27.08.2007/Sayı:151
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Kapak
Türkiye
Ekonomi

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye İlyas Salman

İlyas SalmanDemokrasi duvarı

Bu haftaki yazımı sevgili Tayfun Er’in Erguvaniler (altbaşlığı Türkiye’de İktidar Doğanlar) isimli Duvar Yayınları’ndan çıkan kitabına ayırmıştım. Açıkçası Tayfun Er bizim senelerdir yineleyegeldiğimiz oligarşiye neşter vuruyordu.

Ama ilginç birşey oldu. Telesekreterimde soyadını pek anlayamadığım, sesinden samimi olduğu belli olan bir arkadaşımız “İlyas Abi, DTP ile MHP’yi birbirine benzetmen benim çok zoruma gitti” diyordu. “Sizin sözünüzle bu iki parti yeraltı yerüstü dünyasının karmaşık ilişkileri içerisinde kendine Türkiye’de yer bulmaya çalışan partilermiş.” dedi.

Geçen hafta TÜRKSOLU’ndaki köşemdeki yazımın başlığından itibaren içeriğine varıncaya kadar irdelenen bir program yayınlanmıştı. Ben konu edilen yazımda MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yle DTP milletvekili Ahmet Türk’ün gayet samimi el sıkışmalarına ironik bir bakışla şu başlığı koymuştum “Kurtlar ve Kürtler el ele.”

Çarşamba gecesi Habertürk’te bu yazı uzun uzadıya birkaç kişi tarafından tartışılmış. Kim nasıl yorumladı bilmiyorum. Ama açıkça şunu söylemekte yarar var. Ben özellikle siyasi konularda bugünün işini yarına bırakmam. Düşüncemi ensemin arkasına değil masanın ortasına koyarım. İyisiyle kötüsüyle insanlar bir şeyler seçer alırlar. İnsanın bir konuda açıkladığı düşüncelerine bakarak bütün yaşamını inkar yoluna gidemezsiniz.

Bugün MHP ve DTP’nin mecliste sandalye işgal edecek “M”illetvekilleri çok değil bundan en fazla 30 yıl kadar önce (bunu özellikle DTP ve MHP milletvekillerinin köy kökenlileri için diyorum) koyunlarını otlatan çobanlarını döverken ben üstüne basa basa söylüyorum dili, kültürü, tarihi inkar edilen Kürt halkının hakları için halkların kardeşliği anlamında mücadele veriyordum.

Gözaltı, mahkeme, ceza bana vız geliyordu. 1991 yılında Bilgesu Erenus, Orhan İyiler, ben ve bir iki arkadaşımız daha Güneydoğu İzleme Komitesi kurup, Güneydoğu karakollarını dolaşırken (çünkü Güneydoğu halkı o dönem dağdan ve ovadan gelen baskıların altındaydı) bugünkü DTP milletvekillerinin büyük çoğunluğu toprak ağasıydı ve kendi köylülerinin ensesinde boza pişiriyorlardı.

Ben bu zatımuhteremleri Kürtçe türkü okuyup klip çekeceğim dediği zaman Ahmet Kaya’ya çatal bıçak atan soytarılara benzetiyorum. Ben bir halkı inkar edecek kadar alçak olsaydım yakalandığı zaman uçaktaki spikere “Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin emrindeyim” diyenlerin düştüğü çukura düşerdim.

Biz halkların kardeşliğinin mücadelesini verirken magazin programlarında “bandıra bandıra ye beni” misali aptal saptal şarkılar söyleyip kendini dinleyici sanan küçük burjuvaları eğlendirenler, ki o zamanlar biz onların gözünde dinozorduk, şimdi bu kasap çengelinde etten farksız olan soytarılar sanki bu mücadeleyi onlar vermiş gibi Kürtçe kasetler yapıp kese doldurma peşindeler.

MHP’ye gelince fazla söylenecek söz yok. Onlar faşistliklerinden utandıkları için, çünkü insanlık tarihi onları özellikle İkinci Paylaşım Savaşı’nda yeteri kadar utanç kuyusuna düşürmüştü, ülkücülük gibi gayet insani bir isimle kendilerini cilaladılar.

Benim meselem şu: Herhangi bir partinin, örgütün, dilin, dinin, ırkın insanı değilim. Ana ve babamızı seçemedik ama dünya görüşümüzü seçebiliriz dedik. Solda karar kıldık. Ama öyle bazlama ekmek gibi yanar döner solculuk değil, sonuna kadar diyalektik materyalist dünya görüşü.

Bana göre uzun, ama insanlık tarihine göre çölde kum tanesi gibi olan ömrümde şunu ilke edindim. Sözde stratejik anlamda yolumuz bir olan arkadaşlarla dahi yeri geldiğinde farklı şeyler söyleyebilmeliydik.

Dünya tek dine (dinsizliğe), tek dile doğru giderken insanlığın dalgalandırdığı bayrak yedi ana renge de sahip olmalı. Dünyanın bütün yoksul halkları, çok uluslu sermayenin, tüccar zihniyetinin kucağında göz yaşı dökerken ırkdaş devletlerin peşine düşmekten vaz geçmek zorundayız.

Benim Türk sağına da Kürt sağına da söyleyecek çok fazla sözüm yok. Onların hangi yalaktan yal yediklerini az buçuk aklı olanlar görüyor.

Ama her iki halkın solcularına da söyleyecek tek lafım var.

İçinizdeki ırkçı artıkları kusun.

Eğer bunu başaramazsak, yani dünya emekçi halklarının birliğini oluşturamazsak, bizden sonraki kuşaklara kinden, nefretten ve bu ikisinin çocuğu olan savaştan başka miras bırakamayacağız.

Amaç bugünden yarına acelece oluşturulmuş eksik ve yamalı devrimler yerine örülmekte olan demokrasi duvarına bir taş daha koyabilmek.

Yaşasın dünya emekçi halklarının kardeşliği!


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe