14.07.2008/Sayı:195
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


 Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Okan İşbecer

Beşiktaşlılara ve Fethullahçılara baş sağlığı

Devletin omzunda son yolculuğaTürbanı protokol tribününe sokan, Milli formamızın rengini bayrak rengimizden turkuaza çeviren, Tayyip’in yakın arkadaşı, futbol camiasında Kürt-İslamcı yapılanmanın en kilit adamlarından biri olan Futbol Federasyonu Başkanı ve eski Beşiktaş yöneticisi Hasan Doğan, önceki haftasonu Bodrum’da geçirdiği bir kalp krizi sonucu vefat etti.

Arkasından çok şey yazıldı çizildi. Genellikle iyi adam olduğu, Türk futboluna yaptığı katkılar, Ümmi Takımın son turnuvadaki başarısında payının ne kadar büyük olduğu…vs.

Hasan Doğan henüz hayattayken futbol camiasında yaşanan tarikatlaşma üzerine yazdığımız yazılarda kendisi ile ilgili de bir değerlendirmede bulunduğumuz için şu an yaptığımızın “ölenin arkasından konuşmak” falan olmadığının altını çizmekte yarar var. Biz TÜRKSOLU olarak Ümmi Takım yarı final maçı oynarken bile eleştirmekten kaçınmadık. Çünkü orada başarılı olan Milli Takım değildi. Zaten bütün turnuva Kürt-İslamcıların propagandasıyla geçti. Protokol tribününde bir Tayyip, bir Gül, bir de Hasan Doğan’ın türbanlı eşi dikkatleri çekiyordu. Hatta geçenlerde bir köşe yazarı da yazmıştı (Radikal’den Hakkı Devrim) turnuvayı izlerken bir şey dikkatini çekmiş. Türkiye gol attığında türbanlı bir kadınla sarmaş dolaş kel bir adam . Etrafındakilere “Kim bu adam yahu?” diye sorunca da koskoca Futbol Federasyonu Başkanı’nı tanımadığı için arkadaşları arasında dalga konusu olmuş.

İşte Türkiye Hasan Doğan’ı futbola yaptığı hizmetlerle (?) değil; ülkenin Şeriatçılaştırılmasına yaptığı hizmetle anacak. Ölümünden sonra da zaten en çok konuşulan konulardan biri bu oldu.

Geçenlerde Ahmet Hakan ölümü dolayısıyla Hasan Doğan ile ilgili yazdığı yazısında da futbola yaptığı hizmetten falan değil türbanın normalleştirilmesine yaptığı hizmetten bahsetti: “Sana ve eşine çok teşekkür ediyoruz Hasan Doğan... Çünkü... Oylumlu kitapların, akıl küpü makalelerin, harika tezlerin normalleştiremediği şu kadim tartışma konumuz ‘türban konusu’nu, sen ve eşin, hem de farkında bile olmadan öyle normalleştirdiniz ki...”

İşte Hasan Doğan’ın tüm marifeti bundan ibaretti. Türbanı normalleştirmek.

Kimse Hasan Doğan’ı futbola yaptığı katkılardan dolayı anmayacak. Zaten bir katkı falan da yaptığı yoktu. Topu topu birkaç aylık bir başkanlığı vardı, ki onu da Tayyip’in yakın arkadaşı ve yoldaşı olmasına borçluydu. Takım yıllardır oynayan takım, başındaki hoca yıllardır zaten takımın başında. Hasan Doğan oturduğu yerden başarılı sonuçlara kondu ve bunu Tayyip’le birlikte siyasi propaganda aracı haline getirdi.

O nedenle bugün kimse onu spor adamı kimliğiyle değil türbanlı karısıyla ve türban davasına yaptığı hizmetle anıyor. Arkasından çok söylenen “büyük spor adamıydı” gibi lafların da pek kıymeti kalmıyor böylece. Çünkü o spor adamından çok bir şeriatçı militan gibi davrandı ve böyle anılacak.

Cenaze töreni bile Kürt-İslamcıların propagandasına dönüştü. Tayyip’in cenaze arabasına binmesi, Tayyip ve Gül’ün tabutu omuzlamasının öne çıkarılması, hepsi Hasan Doğan’ın ölümü üzerinden yürütülen çirkin propagandanın kareleri olarak hafızalara kazınacak.

Cenazenin basına yansımsı da bir garip oldu. Bütün basın ölüm haberine ve cenaze törenine ayrıntılı bir şekilde değinirken özellikle şeriatçılar geniş yer ayırdılar. Şu son şampiyonaya kadar futbola bu kadar ilgi göstermeyen Şeriatçıların birden bire artan ilgisi de oldukça anlamlı. Hele Star gazetesinin attığı bir manşet var ki evlere şenlik. Star gazetesi Hasan Doğan’ın ardından “Gülüşünü özleyeceğiz” diye manşet attı. Sanki ölen Futbol Federasyonu Başkanı değil de Star gazetesinin genel yayın yönetmeninin sevgilisi.

Bugün futbol camiasında bir Fethullahçı yapılanma varsa Fethullahçılar bunu Hasan Doğan gibi yöneticilere borçlular.

Beşiktaşlıların ve Fethullahçıların başı sağolsun!


Esas sorumlu kim?

Amerika'ya saldırı 6 Türk öldü

ABD'liler içeri girmek isteyen yaralı polisimize kapıyı açmadı

Türkiye geçtiğimiz hafta şok gelişmelerle sarsıldı. Daha Ergenekon operasyonunun şoku atlatılmadan bu kez haber İstanbul’dan geldi. Sarıyer’deki ABD Konsolosluğu’na silahlı saldırı düzenlenmiş ve çıkan çatışmada Erkan Kargın, Bülent Çınar ve Raif Topcıl isimli saldırganlar ile Nedim Çalık, Mehmet Önder Saçmalıoğlu ve Erdal Öztaş isimli üç polis memuru hayatını kaybetmişti. Bir saldırgan ise kaçmayı başarmıştı. Son gelişmeler itibariyle kaçan saldırganın da teslim olduğu ve korsan taksicilik yaptığı anlaşıldı.

Saldırganlarla ilgili yürütülen soruşturmada herhangi bir örgüt bağlantısı tespit edilemezken sanıklardan ikisinin yakın zamanda Afganistan’a gidip geldiği yönünde spekülatif haberler medyada yer almaya başladı. Zaten iktidar yalakası basın hemen Ergenekon bağlantısı kurmaya yönelik bir çaba içine girdiler.

Bu şekilde bir saldırı ile konsolosluğa girmek imkânsız olduğu halde saldırganların ne maksatla böyle bir girişimde bulundukları merak konusu. Dışarıdan görüldüğü kadarıyla birkaç kafadarın işiymiş gibi dursa da gerçek soruşturma tamamlandığında ortaya çıkacak.

Türkiye, dünyada ABD’ye düşmanlığın yüzde olarak en fazla olduğu ülke. Bu nedenle ABD konsolosluğuna yönelik böyle bir saldırı açıkçası bizi pek şaşırtmadı. Zaten ABD’liler de böyle bir ihtimali göz önünde tuttukları için deyim yerindeyse “kale gibi” bir konsolosluk binası inşa ettiler.

Geçtiğimiz perşembe günü hayatını kaybeden polisler toprağa verildi. Teröre karşı lanet söylevleri bu törende de bolca tekrarlanırken Emniyet’in ihmali konusunda da tartışmalar başladı.

Saldırıda hayatını kaybeden polislerin hepsi gençti. Hatta bir tanesi 21 yaşındaydı ve 15 günlük polisti. Normalde böyle kritik yerlerde görev yapan polislerin iyi eğitimli olması ve görevinin neler olduğunu iyi bilmesi gerekir. Bu olayda anlaşıldığı kadarıyla görevlendirilme yapılırken hata yapılmış, genç ve tecrübesiz polislere görev verilmiştir.

Saldırı anında güvenlik kulübesinde kalması gereken polis memurları, kurşun geçirmez kulübelerden çıkarak saldırganlarla çatışmaya girmiş ve hayatlarını kaybetmişlerdir. Buna karşın konsolosluğu korumakla görevli olan ABD’li görevliler hiçbir şekilde saldırganlarla sıcak temasa girmeyerek önce kendi güvenliklerini, ardından da konsolosluğun güvenliğini sağlamışlardır. Bu arada olan yine eğitimsiz ve doğal olarak da bilinçsiz hareket eden polis memurlarına olmuştur.

Dikkat çeken bir diğer ilginç durum da hayatını kaybeden polislerden ikisinin trafik polisi olması. Bir trafik polisi yoldan geçerken gördüğü her olaya müdahale edemez. Görev alanı belli olan trafik polisinin böyle bir çatışmanın içine nasıl dahil olduğunun cevabını da emniyet yetkililerinin vermesi gerekir.

Bunlardan hareketle hayatını kaybeden polis memurlarını suçladığımız düşünülmesin. Bu işte bir tane sorumlu varsa o da İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’tır. Normal şartlarda böyle bir durumla karşılaşan Emniyet Müdürü’nün derhal istifa etmesi gerekir.

Geçenlerde Fransa’da yaşanan bir olay ibretliktir. Halka açık bir tatbikat esnasında silahına yanlışlıkla gerçek mermi dolduran bir asker 17 kişinin yaralanmasına sebep olmuştu. Bunun üzerine Fransa Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Bruno Cuche, sorumluluğu üzerine alarak istifa etmişti. Bizimkilerden böyle bir hareket beklenebilir mi derseniz, ben pek zannetmem.

Bu arada konsoloslukta görevli ABD’lilerin konsolosluğa sığınmaya çalışan yaralı polis memuruna kapıyı açmadığı biliniyor. Bu durum “Stratejik ortaklık”la nasıl bağdaşır sorusunun cevabını Tayyip’ten bekliyoruz.


Hrant davası halka açık stand-up şova döndü

Ogün Samast

Jennifer Lopez

Nihayet geçtiğimiz hafta Türkiye’de gündemi meşgul eden önemli olaylardan biri olan Dink davası halka açıldı. Bilumum Ermenicinin yaklaşık bir aydır heyecanla beklediği süreç sanık Ogün Samast’ın 18 yaşını doldurması ile birlikte başladı.

Kendilerine Hrant Dink Dava İzleme Komitesi adını veren Ermeniciler, epeydir bu kararın çıkmasını bekliyorlardı. Akılları sıra Harnt’ın katilleriyle yüzleşeceklerdi. Ancak işler onların tahmin ettiği gibi gitmedi.

İlk duruşmadan itibaren gergin geçen Hrant Dink davası Ermeniciler için bir kan davası haline getirildi. Hrant öldürüldüğünden beri etrafa düşmanlık tohumları saçan bu güruh her duruşma öncesinde olay çıkarmayı adet edindi. Son duruşmada da Nevin Kılıçarslan adlı bir kadın, sanıklardan Ogün Samast’a işaret parmağını boğazına götürerek “öldün sen” işareti yaptı.

Her neyse. Duruşmanın pek de Hrantçıların beklediği gibi geçmediğini söylemek mümkün. Onlar duruşma halka açılınca sanıkları baskı altına alabileceklerini, en azından psikolojik olarak onları alt edebileceklerini düşünüyorlardı ama halka açık ilk duruşma onlar açısından tam bir şok etkisi yarattı ve Hrantçılar kelimenin tam anlamıyla kafayı yediler!

Sanıkların sakin tavırları ve birbirleriyle şakalaşmaları yetmiyormuş gibi bir de duruşma salonunda stand-up yapıp izleyen Hrantçılarla dalga geçtiler. Bakmayın siz Hrantçıların “Saygısızlar! Mahkemeyle dalga geçtiler” gibilerinden ağlamalarına, sanıklar aslında Hrantçılarla dalga geçiyorlar.

Halka açık olarak gerçekleşen ilk duruşmada sanıkların oldukça neşeli oldukları gözlerdi. Sürekli olara birbirleriyle konuşup gülüşen sanıklar, özellikle Yasin Hayal’in avukatlığını yapan Fuat Turgut’un sanıklara soru sorduğu bölümde işi iyice dalgaya aldılar.

Duruşmada sanıklara soru sormak isteyen Fuat Turgut, mahkeme heyetinin izin vermesi üzerine ilk olarak Erhan Tuncel’e sorular yöneltti. Emniyet’ten ne kadar maaş aldığı sorulan Tuncel, belli bir maaş almadığını, ara ara maddi destekte bulunduklarını belirtti. Daha sonra avukat Fuat Turgut, Tuncel’in sık sık Eskişehir’e giderek yabancı uyruklu sevgilisini ziyaret ettiğini belirtti ve sevgilisinin İsrail asıllı olup olmadığını sordu. Önce bu soruya kızan Erhan Tuncel daha sonra “Sevgilim İsrailli değil, Lübnanlıydı. Şimdi aklıma geldi. O zaman bilmiyordum ama sonradan öğrendim ki, o kız İsrail cumhurbaşkanının kızıydı” deyince salonda gülüşmeler olmuş.

Fuat Turgut daha sonra sanık Ogün Samast’a soru sormak istediğini belirtti. Bunun üzerine Samast, “Beni bu manyakla muhatap etmeyin” diye tepki gösterdi. Mahkeme heyetinin soru sormasına izin vermesi üzerine Turgut, “Ogün Samast Agos Gazetesi önünde iken kendisine iki telefon gelmiş. Bunlardan biri Yasin Hayal, diğeri ise Etyep Mahçupyan’dı” dedi. Bu sırada Samast’ın, “Hayır Jennifer Lopez’di” sözleri salondakileri güldürdü.

Mahkeme süresince karşılıklı olarak birbirlerini suçlayıp gülüşen sanıkların bu tavırları pek inandırıcı gelmedi. Yasin Hayal’in BBP ve Muhsin Yazıcıoğlu lehine slogan atması da ilginç anlardan biriydi.

Böylece dava bir sonraki duruşmaya ertelendi.


Tayyip mi şanslı biz mi şanssızız?

Recep Tayyip ErdoğanÖnceki hafta 1 Temmuz günü Türkiye Ergenekon operasyonunun 6. dalgası dolayısıyla sarsılırken Tayyip de yeraltına inmişti. Yanlış anlaşılmasın Tayyip Ergenekon’la ilişkisi olduğu için yeraltına geçmedi. Sadece Zonguldak’taki madencilerle bir gün geçirmek istemiş. Zaten ne zaman Türkiye’de ortalığı ayağa kaldıracak bir şey olsa Tayyip kayıp! Genelde Türkiye’yi kendisi ayağa kaldırdığı için bu türlü açıklamalarını yurtdışındayken yapıyor ki o gelene kadar mesele tartışılsın ve geldiğinde ortalık biraz durulmuş olsun. Velhasıl Tayyip bu kez de yerin dibine girmeye karar vermiş ki, “neler oluyor” diye sormak isteyen olursa kendisine ulaşamasın.

Her neyse, 10 gün önce Tayyip’in çalışanlarıyla birlikte indiği Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Kozlu Müessese Müdürlüğü’ne bağlı bir madene çalışanlarıyla birlikte inerek taşkömürü üretim sürecine katılmıştı. Bakanlarıyla birlikte yanına oğlu Bilal Erdoğan’ı da alarak madene inen Tayyip işçilerle hoşça vakit geçirmişti. Gemisi olduğunu bildiğimiz Bilal’i madende görünce içimizden “herhalde gemiciği ile kömür taşıma işine girecek” diye geçirdik. Tayyip’in oğluyla girdiği maden ocağında geçtiğimiz günlerde meydana gelen göçükte bir işçi hayatını kaybetti. Söz konusu madende 1993’te meydana gelen grizu patlamasında da 263 kişi hayatını kaybetmişti.

Haberi görünce Tayyip’in şansı mı desek yoksa Türk Milletinin talihsizliği mi bilemedik. Bu kaza on gün önce olsa belki de bugün tartıştığımız şeylerin çoğunu tartışmıyor olabilirdik. Tabi bu olay başka şekilde de yorumlanabilir.

Bugüne kadar Türkiye’nin ocağına incir diken Tayyip anlaşılan çaptan düştü. Şimdilerde maden ocağına incir dikiyor.


Medyadan seçmeler...

Cemil İpekçiBu hafta değişik birşeyler yapalım dedik. Gözümüze çarpan ilginç ve komik haberlerden ikisine yer veriyoruz.

Bir tanesi ünlü modacımız Cemil İpekçi ile ilgili. Geçtiğimiz haftalarda İpekçi’nin ilginç çıkışlarına yer vermiş ve çeşitli önerilerde bulunmuştuk. Kendisinin son Hindistan çıkışı genel olarak bir kahkaha tufanına sebep oldu. Medyada hep İpekçi’yle dalga geçen haber ve yorumlar yer aldı. bunlar arasında biri vardı ki, görünce gülmekten gözlerimiz yaşardı. Bunu da siz değerli okurlarımızla paylaşmak istedik.

Yandaki kupür Sözcü gazetesinden. Sözcü’deki arkadaşlar İpekçi’nin açıklamalarına çok içerlemişler anlaşılan.

Bu başarılı çalışmadan dolayı kendilerini tebrik ediyoruz.

Yılmaz Özdil 

Bir diğer haberimiz Hürriyet gazetesinden. Sabah’tan Hürriyet’e geçen Yılmaz Özdil, eski çalıştığı gazeteyi yerden yere vurdu.

TMSF’nin eline düştükten sonra iktidar borazanlığına soyunan Sabah ve Ergun Babahan, özellikle gazete Ahmet Çalık tarafından satın alındıktan sonra iyiden iyiye kantarın topuzunu kaçırmıştı.

Kurum içi köşe yazarları tartışmasının da eksik olmadığı gazetede iyiden iyiye bir hesaplaşma süreci başladı.

Gazetenin 4 Temmuz günkü manşeti, Ergenekon operasyonu ile ilgiliydi. Karalama kampanyasının bayrak tutanı, önde gideni olmaya soyunan Sabah, aslı astarı olmayan bir iddia ortaya atmıştı: “7 Temmuz kaos planı”.

Logosunun üzerinde ise Turkcell reklamı vardı: “Recep’in tavuğu diyor ki”. Manşetle reklam arasında iyi bir bağlantı yakalayan Özdil de şık bir gol atmış.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe