| Prof. Dr. Cihan Dura |
Halkımızın yüzde 47’si ülke ekonomisini yeniden kimlere teslim etti? Soruyu tekrarlıyorum: Halkımızın yüzde 47’si ülke ekonomisini yeniden kimlere teslim etti? İşte yanıtlarım : 1)İhracatı usulsüzlüğe açık hale getirenlere: 1980’lerde Özal hükümetleri sırasında ortaya çıkan “hayali ihracat” tartışması AKP Hükümeti’yle birlikte yeniden başladı. Maliye gelirler kontrolörlerinin yaptığı bir incelemeye göre, ihracatta rekorların kırıldığı yıl olarak vurgulanan 2006’da, ihracatçıya Katma Değer Vergisi (KDV) iadesinde usulsüzlük ve hatalar belirlendi. Buna göre gelirler kontrolörleri 789 milyon YTL tutarındaki KDV iadesine onay verirken, 975 milyon YTL’lik iadeyi usulsüzlük ve hatalı işlem sebebiyle reddetti. Böylece her 100 YTL’lik KDV iadesi talebinin 55 YTL’si geri çevrilmiş oldu. Bu tespit ne anlama geliyor? Benim yanıtım şudur: Hükümet epeydir, ihracatta rekorlar kaydetmekle öğünüyor. Oysa ihracatın önemli bir bölümünün hayali olma olasılığı yüksek. Bu olasılık dikkate alınarak, konu üzerine mutlaka eğilmeli, ihracattaki gerçek durum araştırılmalıdır. Yeri gelmişken şunu da belirteyim ki; ihracat mallarında önemli oranda ithal girdi kullanılmaktadır. AKP’nin “ihracat başarısı” bu açıdan da sağlam değildir. 2)Namuslu müfettişleri tehdit edip sindirenlere: POAŞ “Uzlaşma Komisyonu”nda üye olan Maliye Müfettişi Bülent Demirağ, POAŞ’ın 1.2 milyar YTL olan vergi cezasının 275 milyon YTL’ye indirilmesine karşı çıkarak uzlaşma anlaşmasına imza atmıyor. Oysa uzlaşma kararı, komisyona katılan tüm yetkililerin oybirliğiyle alınıyor. Dolayısıyla Maliye ile POAŞ arasındaki anlaşma gerçekleşemiyor; ancak Maliye Bakanı K. Unakıtan POAŞ ile, vergi miktarı konusunda daha önceden anlaşmış. Uzlaşmanın tehlikeye girmemesi için tek bir çare var: Maliye Müfettişi Bülent Demirağ’ı kararından vazgeçirmek. Bu amaçla komisyon toplantısından bir gün sonra Demirağ’a yurtdışı görevi çıkarıyor. Kendisine yurtdışı görevi çıkarıldığını gören Maliye Müfettişi Bülent Demirağ geri adım atıyor ve Bakan Unakıtan’ın bu sürgün gibi kararından vazgeçmesi karşısında anlaşmayı imzalayacağını söylüyor. Sonuçta uzlaşma üç günlük bir gecikmeyle tamamlanmış oluyor. 3)Türk halkının hakkını kuşa çevirenlere: Bir kamu kuruluşu olan Petrol Ofisi ele geçirmek için kurulan İş-Doğan, 2000 yılında bankalara döviz cinsinden borçlanarak, özelleştirilen POAŞ’ın yüzde 51’ini 1 milyar 260 milyon dolara satın aldı. Kullanılan kredilerin 300 milyon YTL’lik kur farkı İş-Doğan’a gider olarak kaydedildi. Bu durumun yarattığı vergi kaybı 2002’de 1.2 milyar YTL olarak hesaplanmıştı. Ancak daha sonra Petrol Ofisi ve Maliye Bakanlığı, şirketin 2002-2006 yıllarını kapsayan vergi borcu için uzlaşmaya vardı. Uzlaşmaya göre POAŞ’ın 359 milyon YTL olan vergi borcunun yarısı sıfırlanırken, 625 milyon YTL’lik ceza da 93 milyon YTL’ye indirildi. Böylece 1 milyar YTL’lik toplam ödeme yerine, POAŞ’tan Maliye, uzlaşma sonrasında vergi aslı ve ceza ile birlikte 275.3 milyon YTL almaya karar verdi. Petrol Ofisi’nin bu tutarı bir kerede 30 gün içinde peşin olarak ödemesi kararlaştırıldı. Böylece AKP Hükümeti milyonlarca yurttaşımızın hakkını, tek bir kişi lehine, Aydın Doğan lehine kuşa çevirmiş oldu. Öte yandan Maliye Bakanlığı Gelirler Kontrolörleri’nin Petrol Ofisi AŞ’ye kestiği 1.2 milyar YTL’lik vergi cezasının Uzlaşma Komisyonu’nda, 275.5 milyon YTL’ye düşürülmesini sağlayan Doğan Holding’in Koordinatörü İmre Barmenbek’in, “Gelirler Kontrolörleri Derneği Kuruluş Gecesine” katılması anlamlı bulundu. Ankara Sheraton Otel’de gerçekleşen gecede Barmenbek, Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ve Gelir İdaresi Başkanı Osman Arıoğlu ile sohbet etti (S. Yüksel, Akşam, 14.7.2007). 4)Özel firmalara rant sağlayanlara: Türkiye’de AKP’nin elindeki belediyeler kamuya ait yerlerin imar planlarını değiştirerek özel sektöre rant sağlıyor. Son örneklerden biri İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait. Beşiktaş Vişnezade Mahallesi’ndeki, üzerinde SSK binası ve otopark bulunan kamu malı alanda plan değişikliği yapılarak, alan otel, alışveriş merkezi ve rezidans gibi binaların inşaatına açık hale getirilmiş. Rant sağlama süreci şöyle tamamlanıyor: SSK yetkilileri altı ay kadar önce, tapuda kamu arazisi olarak geçen bu alanın konut alanı görünen bölümünü ticaret alanı olarak kullanmak istediğini belirterek, Nazım İmar Planı’nın, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Planlama Müdürlüğü tarafından değiştirilmesini talep ediyor. Ancak Planlama Müdürlüğü SSK’nın bu talebine yanıt vermiyor. İBB’nin imar planını değiştirmeden, dosyayı SSK İl Müdürlüğü’ne iade etmesi üzerine, SSK araziyi 7 milyon dolara Aşçıoğlu İnşaat’a satmak zorunda kalıyor. Şimdi sıkı durun, bakın İstanbul Belediyesi ne yapıyor: SSK’nın talebini dikkate almayan Büyükşehir Belediyesi, arazi el değiştirdikten yani özel sektöre geçtikten sadece 27 gün sonra imar plan değişikliğine giderek arazinin rayiç bedelini on kat artırıyor... Şu bakımdan ki Aşçıoğlu İnşaat tarafından satın alınarak, otel, rezidans, alışveriş merkezi yapılmak üzere gerçekleştirilen plan tadilat değişikliğinden sonra, parselin emsal değeri 70 milyon dolara ulaşıyor (B. Yüzgül, Birgün, 13.7.2007). 5)Vergi kaçırmayı kolaylaştıranlara: Maliye Bakanlığı denetim elemanlarının 110 bin 442 kişi ve kuruluş nezdinde yaptıkları vergi denetimlerine göre, 2006 yılında, mükellefler “kazandıkları her 2 YTL’nin 1 YTL’sini” devletten kaçırmış bulunuyordu. İncelemelerde mükelleflerin devlete 46.8 milyar YTL kazanç bildirdiği belirlendi. Buna karşılık söz konusu mükelleflerin 47.4 milyar YTL tutarında geliri ise gizleyerek, milyarlarca YTL tutarında vergi kaçırdığı anlaşıldı. En fazla vergi kaçağı veraset ve intikal vergisinde kaydedildi. Bu vergide, her 100 YTL’lik gelirin yaklaşık 91 lirası gizlendi. Gelir vergisinde 1.5 milyar YTL’lik beyana karşılık 1.5 milyar YTL; kurumlar vergisinde 3.4 milyar YTL’lik beyana karşılık 2.8 milyar YTL; banka ve sigorta muameleleri vergisinde 15.8 milyar YTL’lik beyana karşılık da 33 milyar YTL kazanç devletten kaçırıldı. Denetimlerde, gelir vergisindeki kaçak oranı yüzde 50.2 , kurumlar vergisinde yüzde 45.2 , katma değer vergisinde yüzde 13.7, geçici vergide yüzde 71.4 , banka ve sigorta muameleleri vergisinde yüzde 67.6, damga vergisinde yüzde 77.9, diğer vergilerde de yüzde 33.3 olarak belirlendi. 6)Arazi işgaline af getirenlere: AKP iktidarı hazine arazilerini işgal edenlere seçim öncesinde yeni bir af çıkardı. Şöyle ki Maliye Bakanlığı 19 Haziran’da Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, “Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkındaki Yönetmelik”le, Hazine arazilerini işgal edenler için öngörülen para cezasını kaldırdı. Başka bir deyişle yönetmelik değişikliği, kamu arazilerini işgal edenlerden alınan “ecrimisil”i kaldırış oldu. Böylece AKP iktidarı bir yandan kamu arazilerini işgal edenlere bir tür af getirirken, bir yandan da kamu arazilerinin işgal ve talanını özendirmiş oldu. Bundan başka halkımızın yüzde 47’sinin yeniden iktidar yaptığı AKP bu değişiklikle, ülkemizin doğal, kültürel ve ulusal değerlerini oy uğruna hiç gözünü kırpmadan pazarlayabileceğini de ortaya koymuş oluyor. Nitekim ormanlar, meralar, yaylalar, akarsu yatakları, milli parklar, özel çevre koruma bölgeleri ve diğer kamu arazilerinde de benzer işgaller devam etmektedir. “Ecrimisil”e konu olan yerlerde, işgalcilerin tamamına yakını otel, tatil köyleri ve pansiyon sahipleri… İşgaller ağırlıklı olarak, iskele, restoran, eğlence ve spor yerleri, yüzme havuzları, anfi tiyatro ve tesislerin eklenti yapıları. Bunların yanı sıra kamu arazileri; seracılık başta olmak üzere farklı kullanımlar ve sanayi amaçlı tesisler için de işgal edilmektedir. 7) Bizim halkımızın -hikmetinden sual sorulmaz- yüzde 47’si ekonomiyi daha kimlere teslim etti? -Ülkenin iç ve dış borçlarını katlayanlara, -Vatandaşların bankalara olan borcunun 82.6 milyar YTL’ye tırmanmasına, 152 bin kişinin icra takibine düşmesine kayıtsız kalanlara, -Türkiye’ye 1000 dolarla gelen bir yabancının bir yıl içinde 600 dolar kazanmasını sağlayarak yoksul milletimizin soyulmasına göz yumanlara, -Milletimizin taşını toprağını, suyunu havasını satışa çıkaranlara, -Türkiye’yi ithal buğdaya muhtaç bırakanlara, -Ormanlarımızı yaktıranlara, devletin başkentini susuz bırakanlara teslim etti. Ve biz bütün bu akıl dışı işlere “Efendim, demokrasinin gereğidir.” diyerek katlanıyoruz. Rejimin bu saçma ve anlamsız etkilerini gidermek için hiçbir çaba göstermiyoruz.
AKP buldozeri, sonunda PETKİM’in üzerinden de geçti; ancak bu satış hayli tepki uyandırdı. Bu tepkilerden biri de KİMYA Mühendisleri Odası Başkanı Hasan Küçük’e aitti ve çok yerinde ve uyarıcıydı. Şöyle diyordu Küçük: “PETKİM’in satışıyla ilgili olarak, ihale sonrasında genellikle satın alanların milliyeti ve kökeni üzerinde duruldu. Oysa esas üzerinde durulması gereken konu, Türkiye’nin tek ulusal petrokimya kuruluşunun niçin satıldığı olmalıydı. Dünyadaki gelişmeler ve hızla büyüyen iç piyasa bu kuruluşumuzun satılmasını değil, kamu kuruluşu olarak korunmasını ve yeni yatırımlar yapılmasını gerektirmektedir.” Sayın Hasan Küçük yerden göğe kadar haklı; ancak ne var ki -%25 oyla TBMM’inin %65’ini ele geçirerek- gayri demokratik yoldan iktidar olmuş, hak hukuk dinlemeyen, hatta hukuk nedir bilmeyen, tek bildiği “satmak, satmak, satmak” olan bir parti var iktidarda. Ne büyük bir talihsizliktir ki, bu aynı hamiyetsiz kadronun 22 Temmuz sonrasında da millî servetimiz üzerinde söz sahibi olacak. Ve biz öyle büyülenmişiz ki “demokrasi gereğidir” diyerek bu cinayetlere boyun eğiyor, elde ne vatan, ne ekonomi, ne millet bırakıyoruz. Özelleştirmeci hesap veriyor Atalarımız ne demiş: “Alma mazlumun âhını, çıkar aheste aheste.” Özelleştirme İdaresi Başkanı Metin Kilci’ye soruşturma görünmüş. Şöyle ki Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Sümerbank’ın satışıyla ilgili olarak Özelleştirme İdaresi Başkanı M. Kilci ve işbirliği yaptığı 8 komisyon üyesi hakkında soruşturma izni vermiyordu. Bu karar, Danıştay 1. Dairesi tarafından kaldırıldı. Aynı daire dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na göndererek, Kilci ile birlikte İhale Komisyonu üyeleri Sami Ölmeztoprak, Nadir Aksoy, Önder Kocabay ve Aziz Gökçe; Değer Tespit Komisyonu üyeleri Celalettin Okçu, Ahmet Aksu, Adnan Gürdal ve Şükrü Doğan hakkında “Şirketin kamuya ait olan yüzde 99.99 hissesini rayiç bedelin çok altında bir bedelle satılmasına neden olmak suretiyle kamuyu zarara uğrattıkları” gerekçesiyle soruşturma açılmasını istedi. Türk halkının malını babasının malı gibi sattıran Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Tüpraş’ın %14’lük hissesinin Oger’e satışı konusunda da bu kişiler hakkında daha önce de soruşturma izni vermemişti. Unakıtan’ın, bu kararına yapılan itiraz üzerine dosya Danıştay 1. Dairesi’ne gelmişti. Danıştay 1. Dairesi, itirazı kabul ederek, Maliye Bakanı’nın bu kişiler hakkında soruşturma izni vermemesine ilişkin kararını oy birliğiyle kaldırdı. Görüyorsunuz, Unakıtan’ın emrinde tüyü bitmemiş yetimlerin malını elin adamlarına peşkeş çeken M. Kilci hakkında dava üzerine dava açılıyor. Kuvvetle inanıyorum ki, işledikleri suçun cezasını görecekler; ancak dava bununla kapanmamalı, satılan bütün kamu malları fırsatçı namussuzların elinden mutlaka geri alınmalıdır. POAŞ uzlaşması da mahkemelik Bilindiği gibi Petrol Ofisi AŞ (POAŞ) Türk halkına ait bir işletmeydi. Bu dev tesis DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümeti tarafından özelleştirilerek çok düşük bir fiyatla Doğan Grubu’na satılmıştı; ancak şirkete konmak yetmemiş. “Özel sektör her şeyin iyisini yapar.” ya bu sefer de vergi kaçırıyor. Yaklaşık 1 milyar YTL’lik vergi borcu çıkarılıyor; ancak AKP Hükümeti imdadına yetişmekte gecikmiyor. Yaklaşık 1 milyar YTL’lik vergi borcu “uzlaşma” kılıfı altında 275 milyon YTL’ye indiriliyor; ancak yine de halkımızın hukuna sahip çıkan namuslu bürokratlarımız var. “Maliye ile POAŞ” arasındaki bu sözde uzlaşma, mahkemelik oluyor. Deniz Müsteşarlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı’nda görevli Müfettiş Hasan Güngör, POAŞ uzlaşmasının Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ve bir mükellef olarak uzlaşmadan zarar gördüğünü ileri sürerek, Uzlaşma Komisyonu Kararı’nın iptali ve yürütmesinin durdurulması için Ankara Bölge İdare Mahkemesi’nde dava açıyor. Mahkeme, yürütmeyi durdurma kararı verirse, POAŞ’ın yaklaşık 725 milyon YTL’lik vergi indirimi riske girecek. K. Unakıtan, A. Doğan’a milletin sırtından -Seçim’den önce- iyi bir kıyak çekmişti. Bu peşkeş, hepimizin vicdanını sızlatmıştı. “Yanlış hesap Bağdat’tan döner.” derler; ancak şu da var ki Türkiye’de -aydın diyemiyorum- okumuşlarımızın büyük ilgisizliği yüzünden yazık ki nadiren dönüyor. Müfettiş Hasan Güngör gibi hamiyetli aydınlarımız ne yazık ki sayıca az. O sosyal ahlâk sahibi, “Adam, aldırma da geç git!” diyemeyen gerçek bir aydınımız; hürmetlerimi iletiyorum. Özelleştirme ve borçlanma Bir ekonomide kamu tesislerinin satılması (özelleştirilmesi) ile borçlanma arasında bir ilişki kurulabilir mi? Kurulabilirse bu nasıl bir ilişkidir? İlhan Kesici böyle bir ilişki kuruyor. Bir toplantıda şunları söylemiş: “AK Parti Hükümeti, Türkiye’ye en küçük bir iktisadi kıymet eklemeden, memleketi 210 milyar dolar borca sokmuştur. Türkiye’ye yeni bir PETKİM yapmadan, yeni bir TÜPRAŞ yapmadan, yeni bir TELEKOM yapmadan devletin elinde ne kadar büyük kuruluş varsa, yerine yenisini koymadan satmışlardır. Borcu yaratan budur.” Görüldüğü gibi, ilişkinin mahiyetine de değinmiş: Satışlar borç yaratıyor. Ben bunu anlayamadım. Bence tam tersi söz konusu: AKP Hükümeti borç taksitlerini ve faizini ödeyebilmek için tesislerimizi, topraklarımızı satıyor. Bu husus özellikle kısa dönem için geçerli. İ. Kesici’ni kurduğu ilişki belki uzun vadede doğru olabilir. Şöyle ki, elden tesisler gittikçe devletin vergi gelirleri azalıyor, bu da onu borçlanmaya itiyor. Sanal büyüme ve işsizlik ATO Başkanı Sinan Aygün, çok ilginç bir değerimiz. Ortodoks bakışın dışında olan, gördüğü gerçekleri açıkça söyleyen biri. Bakınız, geçen ay AKP’nin büyüme modeli hakkında neler söylemiş: “Türkiye’de yatırıma değil ithalata dayalı sanal bir büyüme yaşanıyor. Evet büyüme sanal; ancak işsizlik gerçek. Bu büyüme modelini çöpe atmalı. Sanal büyüme işsizliğe çare değildir. Büyümeye rağmen genç ve eğitimli nüfusta işsizlik artıyor. Beş yıldır uygulanan ithalata dayalı büyüme modeli hem dış açığı artırdı, hem de işsizliği körükledi. Bu büyüme modeli Türkiye’nin değil, ithalat yaptığımız ülkelerin üretim ve istihdamını artırdı. Türkiye’de ise işsizlik kronikleşti. Seçimlerden sonra kurulacak hükümetin yapması gereken, bu ekonomi modelini çöpe atıp üretim ve istihdam artışına dayalı büyüme modeline geçmesidir.” (Tercüman,15.7.2007) Burada geçen “ithalata dayalı büyüme modeli” nedir? Elbette “ithal ikamesi yoluyla büyüme” değildir. Peki ne olabilir? Türkiye’de yüksek faiz, düşük kur uygulanıyor. Özel sektör rahatça borçlanıyor. Dolayısıyla ithalat da kolayca artıyor. Bir aile reisi düşünün. Borçlanmış; ancak borcunu çalışarak, gelirini artırarak değil, evinin eşyalarını satarak ödüyor. Türkiye bugün bu haldedir. Tesislerini, topraklarını satarak borç ödüyor (Yakında yollarını, köprülerini, akarsularını da satmaya başlayacak; müflis Osmanlı bile yapmamıştı bunların yaptıklarını). Burada toprak satışları üzerinde duracağım. AKP, iktidar olduktan bir yıl kadar sonra bir yasa çıkararak, vatan topraklarını yabancıya satmaya başlamıştı. Bu konuda son durum nedir? Değerli iktisatçılarımızdan Mustafa Sönmez, oturup bir bilanço çıkarmış. Ulaştığı başlıca sonuçları sunuyorum: -Yabancılara yapılan satışlar 2005 ortalarındaki yasal düzenlemelerden sonra hız kazandı. Ödemeler dengesi verilerine göre 2005 yılı satışlarının yüzde 70’i Temmuz’dan sonra gerçekleşti ve yılın tamamında 1 milyar 841 milyon doları buldu. 2006’da da aylık satış ortalaması 243 milyon dolara çıktı. Yılın tamamında 2 milyar 922 milyon dolarlık satış gerçekleşti. -Yabancılara mülk satışından elde edilen gelirler 2007’nin ilk 5 ayında 1.5 milyar doları aştı. -Mülk satışı ocak ayında zirve yaptı: 362 milyon dolar… -2007’nin ilk 5 ayının toplamında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 17 artış sağlandı. - Seçim sonrası siyasi durulma ile birlikte satışlar hızlanabilir. -2007’nin ilk 5 ay satış eğilimi devam ederse yılın sonunda satışlar 3.5-3.7 milyar doları bulabilir. Ulus Ötesi Şirket Birleşmeleri Dünya ekonomisinin en dikkat çekici olaylarından biri ulus ötesi şirketler arasındaki birleşmeler… Bizim liberaller bu birleşmelerin, kapitalizmin büyük bir çelişkisi olduğunu görmezden gelirler. Dünya böylece serbest rekabetten hızla uzaklaşarak oligopol piyasalarına dönüşüyor. Bu türden son bir gelişme de dünya sigara sektörünün iki önemli aktörü, İngiliz Imperial Tobacco ile Fransız-İspanyol ortaklığı Altadis arasında gerçekleşiyor. İki dev şirket tek bir çatı altında birleşiyor. Davidoff ve West gibi markalara sahip Imperial Tobacco, rakibi Altadis’i 16.2 milyar euroya satın alıyor. Birleşme ile yılda 300 milyon euroluk bir tasarruf yapılmış olacak. Imperial, bu tasarruf sayesinde dünya sigara sektöründeki yerini sağlamlaştıracak. Dünyanın dördüncü büyük uluslararası tütün şirketi olan Imperial Tobacco’nun biri Türkiye’de olmak üzere toplam 32 fabrikası bulunuyor. 14 500 kişiye istihdam sağlayan şirket, 130’dan fazla ülkede faaliyet gösteriyor. Imperial Tobacco’nun Türkiye, Manisa fabrikasında ve İstanbul genel merkezli satış ve pazarlama organizasyonunda 300’den fazla kişi çalışıyor. Manisa fabrikasında, grubun ürün portföyünün önemli markalarından olan Davidoff, Davidoff Slims, West, West Ice, Slims, Polo Slims, Klasik, Maxim, L&B, Regal ve Superkings sigaraları üretiliyor. İspanyol ve Fransız sigara firmalarının 1999 yılında birleşmesiyle ortaya çıkan Altadis ise dünyanın beşinci büyük sigara üreticisi. Kendi ülkesinde pazar payı açısından ikinci durumda bulunan Altadis, özellikle Gitanes ve Gauloises markaları ile tanınıyor. Altadis’in ismi Türkiye’de Tekel özelleştirmesi sırasında gündeme gelmişti. Imperial ile Altadis arasındaki görüşmeler 2004 Aralık ayında başlamıştı.
|