03.11.2008/Sayı:210
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Kaya Ataberk

Kapitalist birey “Barbar Türk”
ve yeni insan

Kapitalist piyasa mı ezilenlerin uygarlığı mı insani?

Sağcılığın siyasal sistemin merkezini oluşturma iddiasının kökeninde, normal ve insani olanın kapitalizm olduğu kabulü yatar. Sağcılık liberalizmi, kapitalist piyasacılığı ve kar peşinde koşan bireyi savunur ve normalleştirir. Aslında savunulan, bu sistemden faydalanan bir avuç egemenin çıkarlarıdır ama burada da bireycilik kendini aklamaya çalışır. Tek tek her bireyin toplumda kendi çıkarlarının peşinde bilinçli olarak koşması zaten toplumsal mutluluğu da getirecektir piyasacılara göre. Bu tezlerini kanıtlamak için de insan doğasını ve tarihsel gerçekleri çarpıtmaktan ve görmezden gelmekten de geri durmazlar. Ancak buna rağmen bu tezi üreten pragmatistler akılcılıkla kutsanmıştır.

Liberal tezlerin çarpıtmalarının başında çıkarcılık denilen şeyin insanın doğasında var olduğu gelir. Bu insanın ilk ortaya çıkışından beri değişmeden devam eden bir özelliktir. Bizim kültürümüzde kabul edildiğinin tersine bu Batılılar için olumlu bir özelliktir. “İlk insan”dan beri tüm fertler kendi çıkarını korumak adına diğerleriyle savaş halindedir onlara göre… Bunu kanıtlamaya gerek duymazlar. Tezin sahibi olan Batılılar, kendi kapitalist tarihlerinin evrenselliğinden o kadar emindirler ki, bunu ancak bir ön kabul olarak bize dayatırlar. Bizden beklenense bu paradigmanın sorgusuz kabulüdür.

Tabi ki bu dayatılan tek şey de değildi. Liberalizmin başka tartışılmaz dogmaları da var. Bunlara göre de piyasalar insanlık tarihiyle yaşıttı. Bu piyasalarda en başından beri kar güdüsüyle hareket eden bireyler birbirinin kuyusunu kazarlar. Bu durum o kadar genel, eski ve normaldir ki, insanın doğası da bundan başka bir şekilde hiç olmamıştır ve olması da asla düşünülemez.

Batılının tek bildiği, kendisinin son beş yüz yıldır içinde yaşadığı kapitalist bireycilik ortamıdır. Bu ortam onu öylesine kör etmiştir ki, insanlık tarihinin büyük bölümünün ve bu tarih boyunca da geniş coğrafyaların, yedi iklimin halklarının onların sandığının tam zıddı bir şekilde yaşamış olduğunu akıllarına bile getiremezler. Bahsettiğimiz, Batılının haydut “medeniyeti”nin tam zıddı olan ezilenlerin gerçek uygarlığıdır. Bunu onlara göstermeye kalktığınız zaman da alacağınız cevap normal ve insani olanın Batılının bireyciliği olduğudur. Bunun tersi ise sadece barbarlıktır ve ancak geçici bir sapma olabilir. Onlara karşı çıkanlar insan muamelesi bile görmeyeceklerdir.

Piyasa ve kâr güdüsü ezelden beri var mıydı?

Batılı açısından birey, piyasa ve kar güdüsü ezelden beri mevcuttur; ebediyete kadar da varlığını sürdürecektir. Ancak tarih bunun tam tersini gösterir. Piyasa denilen şey de bunun itici gücü olan kar güdüsü taşıyan birey de Batı kapitalizminin icadıdır. Bunlar insanlık tarihine kıyasla çok da gençtirler. Gerçekte insanlık, binyıllar boyunca piyasanın, bireyin ve özel mülkiyetin olmadığı ve hiç tanınmadığı toplumsal düzenler içinde yaşadı. Batılının kapitalist haydutluğunun dünyayı talan ederek kendi sistemlerinin sömürgesi durumuna düşürdüğü yıllardan önce dünya bu tip toplumlarla doluydu. Ezilen dünyanın bu tarihsel medeniyetlerinin değerleri de doğal olarak Batının değerlerinden son derece farklıydı. Batının aksine bu toplumlara kar fikri hiçbir şekilde giremiyordu. Emek vermeden kazanmak, pazarlık etmek, hile yapmak gibi Batılı için meziyet sayılan özellikler, bu toplumlarda en kınanacak ve akıldışı davranışlardı. Tam tersine bu toplumların değer olarak kabul ettiği ve yücelttiği davranış tarzı elindeki zenginlikleri paylaştıran ve cömertçe dağıtan insanın davranışıydı. Saygı gören ve önderleşen insanlar bunlardı.

Bunun da ötesinde liberallerin insanların doğuştan taşıdıklarını iddia ettikleri takas ve kar için değişim eğilimleri de bu toplumlarda görülmüyordu. İlk başlarda insanların birbirine karşılıklı hediye sunarak yürüttüğü ihtiyaçları karşılama sistemi, zamanla merkezi devletlerin toplumsal amaçlı düzenlediği örgütlü faaliyetlere dönüşüyordu. Toplum ekonomiye göre değil, ekonomi topluma göre şekilleniyordu. Kapitalizmde ise tam tersini olacaktı.

Biraz daha ilerleyen safhalarda maddi zenginliğe sahip olanlar da bunu kapitalist birikim amacıyla yapmadılar. Bunun tek anlamı da toplumsal konumun, toplumsal değerin korunması oldu. İlk başlarda ticaret de sadece toplumsal ihtiyaçların giderilmesinin aracı oldu. Bunun bir kar edinme yolu olması çok sonraları olacaktı.

İnsanlık tarihi binlerce yılını işte bu anlayışla geçirdi. Tarih yıllarca kapitalizmsiz ilerledi. Anlaşılan sağlıklı bir şekilde ilerlemeye de devam edecekti. Ezilenlerin bu yoldan sosyalizme geçme şanslarının yüksek olduğu açıktır. Ancak Batılı haydutların yarattığı sapma ortaya çıkınca kapitalizm bir bela olarak insanlık tarihinin en acı sayfasını açtı. Dünyayı öyle bir istila etti ki Batılı, bir tek kendini uygar saydı. Diğerleri ise onun gözünde barbar oldu…

Batılının gözünde Türk neden barbardır?

Kapitalizmi keşfeden Avrupalının artık tüm insani değerleri ölmüştü. Sene 1500’lere doğru geliyordu. Batılı artık değer olarak sadece altın ve parayı biliyordu. İspanyollar, Kızılderili kıtasına ayak bastıklarında karşılaştıkları insanlar yeryüzünün belki de en yiğit ve insani kişileriydi. Bu insanlar ne altına değer veriyorlardı, ne de parayı biliyorlardı. Yalan ya da hile bunların kitabında yazmıyordu. Bunları yapanları kınamanın bile ötesinde bu kavramları bilmiyorlardı. Hatta bu topluluk o kadar toplumsaldı ki, birey diye bir şeyden de haberleri yoktu. İyi ya da kötü ne varsa hepsi toplum tarafından paylaşılıyordu. İşte Batılı, bu insanlara da barbar dedi. İnsandan saymadı ve onları katletmeye girişti.

Ancak bu gerçek insan türünün tek örneği İnka ya da Aztek halkları değildi. Batılı Haçlıların daha önce karşılaştıkları göçebe Türkler de aynı özellikleri taşıyordu. Bu göçebelerin devletleri, orduları ve toplumsal düzenleri vardı. Onlar da, Kızılderili halklar gibi, Batılıya göre son derece üstün niteliklere sahiplerdi. Göçebe geleneklerine göre hepsi silah taşıyordu. Bu nedenle bunların yöneticileri de Batılının feodal senyörleri gibi ezici değildi. Toplumun içindeki herkes bir eşitliği yaşıyordu. Toprak ya da hayvanlar üzerinde bir özel mülkiyet de tanımıyorlardı. Türk beyleri, yılda bir kez mallarını halka yağmalattırıp, bunu bir eğlence olarak algılıyorlardı. Mülkten arınmak onları küçültmüyor aksine yüceltiyordu.

Türklerin kurduğu devletler de bu nesnellik üzerinde yükselen merkezi-toplumsal devletler oldu. Türk devletleri de, Batılının devletlerinden farklı olarak, birilerinin çıkarından çok toplumun değerlerini ön plana koyan odaklar oldu.

Ancak Batılının bunların hiçbirini anlaması da mümkün olmadı. Onun gözündeki tek kutsal, özel mülkiyet ve kapitalizmin değer yasasıydı. Bunu bilmeyen, tanımayan topluluklar da insan bile sayılamazdı. Batılı sömürgeci bu nedenle Türkleri ve diğer ezilenleri “barbar” ilan etti. Ancak Batılının ilkellik olarak gördüğü değerler tarihin binlerce yılda damıttığı gerçek insani değerlerdi. Bu değerler yıllar sonra devrimcilerin savunduğu değerler olarak karşımıza çıktı.

Yeni insan ve “Barbar” Türk

Kapitalizm, sömürüsünü ve kapitalist değer yasasına dayanan sahte medeniyetini dünyaya yaydıktan sonra, onu yıkmak isteyenlerle karşılaştı. Ezilenlerin ideolojisinin adı sosyalizmdi, toplumculuktu. İsminden de anlaşıldığı gibi daha en baştan karşı çıktığı şey, Batılı kapitalistin toplumu dağıtarak insanı sakatlamasıydı. Sosyalistler kurmak istedikleri düzende sömürüyü, bireyciliği ve piyasayı ortadan kaldırmak istiyorlardı. Bunu yapmak için de iktisadi ve toplumsal yeni bir düzen hedeflediler. Diğer taraftan da zaman, devrimcilere bu düzene uygun yeni insanın yaratılmasının zorunluluğunu da dayattı. Toplumculuk, bireyi de ortadan kaldırmalıydı.

Özellikle Ernesto Che Guevara, bunun teorisini yapmaya girişecekti. Sosyalizm gerçek insanlara dayanarak kurulacağı için ona uygun “yeni insan”ı da yaratmak gerekiyordu. Yeni insanın örneği de emperyalizme karşı savaşan devrimci gerillanın kurduğu model oluyordu. Gerilla devrimcileştikçe, kendisini birey olmaktan kurtarıp devrimin neferi olmaya, toplumun çıkarlarına adamaya alıştıkça mükemmelleşiyordu. Yani Che’nin önerdiği kapitalizmin bireyleştirdiği insanı yeniden toplumsallaştırmaktı. Tarihin diyalektiği burada da işliyordu. Batılının ilkel ve barbar olarak aşağıladığı ezilen insan tipini yeniden ama daha üst bir düzeyde kurmanın yolu bulunmalıydı.

Yıllardır Batılının “Barbar Türk” kavramıyla simgeleştirdiği insan tipi yiğitliğiyle, özel mülkiyet tanımazlığıyla, savaşçılığıyla ve bireycilikten uzaklığıyla sosyalizmin kurmak istediği insan tipine çok daha yakındı. Batının sosyalistleri, kapitalizmin gene Batıdan yıkılacağını düşündüler. Bu nedenle de kapitalizmin yarattığı “modern” insan tipini her şeye rağmen bir ilerleme olarak gördüler. Ancak tarihin ilerleticisinin ezilenler olduğunu göremedikleri gibi gerçek insani ve toplumsal modelin de gene ezilen dünyadan geleceğini anlayamadılar.

Sosyalizm de yeni insan da ezilenler arasından yükselecek

Kapitalizmden önceki çağlar boyunca tarihi ilerletenler hep göçebeler ve barbar kabul edilenler olmuştu. Bunun altında İbni Haldun’un “asabiye” adını verdiği kolektif ruhun gücü yatıyordu. Toplumsal birliği daha kuvvetli olanlar hep üstün geliyorlardı ve yıkılmaya yüz tutmuş, çürümüş medeniyetleri daha üst bir düzlemde canlandırıyorlardı. Göçebelik ve medeniyet, diyalektik bir dönüşüm halinde oldu çağlar boyunca. Ezilenler, yıkıcılığı da yapıcılığı da bünyelerinde barındırdılar. Batılının tek yaptığı ise yıkmak oldu. Kapitalist birikim adına bin yılların uygarlıkları ve hatta bu uygarlıkları yaratan halklar ortadan kaldırıldı.

Dünyanın gerçek ilerlemesinin önüne çıkan, Batılının medeniyetsiz kapitalizmi oldu. Onların hakimiyetinden önceki çağlarda göçebelerin medeniyeti ilerletmesi aslında diyalektiğin eşitsiz gelişme yasasının da göstergesi olmuştu. Sistemin çevresinden yola çıkanlar zamanla onun merkezini ele geçirerek dönüştürüyorlardı. Bugünün çürümüş sisteminin sonunu getirecek olanlar da Batılının hala barbar olarak gördüğü ezilen halklar olacak. Artık Batının medeniyetindense ezilenlerin barbarlığının yeğlenmesi gerektiğini görmeliyiz.

Tarihte de biz vardık gelecekte de biz olacağız. Sosyalizm de onun kendine özgü yeni insanı da ezilenler arasından yükselecek. Tarih, sosyalizm ve dünya; Batının “tek dişi kalmış canavar” medeniyetini değil, “Barbar Türk”ü bekliyor.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe