03.11.2008/Sayı:210
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Prof. Dr. Türkkaya Ataöv

Prof. Dr. Türkkaya AtaövBukharin ve
Sovyet deneyimi

Rus Devrimi’nin önde gelen adlarından biri olan Nikolai Bukharin’in (1888-1938) doğa-insan ilişkisi ve çevrenin korunması gerektiği üstüne genelde bilinmeyen, olsa olsa çok sınırlı biçimde işitilmiş ve Rusçası bile ancak 1992’de basılabilmiş olan bir kitabı vardır. Siyasal iktidarı 1924’den sonra adım adım kendi elinde toplamayı yeğleyen İosif V. Stalin (1879-1953) Lenin’in “Devrim’in altın çocuğu” diye tanımladığı Bukharin’i Lubyanka Suçlularevine attırmış ve sonra da “karşı-devrimci” yüklemesiyle gizlice idam ettirmişti. Bukharin tepesinde çıplak bir ampulle gecelerini geçirdiği karanlık odacığında ayrı konularda dört kitaplık notlar aldı. Bu metinlerden biri önemli ölçüde çevre üstüneydi. Sonra bulunup şimdilik (bildiğim kadarıyla) yalnız Rusçası olan ama İngilizceye de daktilolu olarak çevrilmiş bulunan (büyük olasılıkla o dilde de yayınlanmış olan ama benim İngilizcesini henüz görmediğim) de budur.

Bukharin tutukluğunda gündüzleri soruşturma için alınıp bir yerlere götürülüyor, gece yerine geri getiriliyordu. İzbe odasında bir süre başka bir sözde “tutuklu” daha vardı. Bu kişi, gerçekte, Bukharin’den kimi yan bilgiler sızdırıp onları suçlanmasını kolaylaştırmak için saptırmakla yükümlü ve bu amaçla seçilmiş görevliydi. İzbesiyle işkence masası arasında bir yıl mekik dokuyan Bukharin geceleri dört kitap dolduracak notlar almayı başardı. 1938 başında “yargı” önüne çıkarıldı, iki gün içinde de “halk düşmanı” suçlamasıyla ortadan kaldırıldı. Bundan sonra, adı devrim tarihi kitaplarından ve her türlü bilgiliklerden de (ansiklopedi) çıkarıldı. Adının dolaylı olarak geçtiği yerlerde de “halk düşmanı” olarak anılıyordu. O günkü Sovyet yönetimine kimi kuramlar ve uygulamalar yönlerinden aykırı düşmüştü.

Tutukluğu sırasında ortaya dört metin döktüğünü söyledim. Biri “Her Şey Nasıl Başladı?” diye genel bir başlık kondurduğu ve roman biçimindeki öz yaşam öyküsüydü. İkincisi “Dünyanın Değişimi” genel başlığı altında kimi uyaklı dizelerini içeriyordu. Kısaca, tutukluluğun ağır baskısı altında kaleme alınmış ve sanki “ruhunu” zindanın dışına taşımaya yarayan bir “dizeler demeti” gibiydi. Üçüncüsü sosyalizm üstüne bir kuram denemesiydi. “Sosyalizm ve Ekini (Kültürü)” başlığını taşıdığından yazarına göre yeni bir konuyu işliyordu. Dördüncüsü de “Felsefî Arabeskler” adındaydı. Çevre sorununa eğilen de buydu.

Nikolai Bukharin

Nikolai Bukharin

Bukharin’in uzun süre tutuklu olduğu zindanda bu dört metni kaleme aldığını yalnız birkaç görevli, o yoldan da Stalin biliyordu. Bunların birer kitap olarak o yıllarda basılmaları kuşkusuz söz konusu olamazdı. Ancak, Bukharin el yazılı bu metinlerin kesinlikle korunmalarını istiyordu. Umarsız kalarak, Stalin’e bir mektup gönderip kendi kurşuna dizilse bile bunların saklanması için bir tür yalvarmıştı. Stalin onları zindandan getirtip özel belgeliğine koydurttu. Genel yıldırının gerçek yargı ve belge özeği zaten orasıydı. Bu el yazıları yıllarca orada kaldı. Stalin 5 Mart 1953’de öldükten sonra da, 1956 Yirminci Parti Kongresinde yeni Parti Genel Sekreteri Nikita Sergeyeviç Hruşçov’un (Kruşçev, 1874-1964) Stalinizmi şiddetle yeren konuşmasını göz yaşları arasında yaptığı yıllarda da. Bu metinler çok sonra, 1980’li yılların ortasından sonra ve Mihail Sergeyeviç Gorbaçov’un (d. 1931) başlattığı “açıklık” (glasnost’) ve “yeniden yapılanma” (perestroyka) rüzgârları ortamında ortaya çıktı. Gorbaçov’un özel kaleminde görevli Stefan F. Cohen diye biri bunların varlığını ilk kez 1988’de açıkladı ve yaşam öyküsüyle çevreyi konu edinen iki metin ondan sonra basıldılar. Öz yaşamının İngilizcesini New York’ta Columbia Üniversitesi 1998’de bastı. Ötekinin İngilizce çevirisi gene New York’ta Monthly Review Basımevi belgeliğinde vardır ve bu satırların okuyucuya ulaştığı sıralarda ya tümü ya da sekizinci bölümü yaygın biçimde basılmış olabilir.

Bukharin’in Felsefî Arabeskler genel adını taktığı bu çalışması tüm yazdıkları içinde en olgun ürünü olabilir. Bu çalışmasında felsefeyi eytişimsel maddecilik ve bilimin gelişmesi açılarından yeni bir yere oturtmağa çalışmıştır. Amacı Marksçılığı düşünce yöntemi açısından daha insancıl bir düzeye taşımaktı. Bu yoldan hem mekanik maddeciliğin kimi kalıtlarını ortadan kaldırmak, hem de gizemcilik (mistisizm) ya da faşizm gibi açmazlara kaymayı engellemek istiyordu. Ona göre, maddeciliğin temeli çevrebilimde yatıyordu.

Felsefî Arabeskler’in özetine geçmeden önce yazarına ilişkin birkaç açıklama daha yapmak yararlı olabilir. Bukharin kendi döneminin Marksçı kuramcıları arasında doğa bilimlerine en yakın olandı. Ölümünden on yedi yıl önce basılmış Tarihsel Maddecilik (1921) adlı yapıtında da “Toplumla Doğa Arasında Denge” başlıklı bir bölüm de vardı. Orada bile, insan toplumuyla onun dışındaki koşullar ya da insan düzeni ile çevre arasında temel bir ilişki olduğunu yazdı. Ona göre, bu ilişki toplumsal anlamda yeniden bir üretim süreciydi. Toplum, bu süreç içinde, insan emeğine dayalı çaba harcıyor ve bu yoldan doğadan bir güç elde ediyordu. Bu süreçte kişi kazanırken doğa da kendine ait kimi değerleri ya da gereçleri yitiriyordu. Bu metabolik alış-verişte önemli olan her ikisi arasında bir dengenin kurulması ya da kurulmamasıydı. Toprak bu değişimden zarar görüyorsa, ilişki ancak geriye doğru bir gidişi simgeleyecekti.

Gene bu bölümde doğayla ilişkiyi doğa-dışı bir güce bağlamanın temelden yanlış olduğunu yazdı. Doğanın insanlar için yaratıldığı ve insana uymak ve hizmetle yükümlü olduğu doğru değildi. Tam karşıtı, insan ve onun oluşturduğu toplum doğanın ve bu büyük sınırsız bütünün parçasıydılar. İnsan doğaya kendi davranışları sonucu yabancılaşabilirdi, ama ondan “kurtulması” diye bir şey söz konusu olamazdı. Doğayı denetleyecek bilgiye ve güce erişse bile, gerçek buydu. Hiçbir toplum çevre olmadan yaşayamazdı. Onun verdiği örneğe göre, ormandaki ağacın çevresi de yalnız yanındaki ağaçlar değil, tümünün içine kök saldığı toprak, yakınından geçen dere, türlü eğreltiotları, çalılıklar ve geri kalan her şeydi. Kişinin yakın çevresi bireyi olduğu toplumdur, ama onu çevreleyen daha büyük bir doğa söz konusudur. Bukharin çevreyle ilgili bu düşüncelerini 1931’de Londra’da yer alan uluslararası bir toplantıda da dile getirmişti.

Bukharin’in öteki kuramsal yayınları da başarılıydı. Örneğin, Emperyalizm ve Dünya Ekonomisi (1915) adlı kitabı emperyalizmin Marksçı-Leninci kuramının gelişmesine önemli bir katkıdır. Daha da öte, Bukharin’in bu kitabı, içindeki sayılar eskimiş olsa da, bugünü anlamamıza bile çok yardımcı olacak niteliktedir. Emperyalizm denen aşamayı dünya sermayeci düzeni çerçevesi içinde incelemiştir. Sermayenin uluslararası olma yolunda hızlanmasını bu kitabında görmüş, dünya ekonomisinin gelişerek kendi içinde ve büyük sermaye ekseninde kenetlenişine, ayrıca ABD’nin de doruğa doğru yükselişine o yıllarda doğru tanılar koymuştur. Küre çapında gittikçe artan ekonomik bağımlılığa karşın, değişik ulusların sermayeleri arasındaki çatışmanın kaynaklarını da gereği gibi göstermiştir. Lenin, bu kitap için kaleme aldığı (ama başlangıçta “V. İlyin” diye imzaladığı) sunuş yazısında, Bukharin’in (Plekhanov’un aksine) günlük olaylarla diplomasi belgelerini bir yana koyarak, emperyalizmin kökenine indiğini, yani gelişmiş ve adam akıllı olgunlaşmış sermayeci düzenin ekonomik ilişkiler ağının bütününe bilim ölçüleri içinde bakmayı başardığını söylemektedir. Bukharin’in kitabı Plekhanov’un da, Kautsky’nin de yanıltıcı savlarına dolaylı yanıt niteliğini de taşıyordu.

Küre çapında böylesine yaşamsal konularda doğru incelemeleri zamanında sunabilmiş olan Bukharin’in çevreciliğine ve bu konuya ayırdığı kitaba dönelim. Bu inancının ilk öğretisini büyük olasılıkla V.I. Vernadsky’den (1863-1945) ve onun Yaşam Alanı (Biosfer, 1926) adlı kitabından almıştı. Vernadsky, o yıllarda, yaşam kimyası konusunda yalnız Sovyetler’de değil, tüm dünyada belki en büyük uzmandı. Kürenin kendi kendine yeten bir bütün olduğu gerçeğinin doğal sonuçları üstüne ilk eğilen kişi de herhalde Vernadsky’ydi. Bu yaklaşımı nedeniyle Sovyet ve Britanya bilimcileri bir süre bulgu ve yorum alış-verişinde bulundular, ortak toplantılar düzenlediler.

O yılların önde gelen başka bir çevrecisi de Lenin Tarım Akademisinin ilk başkanı N.I. Vavilov’du (1887-1943). Bir soybilimci diye sivrilmiş olan Vavilov bitki soylarındaki geniş çeşitliliğin daha çok en sıcak ama aynı zamanda yağmurlu dağ bölgelerinde toplandığını saptamış, bu arada Etyopya, Meksika, Peru, Tibet ve Türkiye gibi birkaç ülkeyi yeni soy gözelerinin birikim merkezleri olarak adlandırmıştı. Vavilov’a göre, daha 1920’li yıllarda, kapitalist düzenin büyük merkezlerinde adı geçen bu ülkelerin soy hazinelerini ele geçirip onları kazanca yönelik ticarette kullanmak üzere bir çaba ve yarış vardı.

Bukharin’le bağlantılı Sovyet bilimcilerinden bir başkası da V.L. Komrov’du. Onun Marksçılık ve Modern Düşünce adlı kitabına “Giriş” bölümünü Bukharin yazmıştı. Komrov bu kitabında Engels’in Doğanın Eytişimi başlıklı çalışmasından uzun parçalar aktararak insanın doğayı ele geçirip onun üstünde egemen olmasının boş bir söylence olduğunu ileri sürdü. Amacı kazanç olan özel kişinin, endüstride art arda gelen bunalımlardan bir çıkış yolu bulabilmek için, doğayı gelişigüzel müdahalelerle verimsiz toprağa ve tepeleri de taş yığınına dönüştürdüğünü yazdı. Aynı kitapta Y.M. Uranovsky de Marx’ın Liebig’den nasıl yararlandığını ve toprağın soyulmakta olduğunu anlattı.

Bukharin hem Marx’dan, hem Vernadsky’den ve öteki çağdaşlarından yararlanarak şunları ileri sürdü: Yeryüzünde (sudaki en küçük gözelerden başlayarak karada insanı da kapsayan) sınırsız ölçüde çeşitli yaşam biçimleri vardı. İnsan bu doğa gerçeğinin hem ürünü, hem de ayrılmaz parçasıydı. Ama tümü yaşambilimsel temelle bağlantılıydı. İnsan çevrenin ve onun ürünlerinin en doruk noktasında oturuyor olsa da, doğanın tartımını (ritmini) ve onun dönemlerini ister istemez paylaşıyordu. Gene insan ekonomik, toplumsal ve tarihsel koşulların değişmesi sonucu doğadan kopmuş olabilirdi, ama bu bağlantı nesnel bir gerçekti. Doğanın korunmasını istemek gözü güzel görünümler arayan bir sanatçı özlemi de değil, ondan da öte bilimsel bir gereksinimdi.

Bukharin’in kaleminden çıkan bu görüşlerin 1930’larda Sovyetler Birliği’nde şu ya da bu biçimde yazıya dökülüyor olması üstünde durulması gereken ilginç bir olaydır. Bu Sovyet kuramcısının kuşkusuz Marx’dan yola çıkıp ama Vernadsky’den de esinlenerek altını çizdiği gerçek insan tarihinin yerinin daha geniş bir çerçeve olan yaşam bilimin içinde yer aldığıydı. Böyle bir sunuş günümüzde çok büyümüş olan çevre sorunlarına yanıt ararken artık ileriye daha rahatça süreceğimiz savları içeriyor. Ama görüldüğü gibi, Vernadsky’nin kitabı 1926’da, Bukharin’inki de ondan on iki yıl sonra yazılmıştır. Ayrıca, yukarıda gördüğümüz gibi, Bukharin aynı konuya daha 1921’de eğilmişti. Vernadsky genel çerçeveyi çizerken, Bukharin de çevrenin bozulduğunun farkındaydı.

Bu nedenle, 1920’lerde ve 1930’larda, Sovyet yönetimi çevre korunmasına önem verdi ve kendine bilimsel toplumcu diyen bir yönetimin göstermesi gereken özeni sergiledi. O tarihlerde Sovyet çevre anlayışı tüm dünyada büyük olasılıkla en ileri ve en bilimsel yaklaşımdı. Batı’da ise, genelde doğayı (ya gelişen tekniğin ya da Hıristiyan inancının yardımıyla) insanın buyruğu altında gören yaklaşım egemendi. Sovyet uygulamasıysa insanla doğanın el ele evrim geçireceği devingen ama eytişimsel vurgulu bir inanca dayanıyordu. O yıllarda Rus çevreciliğinde, Vernadsky’den başka gene büyük adlardan Vavilov, Komrov ve Uranovsky’nin olduğunu anımsayalım.

Tüm bu katkılar ilk Sovyet döneminin ürünüydü. Hegel ile Marx’ın Epikurus’u iyi incelediklerini bilen Lenin’in 1920’li yıllarda doğayı koruma çabasını bir daha anımsamak gerekir. Lenin insan emeğinin doğanın büyük gücünün yerini alamayacağını biliyordu. Bu nedenle, çevreye ussal ve bilimsel yaklaşmak gerekiyordu. Çevreyi korunması gereken bir tür anıt gibi görüyordu. Çevrecilerden Anatolii Vasilyeviç Lunaçarski’yi Halk Aydınlanma Komiseri (Eğitim Bakanı) olarak atadı. Sovyet topraklarının korunması işi de bu bakanlığa bağlandı. Lenin’in Maddecilik ve Deneyimsel Eleştiri adlı kitabındaki göndermelere bakarak seçkin çevre uzmanı Vernadsky’ye de büyük saygı duyduğunu söyleyebiliriz Ural Dağlarının güney eteklerinde 1920 gibi eski bir tarihte kurdurduğu ilk koruma merkezi doğanın bilimsel incelenmesi amacıyla bir hükûmet öncülüğünde yeryüzünün her hangi bir yerinde oluşturulan ilk girişimdi. Sağlıklı Sovyet çevreciliği Lenin’in bu önderliğiyle 1920’li yılların egemen düşüncesi oldu.

Ancak, sonraki gerçekler ortaya koyuyor ki, Lenin’in erken (1924) ölümü, ondan sonraki yıllarda Stalin’in gitgide artan buyurganlığı, Bukharin gibi bir kuramcı ve çevrecinin idamı, onun düşüşüyle birlikte Vavilov ve Uranovsky benzeri önde gelen Sovyet çevrecilerinin karar yerlerinden uzaklaştırılmaları ve çevreciliğe konan “burjuva” yakıştırması tüm koşulları ve sonuçları değiştirdi. Sovyet ekonomisinde, sonuçları ne olursa olsun, üretim sayılarını arttırmak ana erek oluyordu. Söz konusu yeni hava ortaya çevreye ve soybilime saldırılarıyla tanınan Trofim Denisoviç Lisenko adlı bir sözde “yaşambilimciyi” de çıkardı. Lisenko’nun saçmalığı çok sonra bir yana konduysa da, büyük zararı onarılmaz oldu. Bu değişim Marx’dan sonraki en büyük geri adımdır. Yani, Marksçı çevre düşüncesi susturulmuş ve inişe geçmiştir. Ne yazık ki, Sovyet uygulamasını şaşılmaz örnek alan birçok kişi, kuruluş ve ülkeler de aynı açmazla yüz yüze geldiler. Çevrenin karşılaştığı bu kötü muamelenin önce Sovyet tarımının ve daha genelde Sovyet ekonomisinin çöküşünde payı vardır. 1970’lerde görülen büyük durgunluk ve inanılmaz gerilemenin başlangıcı budur.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe