27.08.2007/Sayı:151
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Kapak
Türkiye
Ekonomi

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Özgün Yekta Güngör Özden

Yekta Güngör ÖzdenÇelişkiler

Emin Çölaşan olayıyla kapanan haftayı Bekir Coşkun olayıyla başlayan önceki hafta izledi. Ülkemiz çelişkiler alanına döndü. Birbirini tutmayan sözler, birbiriyle çelişen davranışlar, beklenen ve umulanların tersine oluşumlar, kişilikleri tartışmaya açan sözler, yaraşmayan düşünceler ve görüşler, sakıncalı ilişkiler, kuşkulu varlıklar-edinimler neler neler… Suçları, güveni sarsan durumları, aykırılıkları, haksızlıkları da gözetirseniz iç karartıcı bir görünüm, mutsuz kılan bir yaşam ortamı karşısında irkilirsiniz. Kimler ne söylüyor, ne yapıyor? Yine de umudumuzu yitirmeyeceğiz. Yılmak, bıkkınlık göstermek, geri çekilmek yok. İsterse Başbakan konuşsun, bir Başbakana yaraşmayacak sözler etsin. Daha önceleri başka konuşmaları olmadı mı? Önceki Meclis Başkanı tartışılan, kimi çirkin sözler etmedi mi? Eleştirilere katlanamayan siyaset adamlarının varlığı yalnız bizde değil. Ama bizdekiler ölçüsünde ilkel davrananı yok. Kişiliğini, yetenek ve deneyimlerini yetersiz bulduğu için seçilmesine katlanamayan, bu nedenlerle benimsemediğini açıkladığı Cumhurbaşkanı adayı için olumsuz yazılar yazan yazarı yurdunu terk etmeye çağırmak hiç kimsenin hakkı ve haddi olmadığı gibi Başbakanlığı üstlenen bir kimseden hiç beklenmeyecek, o makama hiç yakışmayan bir çıkıştır. Gerçek demokrasilerde böyle uygunsuz sözler edenleri yerlerinde bir saat bile tutmazlar. Burası Türkiye. İşte çelişkinin en belirgin örneği. Atatürk Türkiye’sini bu duruma getirdiler. Başbakanın Bekir Coşkun’la ilgili sözlerini önemsememek gerekir. Kimin söylediğine bakıp geçeceksiniz. Kınamak yeter. “Kem söz sahibine aittir.” sözünü anımsamak ve anımsatmak yeter. Ciddiye almanın anlamı yok. Bu ülke böyle düşünenlerin, seçimlerde oy satın alma biçimindeki yaklaşımlarla çoğunluğu sağlamanın verdiği böbürlenmeyle kimlik ve kişiliklerine ilişkin kuşkuları doğrulayanların çiftliği çöplüğü değil. Basın, örnek dayanışmasını gazete içinde daha etkin biçimde Emin Çölaşan olayında da göstermeliydi. Bu olayların ülkeye yarar sağlamasını diliyorduz.

Neler oluyor?

Dincilerin karargâhına dönüştürülmek istenen ülkemiz kimi tuhaflıkları, gariplikleri yaşıyor. Aydın geçinen numaracı cumhuriyetçi ve kimi döneklerin başlattığı gereksiz tartışmalar değerlere zarar veriyor. “Demokrasi mi, cumhuriyet mi?” diye gerçekdışı anlatımlar ve savlarla Atatürk dönemini kötülemek beceri sayılıyor. Atatürk’ün yalnızca Medeni Bilgiler kitabında 53 yerde demokrasiden söz ettiğini, cumhuriyeti tanımlarken demokrasinin yaşama geçmesini amaçladıklarını anlattığını unutuyorlar. Sonra “Lâik-müslüman; Türk-kürt; Sunnî-Alevî; Sivil-asker; Seçilmiş-atanmış; Erkek-kadın” vd. Hep ayrımcılığa, kışkırtmaya yönelik, bölücülük girişimleri. Anayasa-hukuk tartışmasını bile açmaya çalışıyorlar. Anayasaların ulusal hukukların kaynağı olduğunu bilmeden. Üstelik siyasal eğilimlere göre anayasa düzenlemeyi, bu tür kalkışmalara araç olmayı içlerine sindirerek. Ulus adına egemenlik yetkisini kullanmayı kaldırıp Meclis’i ulusal egemenliğin tek yansıma ve yaşama geçirme yeri kabûl ederek ve öbür organları temelsiz, egemenlikle ilgisiz bırakarak. Siyaseti parmaktaki bal gibi algılayanlar ne ödünler veriyor.

Erol Ertuğrul - Ah Benim Sorunlu Ülkem

Yararlı yayınlarına birisini daha ekleyen İleri Yayıncılığı kutluyorum. Atatürkçü
hukukçularımızdan Sayın Erol Ertuğrul’un yazılarını toplayan “Ah Benim Sorunlu Ülkem” adlı yapıtı bizlere kazandırdı. Sayın Ertuğrul’u da kutlar, yeni yapıtlarını beklediğimizi belirtirken okuyucularımıza salık veriyorum.

Gerginlik

Türk Tarih Kurumu Başkanı’nın çarpıtıldığını savunduğu sözlerine ilişkin açıklaması kimi gerçekleri yansıtmaktadır. Ama hemen Türklüğe ve Türk’e saldırı başladı. Soyadında “Türk” sözcüğü olan milletvekili bile karşı çıkarken Türklüğü reddetti. Mustafa Kemal “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Ulusu denir” özdeyişiyle gerçeği anlattı. Çoğunluğun adı adımız, dili dilimiz. Ulusun bireyleri anayasal bağlamda soy kökeni ne olursa olsun Türk’tür. Anayasal sözcük olarak da Türk, yurttaşları anlatır. Bu adı reddeden kimse Türk Ulusu’nun bireyidir, önce bu nedenle Türk’tür. Anayasa’nın 80. maddesine göre tüm ulusu temsil edenlerden biri olduğu için Türk’tür. Yine Anayasa’nın 81. maddesine göre içtiği and gereği Türk’tür. İçerikleri bırakıp biçime karşı çıkarken ne söylediğini bilmek gerekir. Türk olmaktan, Türk sayılmaktan onur duymayanlar o soyadını taşımaz.

Kime güveneceğimizi şaşırdığımız günler oluyor. Bir Atatürkçü bilinen yazar da kürtlere haksızlık yapıldığını, çok ezildiklerini, eşitlik istediklerini yazdı. Yuvarlak lâflar bırakılmalıdır. Nedir istenen? Federasyon yoluyla ayrı devlet, ayrı toprak, ayrı ulus sayılma. Gerisi bahane. Abdullah Gül’e destek koşulları bunları göstermiyor mu? Eşitlik yoktu da Meclis’e milletvekili olarak nasıl giriyorlar? İmralı’yı nasıl Meclis’e taşıyorlar? Anayasal, yasal yönden yurttaşlar arasında hangi eşitsizlik var?

Değişim

TÜRKSOLU’ndaki yazılarımızda iktidar yöneticilerine inanmadığımızı, güvenmediğimizi yazmıştık. Kanımızda bir değişiklik yok. Her gün konuşmaları ve davranışlarıyla bizi doğruluyorlar. Abdullah Gül, öğrencilik günlerinden beri taşıdığı anlayışını değiştiremedi. Recep Tayyip de öyle. Dilleri, görünümleri, kişiliklerini ve iç dünyalarını yansıtıyor. Değişmek sözle olmaz. Yalnız onlar mı? MHP’liler de, AKP’nin Abdullah Gül dayatmasına olanak tanıdılar. “Demokrasiyi gerçek kılmak Meclis’i açık tutup çalıştırmak, inatlaşma ve zıtlaşmaya son vermek için oturumlara katılacağız ama adaylarını görelim” deselerdi AKP birkaç aday getirecekti. Önceden teslim gibi, kimilerinin korkuya, adaylıktan göreve döneceklerin kolaylık görmelerine dayanan pazarlığa bağlı bir inişe bağladığı tutum doğru olmadı. Hiçbir gerekçe MHP’lilerin tutumunu haklı gösteremez. Kendileriyle çeliştiler.

Yazımızın başlığını gerektiren oluşumlardan biri de budur.

Örnek milliyetçi

Hiç kuşkusuz ve tartışmasız Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Atatürk en büyük, en gerçekçi, en çağdaş Türk Milliyetçisidir. Milliyetçilik Atatürk’le çağdaş içeriğini kazandığından, bu anlamı vurgulamak için günümüzde Atatürk Milliyetçiliği olarak adlandırılmakta, Atatürk’ün ulusal simgemiz olması nedeniyle böyle anılmaktadır. Asla Türk Milliyetçiliği ile Atatürk Milliyetçiliği ayrı kavramlar değildir. Atatürkçülükte macera, düşmanlık, ırkçılık-turancılık yoktur. Tek milliyetçilik vardır, adı Türk Milliyetçiliği de olsa Atatürk Milliyetçiliği de olsa saptırmaya çalışan, karşı çıkan bozgunculara karşın anlamını ve değerini artırarak sürdürmektedir.

Özlenen

Muhalefet partileri birleşerek Meclis içinden ya da dışından bir cumhurbaşkanı adayı gösterebilirlerdi. Asıl demokrasi prıltısı bu olurdu. Seçilmesinin olanaksızlığını bile bile aday göstermenin gereksizliği de geride kalırdı.

Anamuhalefet partisi seçimlerde Meclis’teki cumhurbaşkanı seçimlerine katılmamasını iyi anlatamadı, iktidar bunu kötüye kullanıp gerçekdışı anlatımlarla sömürerek oya dönüştürdü, Anayasa’nın, hukukun, Anayasa Mahkemesi kararlarının, açıklığın, demokrasinin, ahlâkın gereği, ulusun yararının zorunlu kıldığı tutum olduğunu belirtemediler. Anayasa değişikliğinde tutumlarını göreceğiz.

Yüksek Seçim Kurulu’nun seçimlere ilişkin yakınmaları gazetelerin açıkladığı farklılıkları giderecek açıklaması beklenmektedir. Rakam karşılaştırması değil, sayım-döküm gerçeği istenmektedir.

Kimilerinin gözlerini dincilik öyle bürümüş ki, akılları ılımlı islâm oyunuyla şeriata öyle yatmış ki A. Gül için ne yazılsa yalanlanmamasına karşın aldırmayıp oy veriyorlar.

Askeri rahatsız etmemeyi önerenler askere saldırıyor. Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin yapısını, ırasını (karakterini), görev duyarlığını kimse bozamaz ve yurtseverlik ateşini kimse söndüremez.

Okullar Eylûl’de açılacak. Ankara Gölbaşı’nda bin öğrenci ve 250 öğretmenin her Cuma namazından önceki ve sonraki ikişer dersi bırakarak toplu biçimde namaza gittikleri ya da götürüldükleri, girmedikleri dersin ücretlerinin öğretmenlere ödendiği, durumun sakıncasına değinenlerin din düşmanlığıyla suçlanıp susturulduğu söylentileri yaygın. Yeni öğrenim yılında da olacak mı?

Türk düşmanı Saddam’ın Irak Anayasası’nı bir yana bırakıp kürtlere tanıdığı hak ve kolaylıkları Türklerden esirgediği, ABD ve İngiltere’nin yönlendirmesiyle en büyük eziyeti Türklere yaparak Kerkük Vilâyeti’nin haritasını değiştirdiği biliniyor. Şimdi de en büyük baskı, kıyım olayları Türklere-Türkmenlere yapılıyor. Türkiye ne diyor, sesi çıkıyor mu?

1980 sonrası daha çok bozulan, emperyalist-kapitalist ülkelerin dayatmalarıyla ve küreselleşme bahaneleriyle yürütülen ekonomik oluşumlar kriz olasılıkları ile ülkemizin kapısında. Borsa, kambiyo olayları, malî piyasa açılımlarıyla sarsılan ekonomi gerçekçi düzenlemeler istiyor.

Dış olaylar

ABD Başkanlık yarışmalarında yanlar Türkiye karşıtlıklarını açıklıyor. Cumhuriyetçiler de, Demokratlar da benzer sözleri ediyorlar. Temsilciler Meclisi’nde bekleyen ermeni soykırımı tasarısına yahudi lobisi destek verirken, yönetim karşı çıkıyor. Bu hengâme içinde sonuç oldu-bitti biçiminde karşımıza çıkabilir. Fransa ve Almanya’nın olumsuz tutumu da sürüyor.

Öneri

Yararlı yayınlarına birisini daha ekleyen İleri Yayıncılığı kutluyorum. Atatürkçü hukukçularımızdan Sayın Erol Ertuğrul’un yazılarını toplayan “Ah Benim Sorunlu Ülkem” adlı yapıtı bizlere kazandırdı. Sayın Ertuğrul’u da kutlar, yeni yapıtlarını beklediğimizi belirtirken okuyucularımıza salık veriyorum.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe