27.08.2007/Sayı:151
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Kapak
Türkiye
Ekonomi

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Hakkı Koca

30 Ağustos Zafer Bayramı

Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak
Çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına
Kadar,
Eğildi durdu.
Bıraksalar
İnce,uzun bacaklarının
Üzerinde yaylanarak
Ve karanlıkta akan bir yıldız
Gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı

Büyük Önder Mustafa Kemal Paşa, yanında İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak Paşalar olduğu halde Batı cephesi karargâhının bulunduğu Akşehir’e gelerek Büyük Taarruz hazırlıklarını gözden geçirdiler. Amaç, ani bir baskınla düşmanı çevirip yok etmekti.

Mustafa Kemal Paşa, 26 Ağustos 1922 günü erken saatlerde saldırıyı idare etmek üzere Kocatepe’ye ulaştı. Aynı günün sabahı bütün Türk kuvvetleri çok şiddetli ve etkili topçu ateşi yardımıyla saldırıya geçti.

Başkomutanın bulunduğu Birinci Ordu bölgesindeki “Çiğiltepe, Erkmentepe, Kaleciksivrisi, Belentepe, Tınaztepe, Kılıçaslan Gediği” şiddetli çarpışmalar sonucunda ele geçirildi.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ve diğer paşalar 28 Ağustos’ta Afyon’a geldiler. Afyon’un kuzeybatısındaki Yunan kuvvetleri ikiye bölünmüştü. Aynı gün 2. Türk Ordusu Afyon kuzeyindeki Yunan birliklerini geri çekilmek zorunda bıraktı. Sincanlı ovasına giren Türk Ordusu aldığı bir emirle Dumlupınar sırtlarına yönelmişti. 28 ve 29 Ağustos günleri Yunan kuvvetlerini kuşatacak bir şekilde saldırıya geçildi. Amaç, İzmir’e veya Bursa’ya geri çekilme yollarını kesmekti.

30 Ağustos 1922’de ise tarihe “Başkomutanlık Meydan Savaşı” olarak geçen savaşlar yapıldı. Büyük Taarruz’un beşinci günü idi ve Dumlupınar’ın kuzey ve kuzeydoğusunda Çalköyü ve Adatepeler bölgesinde beş tümenlik Yunan kuvvetleri ağır bir yenilgiye uğratıldı.

Sadece Yunan kuvvetleri miydi yenilen aslında tüm Emperyalist güçler tarihlerinin en büyük yenilgisini alıyorlardı.

Emperyalizm Afyon ovasında karanlığa gömülürken dünyaya yepyeni bir Türk Cumhuriyeti güneş gibi doğuyordu.

Büyük Önder Mustafa Kemal Paşa, Yunanlıların herhangi bir yerde tutunup savunmaya geçmelerine ve emperyalist devletlerin bir müdahelesine meydan bırakmamak üzere, kuzeye doğru çekilen düşmanın süratle ve aralıksız olarak kovalanması için şu tarihi emrini verdi:

“Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”

Yokluklardan yaratılan mucize başarıya ulaşmıştı.

Bu mucizeyi Büyük Önder bir sözünde şu şekilde tarif ediyordu:

“Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla umut etmediği ayrıcalıklı bir varoluşa sahne oldu. Bu sahne, en az 7 bin senelik bir Türk beşiğidir. Beşik, doğanın rüzgârlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk, doğanın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk doğanın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu, sonra alıştı; onların oğlu oldu. Bir gün o doğa çocuğu, doğa oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu… Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir…”

Bütün ezilen ülkelerin “Aydınlatan Güneşi” olan Türkiye Cumhuriyeti’ni ne yazık ki karartmak istiyorlar. Hedeflerine yaklaşmak üzereler.

Zafer Bayramı olarak kutladığımız bu günler de, Cumhuriyet düşmanlarının ve Şeriat rüyası görenlerin kutsadığı günler olarak tarihe geçmeye hazırlanıyor.

Ne yazıktır ki, emperyalizmin ve işbirlikçi Şeriatçı güçlerin denize döküldüğü 30 Ağustos 1922 yılının 85 yıl sonrası, yine bir 30 Ağustos günü Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Ordusunun başına geçmeye hazırlanan bir Şeriat özlemcisi var. Sanki tarihler özellikle ayarlanmış gibi, son beş aydır yaşadığımız olaylar özellikle kurgulanmış, bu günlere denk getirilmiş izlenimi vermiyor değil. Günümüzde komplo teorisyenlerinin el üstünde tutulduğu bir ortamda bir komplo teorisi de, acı olsa da, bizden…

Her şey bir yana, gerçekler ortada. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumlarıyla kavgalı olan, evli olduğu insanın türbanı için Türkiye karşıtı davalar açan, yakın geçmişte Türk Ordusuna ve Cumhuriyete hakaretler eden, “Ne mutlu Türk’üm diyene!” özdeyişini ilkel bulan, Atatürk’ün diktatör olduğunu savunan anlayış sahibi bir insan, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı ve Ordumuzun başkomutanı olacak. Hem de “Zafer Bayramı”nı kutlamaya hazırlandığımız bu günlerde...

Bu duruma insan ne kadar katlanabilir? Bu durumda “Zafer Bayramı” kutlanabilir mi? Türk Halkı, Cumhuriyet kurumları ve “Ordumuz”, “zafer” coşkusu duyabilir mi?

Ben duymuyorum, duymayacağım. Bu duruma katlanmayacağım. İnanıyorum ki, Büyük Önder Mustafa Kemal’in ilkelerinin izinden gerçekten gidenler de duymayacaklar, katlanmayacaklar.

Cumhuriyet için, Atatürk için mücadele edecekler.

Kendi “Zafer Bayram”larını kutlayanlar şunu bilsinler ki;

ne kepenkleri indirdik,

ne de “dükkânları” kapattık!..


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe