devleti istemektedir ve bunu gerçekleştirinceye kadar da mücadele edecektir. Bu bölücü taleplerin karşılanması ise sadece PKK’nın istediği ortamın yaratılmasına hizmet edecektir.

Nitekim neredeyse yirmi yıldır, özellikle AB üyeliği adı altında, pek çok Kürtçü talep hayata geçirilmiş ve bu sürede PKK Meclis’e bile girmiştir. Ancak bugüne kadar Meclis’te “demokrasi” diye bağıran PKK’lılar “Sayın Öcalan” siyaseti dışında tek bir şey yapmamışlar, terörün durdurulmasını sağlamayı bırakın bunu bir koz olarak kullanmayı tercih etmişlerdir. Meclis’e girip belediyeleri kontrol altına alan PKK da siyasallaştıktan sonra teröre son vermiş değildir. Tam tersine PKK’nın bu taleplerinin gerçekleştirilmesi ve siyasallaşmaya göz yumulması PKK’yı daha da güçlendirmiş, buna bağlı olarak da terör azmıştır. Türkiye, PKK’nın istekleri doğrultusunda “demokratikleşir ve özgürleşirken” her gün şehit cenazesi kaldıran bir ülke haline gelmiştir!

12 Eylül solu bitirdi, PKK’yı besledi!

Tanilli’nin incileri ise bitmek bilmiyor. Kürtçü terörün sorumluluğunu 12 Eylül’ün üzerine atan Tanilli böylelikle hem solculuk yapıp hem de Kürtçülüğü meşrulaştırmanın kolay yolunu buluyor: “12 Eylül rejiminin düpedüz faşist ve vesayetçi tavrı, bu aydınların bir bölümünü umutsuzluğa, giderek teröre terörcü savrulmalara itmiştir. Özetle Türk burjuvazisi ektiklerini biçmiştir Doğu’da”

Ne kadar masumane bir terör savunusu! Faşist bir rejim ve buna karşı çıkan aydınlar benzetmesi Kürtçülüğü meşru kılmak için güzel bir benzetme. Ama Tanilli’nin aydınları işi biraz çığrından çıkarıp “terörcü savrulmalara” yelken açıyorlar, bu savrulmanın sonucunda da otuz bin insan yaşamını yitiriyor. Ama olsun, masum bir savrulmanın bu kadarcık etkisi olacak tabii!

Tanilli bir de Kürtlere karşı uygulanan “iki yüzlü politika”dan bahsediyor ki bu da PKK’nın Türk devletine yönelik “imha ve inkâr” suçlamasıyla birebir örtüşüyor. Görülüyor ki, Tanilli PKK’nın bu propagandasından fazlasıyla etkilenmiş ve bunu neredeyse aynı kelimelerle kendi söylemi haline getirmiş.

Peki Tanilli’nin söyledikleri ne kadar gerçek?

12 Eylül gerçekten de Tanilli’nin söylediği gibi Kürt ayrılıkçılığının önünü açmıştır. Ama Tanilli’nin iddia ettiği gibi Kürt ayrılıkçılığı 12 Eylül’ün baskı politikasına karşı ortaya çıkmamış, tam tersine 12 Eylül rejimi bizzat PKK’yı korumuş ve beslemiştir. 12 Eylül’ün Amerikancı rejimi ülkedeki bütün sol birikimi yok ederken bu ortamda nedense bir tek Kürt örgütleri ve PKK ayakta kalabilmiştir. 1978’de kurulan ve o dönemde “Apocular” adıyla küçük bir grupçuk olan PKK, 12 Eylül 1980’de devlet himayesi altına alınmış ve bütün sol örgütlerin temizlendiği bir ortamda PKK için adeta dikensiz bir gül bahçesi yaratılmıştır. Tam da bu sebepten PKK’nın ilk kanlı baskını olan Eruh saldırısı, 1984’te, 12 Eylül darbesinin hemen ertesinde, gerçekleşebilmiştir. Demek ki mesele pek de Tanilli’nin göstermek istediği gibi değilmiş.

Tanilli, terörü kınamak yerine onu meşrulaştırma arayışı içinde olduğu için her seferinde çuvallamakta ama buna rağmen bu arayışlarından da vazgeçmemektedir. Tanilli bir taraftan Kürtlere yönelik baskıyı öne çıkarıp terörün ortaya çıkışını normalleştirirken, diğer bir klasik bahane olan geri kalmışlık olgusundan bahsetmeyi de ihmal etmemiş. Doğu ve Güneydoğu’nun geri kalmışlığını terörün sebeplerinden birisi olarak ortaya koyuyor Tanilili. Ama geri kalmışlık terörün önünü açsaydı bugün Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusundan çok daha geri pek çok yerinde de terörün ortaya çıkması gerekirdi. Ama öyle olmadığı ortada. Kaldı ki bu bayat tezleri artık PKK’lılar bile aşmış durumdalar. Daha yakın zamanda DTP eşbaşkanı Emine Ayna, “Kürt sorununu bir ekonomik sorun olarak göstermeye devam edin bakalım. Eğer ortada bir ekonomik sorun varsa neden Ege’deki köylü de dağa çıkmıyor” diye soruyordu. Bu sorunun muhatabı da biz değil, Tanilli olmalı. Evet Mösyö Tanilli cevap verin! Ege’deki köylü neden “terörcü savrulmalar” yaşamıyor da Kürtler yaşıyor?

Kürt sorununu bitirmek...

Tanilli’nin bütün bunlardan sonra sözü getirdiği yer de bizi şaşırtmıyor. Tanilli Kürt bölücülüğünü meşrulaştırırken Türkiye’nin “antidemokratik” tavrını eleştiren yazısının sonunda baklayı ağzından çıkarıyor ve “Günümüzde Anayasa Mahkemesi’nde davası olan Demokratik Toplum Partisi’ni de (DTP) işte bu ilkeler adına kapatmamalı” diyor. Tanilli bununla da kalmayıp “bir eve dönüş kapısının açılması” gerekliliğini vurgulamayı da ihmal etmemiş.

Dolayısıyla bütün bu Kürtçü propagandanın DTP’nin kapatılmaması ve PKK’lıların affedilmesi için yapıldığı da ortaya çıkıyor. Tabii Tanilli son derece uyanık. Gelecek tepkileri yumuşatacak bir bahane de bulmuş; DTP kapatılırsa buna en çok sevinecek olan PKK olacakmış! İlahi Tanilli, gören de PKK ve DTP farklı yapılarmış zanneder. Kaldı ki, birkaç ay öncesine kadar bu tür bir propaganda belki tutabilirdi, ama DTP’nin son günlerdeki tavrı basında bugüne kadar DTP’yi destekleyen liberal köşe yazarlarını bile isyan ettirmiş durumda. DTP’nin, İHD’nin ve PKK’nın aynı terör aygıtının birer parçası olduğu ve tek bir merkezden kumanda edildiğini artık sokaktaki çocuk bile görüyor. O nedenle hem Tanilli, hem de bu propagandaya alet olan Cumhuriyet gazetesi, Atatürkçüleri çocuk yerine koyarak kandırmayı bıraksın!

Atatürk’ün Kürt sorunun nasıl çözmeye çalıştığını herkes biliyor. Atatürk Kürt sorunun düşünmeyi değil, bitirmeyi tercih etmişti.

O nedenle Kürt isyanlarına karşı tavizsiz bir duruş sergiledi ve bir isyan hareketini bastırmak için ne gerekiyorsa onu yaptı.

Bugün bölücü Kürt terörü cumhuriyetten beridir aynı çizgide yeni bir isyan girişiminde bulunuyorsa Atatürk Türkiyesi de aynı çizgide bu isyanı bastırmak zorundadır.

Kimileri ısrarla gizlemeye çalışsa da Türkiye Atatürk çözümünü eninde sonunda hatırlayacaktır.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe