27.08.2007/Sayı:151
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Kapak
Türkiye
Ekonomi

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya Yavuz Selim

Vladimir Putin

Vladimir Putin

Rusya bildiğiniz gibi

Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardından dünya üzerindeki politik ve askeri hegemonyasını yitiren, prestijini ise oldukça aşağılara düşüren Rusya Putin’in iktidara gelmesinin ardından iki kutuplu dünya düzenindeki eski yerini almaya yönelik hamlelerini sürdürüyor. Yeniden bir süper devlet olma yolunda kararlı adımlar atan Rusya, petrol ve doğalgaz fiyatlarının aşırı derecede artmasının getirdiği ekonomik güçlenme ile birlikte hiç olmazsa başlangıç olarak askeri açıdan güçlü olduğu sinyallerini tüm dünyaya veriyor. Rusya kendi çıkarlarını korumak için gerektiğinde güç kullanmaktan çekinmeyeceğini, topraklarına Amerikan’ın füze kalkanı projesine açan Çek Cumhuriyeti’ni tehdit ederek göstermişti. Rusya Genelkurmay Başkanı Yuriy Baluyevskiy Çek Cumhuriyeti Savunma Bakan Yardımcısı Martin Bartok’la görüşmesinden sonra füze kalkanının konumlandırılması durumunda Prag’a karşı “askeri önlemler” alacaklarını açıklayarak kendi nüfuz bölgelerinde eski müttefiklerini bile gerekirse vurabileceklerini açıklamıştı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin geçtiğimiz hafta Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ara verilen, uzun menzilli füzeler taşıyan uçakların düzenli uçuşlarına yeniden başlanacağını açıkladı. Uzun menzilli bu uçuşlar ekonomik olarak oldukça pahalıya patladığından dolayı iptal edilmişti. Putin uçuşların kaldırılmasının Rusya’nın güvenliği açısından bir tehdit olduğunu, çünkü diğer ülkelerin bu uçuşları sürdürdüğünü belirtti.

Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üye ülkelerin yaptığı askeri tatbikat sırasında yapılan bu açıklamaları Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Sean McCormack ise yalnızca “ilginç” olarak nitelendirdi. Putin’in bu yeni kararları açıklamasından önce 9 Ağustos tarihinde iki Rus bombardıman uçağı ABD’nin Guam Adası’ndaki askeri üssüne doğru uçuşa geçmiş, yolu ABD jetleri tarafından kesilince ise geri dönmüştü.

Guam Adası’na doğru yapılan bu uçuş ise sonuncusu olmadı. Rusya’nın bu sefer it dalaşına davet ettiği ülke ise İngiltere. Zaten eski KGB ajanı Aleksander Litvinenko’nun Londra’da öldürülmesiyle iki ülke arasında patlayıp İngiltere’nin 4 Rus diplomatı istenmeyen adam ilan ederek sınırdışı etmesiyle doruk noktasına erişen iki ülke arasındaki gerginlik bu kez Rusya’nın kıtalararası bir menzile sahip olan uçaklarının İngiltere’nin hava sahasına fazla sokulması ile iyice gerginleşti.

Kola Yarımadası’ndaki askeri üsten kalkan iki Tupolev-95 tipi bombardıman uçağının İngiltere hava sahasına aşırı derece yakın uçtuğu radar ekranında saptanınca 11 Eylül’den sonra uygulamaya konulan “Çabuk Tepki Uyarısı” çerçevesince Kraliyet Hava Kuvvetlerine ait iki Typhoon tipi uçak önleme görevi ile havalandı. 15.000 km.lik kıtalararası bir erime sahip olmasının yanında nükleer bomba taşıma kapasitesi nedeniyle İngiltere için büyük tehdit oluşturan iki uçak İngiltere hava sahasından uzaklaşıncaya kadar 3. ve 11. üslerden kalkan uçakların gölgelemesinde yoluna devam etti. Rus uçaklarını daha sonra ise Norveç Hava Kuvvetlerine ait iki F-16 takip etti. Rusya Hava Kuvvetleri’ne bağlı uçaklar daha önce de Norveç hava sahasına kadar uçmuştu. Ancak İskoçya’ya kadar uzayan bir rotaya sahip bu uçuş bir ilk olarak kayıtlara geçti.

Rusya ise her zamanki gibi suçlamaları reddediyor. Rusya adına açıklama yapan Hava Kuvvetleri Sözcüsü Albay Aleksander Drobişevski, “Rus stratejik bombardıman uçakları uluslararası sularda uzun menzilli uçuşlar gerçekleştiriyor. Ancak İngiltere hava sahasını ihlal ettikleri iddiaları gerçekleri yansıtmıyor. Uzun menzilli bombardıman uçaklarımızın pilotları eğitimleri gereği yılda birkaç benzer sefere çıkar. Bunlar planlı uçuşlardır ve ilgili ülkelere aylar öncesi haber verilir. Uçaklarımız ne İngiltere ne de başka bir ülkenin güvenliğini tehdit etmemiştir” dedi.

Uzmanlar Rusya’nın artan petrol ve doğalgaz gelirine paralel olarak ABD ve Avrupa Birliğine kafa tutmaya başladığını ve oyuna tekrar dahil olduğu mesajını vermeye çalıştığını söylüyor. Rusya geçmişte uzun menzille uçuşlarına son vermenin yanında kıtalararası erime sahip TU-95 ve TU-160 tipi uzun menzilli bombardıman uçaklarının üretimi de durdurulmuştu. Putin’in uzun menzilli uçuşların başlayacağını açıklamasının ardından bu uçakların daha gelişmiş yeni modellerinin tekrar üretime gireceğine kesin gözüyle bakılıyor.

Geçtiğimiz hafta Rusya’da düzenlenen savunma sanayi fuarı da bunun en açık göstergelerinden birisiydi. Son teknoloji ürünü silahlarını sergileyen Rusya’nın sıradaki hedefi ise dünyanın en büyük uçak üreticilerinden birisi olmak. Her yıl, sürekli düşen eski teknoloji uçakları ile gündeme gelen Rus havacılık sektörünün yeni hedefi ise 2025 yılına kadar 4.500 adet yeni sivil amaçlı uçak üretmek. Rusya bunun için 250 milyar dolarlık bir bütçe ayırmaya hazırlanıyor. Tıpkı uzun menzilli uçuşlar gibi, havacılık sektörüne yapılan yatırımlar da Sovyetler Birliği’nin dağılması ile bıçak gibi kesilmişti. MAKS fuarı bu açıdan Rus sivil havacılık sektörünün yeniden doğuşu anlamına da geliyor.

Rusya bu fuarda yeni kuşak Mig ve Sukhoi uçaklarını sergilemenin yanında ABD’nin Çek Cumhuriyeti’ne kurmayı planladığı füze kalkanına karşı S-400 adındaki yeni füze savunma sistemi ile karşı önlemini göstermiş oldu. Bu füzelerin bir önceki modeli olan S-300’ler Kıbrıs Rum Kesimi’ne de satılmak istenmiş ama Türkiye’nin yoğun direnişi sonucunda adaya ulaşamamıştı. Yeni geliştirilen S-400 ise bunlardan çok daha gelişmiş bir model olma özelliğini taşıyor.

Görünen gerçek Rusya’nın her alanda ABD’ye artık meydan okumaya başlaması. ABD’nin Irak’a girmesi ve İran’a olası askeri müdahalesinin petrol fiyatlarını bu denli yükseltmesi anlaşılan en çok Rusya’nın işine yaramış gibi görünüyor. Rusya’da şu an iktidarda olan Putin’in uyguladığı sert ve ödün vermez politikalar her ne kadar ülkesi için yararlıysa da, çevre ülkeler için giderek bir tehdit oluşturduğunu gösteriyor. Bu arada parantez içinde belirtelim ki, Putin’in bu sert tavırları ve zaman zaman verdiği sıra dışı pozlar aynı zamanda onu gaylar için bir sembol durumuna getirmiş. Geçen hafta dinlenmek için gittiği Sibirya’da üzerindeki kıyafetleri çıkarıp balık avlayan Putin, pozlarının tüm gazeteleri süslemesi sonucunda gay lobisinin şu andaki bir numaralı gözdesi olmuş.


Yves Leterme
Yves Leterme

Sıradaki Belçika mı?

Huyundan mıdır suyundan mıdır bilinmez ama AB’ye üye olan ülkelerin hepsi zaman içinde ülke bütünlüğünü yitirme tehlikesi ile karşı karşıya geliyor. Büyük ya da küçük bir ülke olmanın da bu konuda hiçbir önemi yok. AB üyesi İspanya’nın bölünmeyle karşı karşıya gelmesinin ardından sıra bu kez de ancak Konya ilimiz kadar bir yüzölçümü olan Belçika’ya geldi.

Hollandaca konuşan Flaman Bölgesi (Vlaanderen), Fransızca konuşan Valon Bölgesi’nin ve Brüksel’in oluşturduğu federe bir yapıyla kurulmuş olan Belçika 10 Haziran’da yapılan seçimlerin ardından iki ay süre geçmesine karşın bir türlü yeni hükümetini kuramadı. Avrupa Birliği’nin kilit kuruluşlarına ev sahipliği yapan Belçika’nın kuzeyinde yaşayan Flamanlar, seçimden galip ayrıldıktan sonra daha önceki seçimlerde olduğu gibi güneydeki Valonlarla koalisyon görüşmelerine başladı. Fakat Flamanların, bölgesel yönetimlere daha fazla yetki vererek Belçika’nın bölünmesini hızlandırmak istemesi görüşmeleri tıkadı.

Fakat olayların bu noktaya geleceği çok önceden belli olmuştu. Ülkenin yeni Başbakanı olmaya aday olan Flaman Hıristiyan Demokrat Parti Başkanı Yves Leterme’nin çıktığı bir televizyon kanalında ülkenin daha milli marşını bilmediği ve milli marş diye Fransız milli marşını söylediği ortaya çıkmıştı. Belçika’da insanları birbirine bağlayan “Kral, milli takım ve bira” dışında hiçbir ulusal değer kalmamış durumda. Flaman Çıkarı Partisi, Flaman bölgesinde yalnızca “Kahrolsun Belçika” sloganını kullanarak oyların %25’ini almayı başardı. Ülkenin bölünmesi durumunda kendi geleceğinden endişe eden Belçika Kralı II. Albert’in tüm girişimleri de başarısız kalmış durumda. Belçika devlet radyosu bile artık eski Çekoslovakya örneğini verip Belçika’nın da 6 ay içinde bölünebileceğini söylüyor. Belçika örneği, AB’nin girdiği ülkeye bölücülük girer tezini canlı olarak kanıtlıyor.


Kime niyet kime kısmet

Seçimler öncesi Türkiye gündemini oldukça uzun süre meşgul etmişti. Kuzey Irak’a yapılacak sınırötesi operasyonun eli kulağında olduğu medyada sürekli çıktı. Türk Silahlı Kuvvetleri silah üstüne silahı, tank üstüne tankı sınır bölgesine yığdı. Ve sonunda Kuzey Irak’taki PKK yuvalarına karşı askeri operasyon başladı. Ama çok acıdır ki bu operasyonu yapmak ABD’nin stratejik müttefiki olan Türkiye’ye değil de ABD’nin şu andaki bir numaralı düşmanı olan İran’a nasip oldu.

PKK’nın İran’daki uzantısı olan PJAK’ın Kuzey Irak sınırına yakın olan Kermanşah, Urmiye, Piranşehir ve Merivan bölgelerinde askeri araçların geçeceği bölgelere uzaktan kumandalı mayınlar yerleştirip birçok İran askerini şehit etmesi, zaman zaman da İran ordu birlikleri ile şiddetli çatışmalara girmesi üzerine İran’ın imamı Ahmedinejad sonunda operasyon için düğmeye bastı.

Irak’tan gelen haberlere göre İran ordusu PJAK kamplarını bombalamak için Irak sınırından 5 km. kadar içeri girdi. İran, operasyon için ağır silahlarla donatılmış binlerce özel eğitimli Devrim Muhafızı’nı sınıra yığarken yeni yeni karakol noktaları da oluşturdu. İran’ın sınır bölgelerine tank, obüs, katyuşa, ağır top ve havan yığmayı da sürdürüyor.

Operasyonun ana hedefi olan Kandil Dağı’nın da yoğun bir topçu ateşi altında kaldığı bildiriliyor. Kandil Dağı, İran’daki terör eylemlerini gerçekleştiren PJAK’lı teröristler için insan ve silah açısından lojistik kaynak durumunda. Kürt kaynaklar her ne kadar İran ordusunun Kürt köylerini bombaladığını söylese de, İran ordusu hedeflerinin sivil Kürtler olmadığını, Kandil Dağı’nda terör örgütü PKK’nın İran kolu olarak bilinen PJAK üslerini bombaladığını savunuyor.

İran ordusunun yoğun ateşi altında kalan PJAK üyesi teröristlerin ise Kandil Dağı’nda sığınaklara kapandığı öğrenildi. İran’ın helikopterlerden sınır köylerine attığı “ABD işbirlikçilerine karşı operasyon düzenlenecek. Can güvenliğiniz için köylerinizi boşaltın” bildirilerinin ardından Kürtlerin oturduğu yaklaşık 70 köy tamamen boşaldı. Çatışmalardan kaçan yaklaşık 2 bin aile ise Hacı Ümran ve Çoman, Erbil ve Süleymaniye’ye doğru göçe başladı. İran’ın PJAK’a karşı operasyonu sürerken Peşmergelerin ise olağan güvenlik önlemleri dışında farklı bir önlem almadıkları göze çarpan bir gelişmeydi.

Operasyon tüm hızıyla sürerken Irak’ı işgal altında tutan ABD’den ise şu ana kadar bir ses gelmedi. Operasyon için Türk Ordusu’na yeşil ışık yakmayan ABD’nin İran operasyonu karşısında İran’daki müttefikleri olan PJAK teröristlerine yardım etmemesi, İran ile açık bir çatışmadan kaçınması, Irak’ta saplandığı bataklığın büyüklüğü hakkında yeterli bilgi veriyor. İran ise ABD’nin kendisine saldıracak gücü kalmadığını bilmesine karşın sürekli olarak yeni silahlar geliştiriyor. IRNA’nın yaptığı açıklamaya göre İran en son olarak Kassid (Haberci) adını verdiği, F-4 ve F-5 tipi uçaklardan atılabilen 900 kilogram ağırlığında yeni bir akıllı bomba geliştirdi.

İran hükümeti ABD’nin hedefinde olmasına karşın kendi çıkarları gerektirdiği için hiç kimseden çekinmeden başka bir ülkenin topraklarında operasyon için ordusuna gereken yetkiyi verirken, yıllardan beri PKK’ya şehit veren Türk Ordusu’nun onca yığınağına karşılık operasyon için AKP hükümetinden izin alamaması ise akılları kurcalayan diğer bir konu. Sınır bölgesinde İran’dan çok daha fazla askeri yığınağı olmasına karşın Türk Ordusu AKP hükümetinden şu ana kadar operasyon için izin gelmemesi yüzünden olanları sadece izlemekle yetiniyor. Şu anda verilecek bir operasyon emri PKK’nın çift taraflı bir kıskaç altına girmesine ve çok uzun bir süre belini doğrultamayacağı belki de bir daha toparlanamayacağı bir durum sağlayabilir. Şu anda tüm Türk Ulusu Ordu’nun yapacağı bir operasyonu dört gözle bekliyor.


Tarih tekerrürden ibarettir

Irak’ın işgali ABD Başkanı Bush’a fazla yaramamış gibi gözüküyor. ABD ekonomisine verdiği zararların yanında, 2008 yılında görevini devredecek olsa da Başkan Bush’a olan desteği de hiçbir ABD Başkanı’na kısmet olmayacak kadar dip düzeylere düşürmüş durumda. Washington ise başarısızlığın faturasını işbirlikçi Maliki hükümetine kesip bu durumdan kendilerini sıyırmaya çalışıyor. Bush, Maliki hükümetinin kendilerini düş kırıklığına uğrattığını açıklarken, Amerikalı Demokrat Senatör Carl Levin de “Maliki’nin devrilmesi ve yerine daha az mezhepçi bir lider getirilmesi gerektiğini” açıklıyor. Maliki ise yaşanan başarısızlığın faturasının kendisine kesilmesine sinirlenmiş olacak ki, ABD’li yetkililerin bu sözlerini ABD’de yakında yapılacak olan seçimlere bağlıyor.

Bush’un bu açıklamaları kendi basiretsizliğinin üstünü örter mi bilemeyiz ama her gün onlarca ABD askerinin direnişçiler tarafından öldürülmesinin Bush ve ekibini fazla etkilemediği kesin. Direnişçilerin de Bush’u fazla takmadığı... Sadece bu hafta düşürülen tek bir UH-60 tipi helikopter ile 14 ABD askeri daha ABD’ye tabut içinde yolculuk hakkı kazandılar.

Başkan Bush ise geçtiğimiz Çarşamba Missouri’de savaş gazilerine yaptığı konuşmada “Başkan olduğum sürece Irak’tan çekilmeyeceğiz” diyerek Vietnam ile Irak’ta içinde bulundukları durumu karşılaştırarak herkesi yine şaşırtmayı başardı. Vietnam’daki en büyük hatalarının erken geri çekilmek (55.000 ölü ABD askerine karşın!) olduğunu söyleyen Bush, Irak’tan erken geri çekilmeleri durumunda da aynı sonuçla karşılaşacaklarını söyledi. Bush (her Amerikan operasyonu gibi) Vietnam’ı ABD’nin Uzakdoğu’daki gerçekleştirdiği “özgürlük” operasyonlarından biri olarak tanıtarak bunun haklı bir dava uğruna yapıldığını söyledi. Vietnam Savaşı’nın ABD’ye sabırlı olmayı öğrettiğini söyleyen Bush daha uzun yıllar Irak’ta kalacaklarının sinyalini de verdi. Yeni seçilecek başkan da Bush beyinli olursa anlaşılan ABD uzun yıllar boyunca (ya petrol bitene ya da akkeri kalmayana kadar) Irak’tan ayrılmayacak.

Başkan Bush bu açıklamaları yaparken Amerikan askerleri ve aileleri ise Irak’taki işgal komutanı General David Petraeus’un Eylül ayında ülkedeki duruma ilişkin hazırlayacağı raporu bekliyor. Bu rapor doğrultusunda ABD’nin Irak’ta daha ne kadar kalacağı belli olacak. Çekilmemeleri durumunda ise umarız Başkan Bush’un Vietnam ile Irak benzetmesini tarih haklı çıkarır.



Angela Merkel ve Recep Tayyip Erdoğan

Almanya’dan Türklere özel
ırkçı yasa

Almanya, ülkesinde yaşayan tüm göçmenler için geçerli olsa da, Türklere yönelik ırkçı özellikler taşıyan yeni Göç Yasası’nı devreye soktu. Yeni yasa Almanya Başbakanı Angela Merkel ve İçişleri Bakanı Wolfgang Schauble’nin desteği ile Federal Meclis ve Federal Eyalet Temsilciler Meclisi tarafından yaz tatili öncesinde kabul edilip, Almanya Cumhurbaşkanı Horst Kohler’in imzalaması ile birlikte yürürlüğe girmiş oldu.

Cumhurbaşkanı Sezer’in bir kez daha incelenmesi için Almanya Cumhurbaşkanı’na mektup yazmış olduğu yeni yasa yabancılar için artık büyük kısıtlamalar getiriyor. Yasa uyarınca aile birleşimi yoluyla Almanya’ya gelecek olan Türk yurttaşları bulundukları ülkede Almanca öğrenmek zorunda. “Herkes yaşadığı ülkenin dilini bilmek zorundadır” diyebilirsiniz ama yasanın ırkçı tarafı da burada gizli. ABD, Kanada, Japonya gibi Batılı ülkelerin yurttaşları her nedense bu dil öğrenme zorunluluğunun kapsamı dışında.

Yasanın tek ırkçı yanı bununla da sınırlı değil. Türklere özgü bir diğer madde de son derece dikkat çekici. Diyelim ki eşiniz şu anda Türkiye’de ve siz onu artık Almanya’ya getirmek istiyorsunuz. Bu durumda gelir düzeyinizin son derece iyi olduğunu Alman makamlarına kanıtlamak zorundasınız. Eğer maddi açıdan yeterince iyi durumda değilseniz hiçbir biçimde eşinizi artık Almanya’ya getirmeniz olanaklı değil.

Daha bitmedi... Diyelim ki şu anda Almanya’da yaşıyorsunuz ve Almancayı tam olarak bilmiyorsunuz. Artık Almancayı öğrenmek için uyum kursları adındaki kurslara gitme zorunluluğunuz var. Bu kursları aksatmanız durumunda ise 1000 avro para cezası alıyorsunuz. Kurslara katılsanız bile Almancayı Almanya’da belirli süre içinde öğrenemezseniz oturma izinlerinin iptali de söz konusu... Yani yıllarca çalıştıktan sonra bir anda sınırdışı edilebilmek de olası...

Yasaya Almanya’da yaşayan Türkler de ırkçı özellikler taşıdığı için doğal olarak tepki göstermiş durumdalar. Yasayla kendilerine karşı etnik ayrımcılık yapıldığını söyleyen Türkler konuyu Almanya Anayasa Mahkemesi’ne taşımaya hazırlanıyorlar. Eğer bir sonuç alamazlarsa sıradaki hedef ise Avrupa Adalet Divanı. Türkler yeni göç yasa tasarısını protesto etmek için 2. Uyum Zirvesi’ne katılmadı. Almanya Başbakanı Merkel ise Türklerin bu davranışını eleştirerek hiç kimsenin Alman hükümetine ültimatom veremeyeceğini söyledi. Irkçılığı gizlemek için gerçekten güzel bahane...


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe