| Gökçe Fırat |
Terörü, Ordu değil
Dönem dönem Kürt bölücülerinin eylemleri çok ön plana çıktığı ve kamuoyu da bu “dönemlik taşkınlıklar”a artık alıştırıldığı için şu andaki sürecin hangi aşamaya denk geldiği ve nereye gidildiği gözden kaçıyor. Oysa Kürt bölücülüğü açısından son derece önemli ve geri dönüşü olmayan bir sürece girilmiş bulunuyor. Geçtiğimiz ay boyunca bazı Güneydoğu illerimizde, daha doğrusu bu illerin hemen hepsinde ve ilçelerinde, Kürtler tarafından bazı gösteriler düzenlendi. Bunlardan kamuoyunun pek haberi yok çünkü Türk medyası “olayı büyütmemek” ve sözde Türk-Kürt kardeşliğini zedelememek için orada yaşanan olayların gerçek niteliğini ısrarla gizliyor. Peki ne oldu orada gerçekte? Görünür neden Apo’ya cezaevinde yetkililer tarafından kötü muamele yapıldığı ve ölümle tehdit edildiği iddiası. Apo bu haberi avukatları aracılığıyla söyleyince PKK bir kampanya halinde tüm illerde büyük gösteriler düzenledi. Ama bu gösteriler elbette gösteri niteliğinden ziyade büyük birer devlet karşıtı eylemdi. Aynı anda organize ediliyorlardı, halk sokağa çıkıyor ve devlete ait binalara saldırıyordu. Bu durum karşısında polis kuvvetleri zaten yetersizdi ama yetersiz olanı bile göstericileri “teskin etmek” için müdahale etmiyordu. Aynı zamanda Batı bölgelerimizde de Kürtler tarafından araçlar yeniden kundaklanmaya başlanıyordu. Yine aynı anda Avrupa’da 15 ülkede “Apo’ya özgürlük ateşi” talepli gösteriler başladı. Olaylarla ilgili açıklama yapan Apo bir de tehdit savuruyordu rahatça: “Ben burada bu sorunu devletle kişiselleştirmek de istemiyorum. Sorun benim yaşamam veya ölümüm de değildir, ölümden de korkmuyorum. Ancak deprem olur bina başımıza yıkılabilir, hastalık olabilir o şekilde de ölebilirim. Bu, ‘devlet öldürdü’ şeklinde algılanacak ve sonuçları korkunç olacaktır. Ben sağlığımı ve buradaki durumu sorun yapmadım, yapmıyorum. Burada geçen hafta, yaşanan “küçük”(görece olarak, ölüm olayına göre küçük) bir sorundan halkımın haberdar olmasını istedim, bu nedenle halkıma rapor ettim, halktan bir talepte de bulunmadım, hatta olayı büyütmeyin dedim ama kendileri harekete geçtiler, neler yaşandığını görüyorsunuz. Burada benim bir ölümüm gerçekleşirse daha büyük olaylar olur, kıyametler kopar. Baharla birlikte savaş gelişebilir, kontrol edilemeyecek noktaya gidebilir. ” Tam bu olaylar üzerine aynı anda DTP’de çok açık bir şekilde Apo’nun serbest bırakılmasını talep etti. Dahası da var, aynı zamanda Kürtler için özerklik de talep ettiler. Şimdi aynı zamanda gerçekleşen tüm bu olayları basit Apo eylemleri olarak görebiliriz elbette ama olayın kapsamı bunun da ötesinde. Dağlar Kapsamı biraz daha genişletelim ve neler oluyor biraz daha geniş açıdan bakalım. Son bir yıl içinde iki önemli olay var PKK terörü açısından. Bir taraftan Türk Ordusu sürekli bir şekilde Kuzey Irak’taki PKK hedeflerine sınırötesi hava operasyonu düzenliyor. Bunun dışında bir de geçtiğimiz Aralık ayında düzenlenen kara operasyonu var. Fakat daha dikkat çekici olanı PKK tüm bu operasyonlar olurken iki önemli çıkış yaptı. Biri Dağlıca olayıydı ikincisi ise Aktütün. Bu iki terörist saldırı da aslında bu süreçte olmaması gereken türden eylemler. Sonuçta havadan ve karadan sürekli izlenen, gözlenen ve operasyona uğrayan teröristlerin büyük gruplar halinde biraraya gelmesi ve büyük çaplı ve ağır silahlarla saldırı düzenleyebilmesi son derece garip. Tabi buna bir olayı daha eklemek lazım, o da PKK’nın tam da bu dönemde Kuzey Irak’ta Kandil dağında bir kongre düzenlemesi. Bu kongreye yok edildikleri, birbirlerine düştükleri söylenen tüm PKK elebaşıları biraradaydılar. Kongrenin tutanakları da resimleri de bölücü örgütün medya kuruluşlarında yayınlandı. Kuzey Irak Şimdi objektifimizi biraz daha genişletelim. PKK’nın doğal karargâhı konumundaki Kuzey Irak’ta Türk devleti geçtiğimiz ay Barzani ile ilk resmi teması gerçekleştirdi. Fakat bundan daha önemli gelişmelerin de olacağı ortada. Çünkü Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ, “akan kanın durması için gerekirse Barzani ile bile görüşülebileceğini” söyledi. Bu, asker kanadından hiç umulmayan bir açıklama. Aynı anda Washington’da açıklama yapan Barzani de Türk devletinin son dönem adımlarını olumlu bulduğunu, “akan kanın durması için” gerekli adımları iki tarafın birlikte atması gerektiğini söyledi. PKK’nın terörist olup olmadığı yolundaki soruya ise yanıt vermedi. Fakat başka bir konuda açıklama yaptı. Önümüzdeki 31 Aralık’ta Amerikan askerlerinin Irak’taki görev süresi dolacak. Irak ile ABD arasında nasıl bir anlaşma yapılacağı ise henüz belli değil. Ama Barzani her ne olursa olsun Amerikan askerlerinin Kürtleri koruması için kalmalarını istediklerini ve bunu sağlayacaklarını söyledi. Savunmadan, dengeye Şimdi bakış açımızı gittikçe genişleterek gördüklerimizi sıralayalım. Birincisi PKK Güneydoğu’da “şehir hakimiyeti” kurmuş durumdadır. Bu son derece önemli bir aşamadır. Çünkü her ayrılıkçı hareketin nihai amacına ulaşabilmesi için son nokta şehirlerde hakimiyet kurmaktır. Geçtiğimiz ay yaşanan olayları basit bir Apo eylemi olarak ya da Tayyip’in bölgede protesto edilmesi olarak sınırlamamak gerekir. PKK her tür siyasal gelişmeyi kendi şehir hakimiyetini genişletmek ve bölge halkını devlete karşı isyana hazırlamak için kullanmaktadır. Bunun dışında bu tür eylemlerin Türklere yönelik ciddi bir ihtar olduğu da görülmeli. PKK, Altınova ve benzeri olaylara bir misilleme yapmıştır. Aynı anda Batı illerindeki araç kundaklamaları ile Türkleri tehdit etmektedir. Yine yaklaşan yerel seçimler öncesinde PKK’nın bölgede AKP ile ciddi bir kavgaya tutuşacağı açıktır. Ve şu ana kadar görülen o ki AKP bölgede tecrit edilmiştir. Ama çok daha ilginci PKK’nın tüm bu adımlarında yanında en önemli müttefikin Fethullahçılar olmasıdır. PKK’nın AKP ve Tayyip karşıtı eylemliliğe giriştiği bu dönemde Zaman gazetesi AKP’yi değil PKK’yı tutmaktadır. Demek ki Kürt meselesi “ayrım noktası”na yaklaştıkça Fethullahçılar İslamcı kimliklerini bir tarafa bırakıp tümüyle Kürtçü kimliklerini takacaklardır. Bu da gayet normaldir çünkü Fethullahçılık Said-i Kürdi’nin Kürt-İslam davasının bir koludur. İkincisi PKK bitirildi denildiği bir dönemde askeri eylemliliğini arttırmakta, büyütmekte ve genişletmektedir. Bu genişlemenin gözden kaçan bir ayağı PKK’nın son dönemde Amanoslarda artan eylemliliğidir. Bu, terör örgütünün Tunceli’den sonra Hatay’ı da ele geçirmek istediğinin göstergesi olduğu gibi hemen hiç Kürt nüfusun olmadığı bir bölgede silahlı teröre girişmesi dikkat çekicidir. Ama PKK’nın gerçek amacını göstermek açısından da oldukça iyi seçilmiş bir hedeftir, PKK’nın Akdeniz’e yolu Amanoslardan geçmektedir. Kurulacak sözde Büyük Kürdistan’ın denize kıyısı olacaksa, hiç Kürt olmayan bu bölge bile bu sözde devletin sınırlarına dahil edilecektir. Hem şehirlerde hem de dağlardaki durum birlikte dikkate alındığında PKK’nın çok ciddi bir ayaklanma hazırlığı içinde olduğu görülmelidir! Dağlıca, Aktütün gibi büyük ve sansasyonal eylemler PKK’nın şehirde gücünü arttırmaktadır, bu bölgelerde zaten Belediyeler PKK’nın elindedir. Böylelikle şehir ayaklanması hazırlanmaktadır. İşin vahimi bu ayaklanmayı bastırmak için şehirlerdeki polis gücü yeterli olmadığı gibi muvcut teşkilat da Fethullahçılar tarafından ele geçirilmiştir. Şumdi ürkütücü gerçeği hiç korkmadan söyleyelim: PKK, askeri terimlerle ifade edildiğinde “stratejik savunma” aşamasından “stratejik denge” aşamasına geçmiştir. Bu dengeden sonraki aşama ise “stratejik saldırı” aşamasıdır. Başbuğ PKK’nın attığı adımların nereye varacağı çok açıktır ama devlet askeri ve siyasisiyle bu aşamalara ve adımlara gözlerini kapatmıştır. Her aşamada ayrı bir yanlış yapılmakta ve PKK devletin yanlış politikaları ile güçlendirilmektedir. Bunun en son örneği Genel Kurmay Başkanı Başbuğ’un açıklamalarıdır. Açıklamalar tam da PKK’nın taleplerinin kabul edilmesidir. Başbuğ Bakanlar Kurulu’na verdiği brifingde bazı önlemler önermiş: 1-) Kürtçe yayın başlamalı 2-) Barzani ile görüşülebilir 3-) Dağa çıkış askeri yöntemle engellenemez Görüldüğü gibi önümüzdeki dönem devlet politikası PKK karşıtı bir faaliyet dönemi değil, PKK’nın teskin edilmesi için PKK’nın taleplerinin devlet ve ordu eliyle uygulanması olacaktır. Türk devleti kendisini bitirecek adımları atmaktadır. 2002 yılında AKP bölgede PKK ile yarışmak için PKK’dan daha Kürtçü adımlar attı. Ama atılan her Kürtçü adım en sonunda PKK’yı güçlendirdi. Bugün Başbakan Güneydoğu’ya neredeyse giremeyecek durumdadır. Devletin aynı politikayı sürdürmesi demek bölgenin tümden kaybedilmesi demektir. Ve üstelik çok daha vahimi aynı anda Türk devletinin Barzani’yi kabul etmesidir. Bu, Türk devletinin Kuzey Irak’taki Kürt devletini tanıyacağı anlamına gelmektedir. Ama Barzani’nin PKK’ya karşı adım atmak gibi bir niyeti de yoktur. Dengeden saldırıya Böylesi bir ortamın sonunu yine açıklıkla kestirelim. Önümüzdeki dönemde 1-) Kuzey Irak’ta Kürt devleti kurulacak ve Türkiye bu devleti tanıyacaktır. 2-) Güneydoğu fiili özerkliğe kavuşacaktır. Kuzey Irak’ta Erbil’de iktidarı alan Kürtler’le Diyarbakır’da fiili iktidar olan Kürtler arasında “birleşme” adımının atılması kalmaktadır geriye. İşte Amerikan askerleri Kürtler tarafından bu nedenle istenmektedir. Bu aşama artık “stratejik denge”den “stratejik saldırı”ya geçiş aşamasıdır. Herhangi bir nedenle şehirlerde başlayacak bir Kürt ayaklanmasına hazır olalım: Ayaklanma aynı anda tüm Güneydoğu illerine yayılır. Tüm belediye başkanları ayaklanmacıları destekler. Kuzey Irak yönetimi doğal koruyuculuk ilan eder ve sınırı bu defa Güney’den Kuzeye’e açarak Kürtlere yardım eder. Bu sınrada Amerikan askerleri bir taraftan Türk devletini oyalamakta, diğer taraftan askeri varlığıyla tehdit etmektedir. Şehirlerdeki ayaklanmaya emniyet güçlerinin müdahalesi olmaz. Askerin müdahalesi ise kanlı olacağından ve tüm dünya buna karşı çıkacağından gündeme gelmez. Sonunda Kuzey’le Güney Kürdistan birleşir. Olmaz olmaz demeyin! Plan budur. PKK hazırlıkları yapmaktadır. ABD hazırlıkları yapmaktadır. Türk devleti ise kuzu gibi olacakları izlemektedir. Savunma Kürt meselesiyle ilgili en önemli gerçek, Türk davasınını, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin birliği, üniterliği, bağımsızlığı davasının sahipsiz olmasıdır. Böylesi bir Türk devleti, artık devlet politikası olmaktan çıkmıştır. O nedenle de bu tür bir devletten Kürtlerin ayrılık taleplerine karşı çıkmasını beklemek saflık olur. Zaten adım adım Kürt-İslamcıların eline geçen devletin, böylesi bir aşamada Türklerin değil Kürtlerin taleplerini destekleyeceğini bilelim. Türkiye’nin sorunu akan kanın durması sorunu değildir. Genel Kurmay Başkanı bile sorunu böyle koyarsa ortaya, terörle mücadelenin de Ordu ya da Hükümet’ten alınıp Kızılay’a devredilmesi gerekir. Türk milletiyle açık açık dalga geçilmektedir. Kısacası Türk davasını savunacak tek güç Türk milletidir. Ama bu milletin de zaten başka bir güce ihtiyacı yoktur. Yeter ki karşılaştığımız tehlikeyi ve sebeplerini iyi görelim, gördüklerimizi söylemekten çekinmeyelim... Devletsiz kaldığımız dönemler oldu ama vatansız ve esir olduğumuz dönemimiz olmadı tarihte. Millet kendi davasını kendi sahiplenecek ve kendi yöntemiyle sorunu çözecektir.
|