20.08.2007/Sayı:150
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Kapak
Türkiye

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya Yavuz Selim

David Walker
David Walker

Hem kendisi hem ordusu çöküyor

Irak’ın işgal edilmesiyle birlikte başlayan süreç Amerikan askerlerini psikolojik olarak giderek daha fazla yıpratmaya başladı. Irak’taki kayıpları gün geçtikçe artan, Irak’a gitmek istemeyen askerlerin kendilerini sakatlamayı dahi göze aldığı Amerikan ordusu artık büyük bir çöküşün eşiğinde.

Yapılan son araştırmanın verdiği sonuçlar ABD askerleri içinde Irak ya da Afganistan’a gitmese bile ikinci bir Vietnam sendromunun doğduğunu gösteriyor. 2006 yılında Amerikan ordusu içinde gerçekleşen intihar oranı son 26 yılın en yüksek düzeyine ulaştı. 2005 yılında ABD Kara Kuvvetleri’nde 88 olan intihar sayısı 2006 yılında 99’a yükseldi. Üstelik bu grafik giderek yükselme eğilimde. Bu sayı her yüz bin Amerikan askerinden yaklaşık 18’inin intihar ettiğini gösteriyor. Bu sayıya Irak ve Afganistan’daki direniş hareketlerin neden olduğu ölümlerde eklenince ABD Vietnam’ın ardından en fazla asker yitirdiği yılları yaşıyor. Yalnızca Irak’ta bu Ağustos ayı içinde 44, savaşın başladığı 2003 Mart’ından bu yana 3702 asker yaşamını yitirdi.

ABD ordusu artık bu gerçekleri gizleyemiyor. Daha önce de Irak’ta savaşan binlerce ABD askerinin akıl hastanesine çevrilen Ramadi Sarayı’nda tedavi gördüğü, durumu ağır olanların ise uyuşturularak ABD’ye gönderildiği ortaya çıkmıştı. Hastanede tedavi gören birçok askerin ise tedaviye yanıt vermeyip intihar etmeyi seçtiklerinin ortaya çıkması hükümet yetkililerini son derece güç durumda bırakmıştı.

ABD ordusundaki intiharlar yalnızca doğal olanlar değil. Irak’ın işgali başladıktan sonra ABD ordusunda üst düzey subaylar da dahil olmak üzere kuşkulu intiharlar da artık sıradan sayılmaya başlandı. 2005 yılında Irak’ta kayıp olan ordu silahlarının nasıl olup da karşıt grupların eline geçtiğini araştırma görevli olan Albay Theodore Weshusing, silahların kaybolmasının nedeninin yolsuzluk yüzünden olduğu savını ileri sürdükten kısa bir süre sonra ölü bulunmuştu. Ordu tarafından açıklanan ölüm nedeni intihar olsa da ailesi bu duruma kesinlikle inanmıyor. Albay’ın kardeşine göre bu olayların arkasında ABD’nin en bü yük özel istihbarat firmalarından birisi olan USIS bulunuyor

Elbette ki çöken yalnızca ABD ordusu ya da askerleri değil. ABD’nin artık kokuşmuş düzeni ülkeyi tümden çökmenin eşiğine gelmiş durumda. Sayıştay Başkanı David Walker, ABD’nin içinde bulunduğu durumu, Roma İmparatorluğu’nun çöküş dönemine benzetti. David Walker’ın hazırladığı rapora göre ABD ekonomi, siyaset, sağlık, eğitim vb. birçok alanda çöküşün eşiğinde. Walker ABD’de artık ahlaksal bir değer yargısı kalmadığını ve bu durumun toplumdaki ahlaki yozlaşmayı Roma’nın son dönemleriyle kıyaslanabilecek kadar arttığını belirtti.

Ülkenin çöküş nedenleri olarak ahlaki değerlerin yozlaşması ve siyasi nezaketin azalması, ülke dışındaki askeri varlığın aşırı genişlemesi ve merkezi hükümetin sorumsuz mali politikaları gibi maddeleri sıralayan Walker’ın çöküş nedenleri içinde sıraladığı maddelerden bir tanesi ise Türkiye gibi tam gelişmemiş ülkeler için son derece ilgi çekici: “Yabancı sermayeye aşırı derecede bağımlılık.”

Anlaşılan dünyanın kapitalizm açısından en gelişmiş ülkesi bile yabancı sermayeye çok güvenmenin kendisinin sonu olabileceğini görmüş durumda. Umarız Walker’ın bu uyarıları bizimkiler için de bir ders olur.


Rusya’da tüyler ürperten vahşet

Putin’in Rusya’da iktidarı neredeyse tamamen ele geçirmesinin ardından yaşanmaya başlayanlar, insanların “Acaba yeni bir Stalin dönemine mi giriyoruz” sorusunu aklına getirmeye başladı. Putin’in emperyalist çıkışlarından cesaret alan Ruslar artık işin dozunu insanları öldürüp, cinayet görüntülerini internet üzerinden yayınlama derecesine kadar götürdü. Rusya’daki faşist ve ırkçı saldırıların sayısı ise her geçen gün daha da tırmanıyor.

Sadece geçtiğimiz yıl ırkçı saldırılar yüzünden 51 kişinin yaşamını yitirdiği Rusya’da bu yılın ilk dört ayında ise 25 kişi öldürüldü. Bu yıl ise ilk dört ayda öldürülenlerin sayısı 25’e ulaştı. Yani ırkçı cinayetlerin oranında %50’lik bir artış göze çarpıyor.

Polisin kendilerine hiçbir biçimde müdahale etmemesinden cesaret alan Nazi yanlısı Ruslar artık işledikleri katliamların yalnızca fotoğraflarını değil video görüntülerini de internet üzerinden tüm dünyaya yayınlamaya başladılar. Rusya Nasyonel Sosyalist Partisi adlı bir grubun işlediği son cinayetler ise gerçekten tüyler ürpertecek nitelikte.

“Rusya Nasyonal Sosyalist Partisi’nin Tacik ve Dağıstanlı iki göçmeni tutuklama ve infaz operasyonu 2007” yazısıyla başlayan videoda kendilerini “Tacikistan ve Dağıstan’dan gelen yerleşimciler” olarak tanıtan iki kişi gamalı bir haç simgesinin altında diz çöktürülüyor. “Rus Nasyonel sosyalistleri tarafından gözaltına alındık” demelerinin ardından ağızları ve elleri bantlanıyor ve insanın kanını donduran vahşet devreye giriyor. Maske ile yüzünü gizleyen bir kişi “Yaşasın Rusya!” diye bağırdıktan sonra kurbanlardan birinin kafasını tek bir bıçak darbesiyle bedeninden ayırıyor. Diğer kurban ise ensesine sıkılan silahla ölürken cansız bedeni daha önceden kazılmış olan mezara düşüyor. Kurbanların ölüm anlarının daha iyi görülebilmesi için infaz anında kamera yakın çekime geçiyor. Tüm bu katliam süresince arka plandan gitar sesleri duyuluyor.

Olayın duyulmasının hemen ardından ise video görüntüleri internet sitesinden kaldırıldı. Rusya Başsavcılığı ise olayla ilgili soruşturma başlattıklarını açıkladı.

Olayla ilgili olarak şu ana kadar görüntüleri internete yüklediği ileri sürülen bir Rus genci Adıgey Cumhuriyeti’nde gözaltına alında. Genç görüntüleri internete kendisinin yüklediğini ama bu görüntülerin kendisine e-posta aracılığıyla gönderildiğinden olayla bir ilgisinin olmadığını söylüyor.

Uzmanlara göre ise Putin’in iktidarı ele geçirmesinin ardından Rusya giderek ırkçı bir ülke olma yolunda ilerliyor. Özellikle Türk kökenlilere ve Müslümanlara yönelen bu şiddete devlet birimleri de göz yumuyor. Görüntülerde adı geçen Rusya Nasyonal Sosyalist Partisi’nin sloganı bile oldukça ürpertici: “Siyaset yok, fiziki saldırı var!” Newsweek dergisinin Rusya uzmanlarından Leonid Ragozin özellikle son beş yılda ırkçı saldırılarda büyük artış olduğunu, bu artışın öncelikli hedefinin ise Kafkasya’da yaşayanlar olduğunu dile getiriyor.



Bush ve Karl Rove

Yarısı zaten yoktu kalanı da gitti

2008 yılında görevi sona erecek olan Bush’un kabinesindeki yaprak dökümü sürüyor. Beyaz Saray danışmanlarından Dan Bartlett’in ayrılma kararını açıklamasının ardından bu defa Bush ekibinin kilit adlarından birisi olan başdanışmanı Karl Rove Ağustos ayının sonunda görevinden istifa edeceğini açıkladı. Bush 2002 ve 2004 yılındaki seçim çalışmalarında en etkin rollerden birini oynayan, hatta kimilerine göre ABD’deki tüm dinci oyları seferber ederek Bush’a seçimleri ikinci kez kazandıran Rove artık ailesiyle birlikte daha çok vakit geçirmek istediğini söylemiş. Başkana en yakın kişi olarak bilinen Karl Rove ile Bush’un birlikteliği 1990 yılına kadar dayanıyor. O zamandan beri Rove, Bush’a en yakın kişi olarak biliniyor.

Birçok gazete bu ayrılma haberini “Bush beyninin yarısını yitirdi” biçiminde verdi. Çünkü Karl Rove, çalışmalarıyla “Bush’un Beyni” ve “Dahi Delikanlı” isimli iki kitaba esin kaynağı olmuştu. Ayrıca Rove Afganistan ve Irak’taki saldırılara karar veren yöneticilerden bir tanesiydi. Bush, “Dahi Delikanlı” diye ansa da Rove, muhaliflere göre ise “pislikte açan çiçek” anlamındaki “Turd Blossom”du. Başkan Bush’a iki seçimi de kazandırdığı için yıldızı parlayan Rove’a muhaliflerinin bu lakabı takmasının nedeni ise gençlik yıllarından bu yana Demokrat rakiplerine karşı dürüst olmayan yöntemler kullanmasıydı. CIA ajanı Valerie Plame’in kimliğinin basına sızdırılması skandalına adı karışınca Karl Rove’un istifası için Beyaz Saray’a hem Cumhuriyetçi, hem de Demokrat Parti’den yoğun baskı yapılmaya başlanmıştı. Bush’un Irak’la ilgili politikalarına karşı çıkan eski büyükelçilerden Joseph Wilson’ın eşi olan Plame’in kimliğinin Rove tarafından basına bilinçli olarak sızdırıldığı öne sürülmüştü.

Rove’un adı en son, Cumhuriyetçi olmadıkları için görevden alındıkları ileri sürülen 8 savcıyla ilgili açılan soruşturmada geçmişti. Bush’un çabalarıyla, mahkemece çağrılmasına karşın Rove mahkemeye gitmemişti. Bush, ayrılma kararı veren yakın arkadaşı Rove ile gazetecilerin karşısına çıkarak Karl Rove ile arkadaşlıklarının çok eskiye dayandığını, bundan sonra da çok yakın arkadaş olarak kalacaklarını söyledi.


Bükemediğin bileğe
terörist diyeceksin

Kendi adamlarının iktidardan halk ayaklanması ile düşürülmesiyle Washington yönetimi 1984’ten bu yana İran’ı teröre destek veren ülkelerin içinde konumlandırıyordu. 11 Eylül saldırılarından sonra ise Washington yönetimi İran’ı “şer ekseni” ülkelerin arasına almıştı. İran’a saldırmak için her yolu deneyen, her türlü bahanenin arkasına saklanan ABD hükümeti şu ana kadar yaptığı bütün girişimlerinden başarısız çıktı. İran her seferinde ABD’nin planlarını bozmayı başardı.

Askeri tehditler ile İran’da istediği sonuca ulaşamayacağını anlayan, Irak’ta saplandığı bataklıktan dolayı yeni bir ülkeye saldıracak gücü kalmayan ABD hükümeti artık psikolojik savaş atağına başladı. Washington Post gazetesinin haberine göre ABD hükümeti almayla hazırlandığı bir karar ile Irak ve Afganistan’daki durumu istikrarsızlaştırmakla, direnişçilere silah ve maddi yardım sağlamakla suçladığı İran rejimini korumakla görevli olan Devrim Muhafızlarını “küresel terörist” ilan edecek. Böylece ABD ilk kez egemen, bağımsız bir ülkenin silahlı kuvvetlerini terörist ilan etmiş olacak. Kararın gelecek ay New York’ta yapılacak Birleşmiş Milletler’in yıllık olağan toplantıları sırasında açıklanması bekleniyor. ABD hükümetinin almaya hazırlandığı bu karara İran’dan yanıt gelmesi ise fazla uzun sürmedi. Bir İran Dışişleri yetkilisi alınan kararın “işe yaramaz bir girişim” olduğu yorumunu yapıp “Amerikalıların İran’a karşı yürüttüğü propaganda ve psikolojik savaşın” bir parçası olarak nitelendirdi.

ABD’nin Devrim Muhafızlarını terörist olarak nitelendirmesi ile Devrim Muhafızları’nın ABD bankalarında olan paralarına el konulabilecek, Devrim Muhafızları ile iş yapanların kimlikleri açıklanacak, Devrim Muhafızları ile yapılan ticari ilişkilere son verilecek!!! Humeyni’nin iktidarı ele geçirmesiyle birlikte kurulan Devrim Muhafızları ülkenin en seçkin askeri gücünü oluşturuyor. İran Silahlı Kuvvetleri’nin Savunma Bakanlığı’na bağlı olmasına karşın, sayılarının 125.000 olduğu tahmin edilen Devrim Muhafızları ise ülkenin dini lideri olan Ayetullah Ali Hamaney’e bağlı. Silah ve cephane üreten tesislerin çoğunun denetimi de Devrim Muhafızlarının elinde.

İşin ilginç tarafı İran ordusunu küresel terörist ilan eden ülkenin, ordusu her gün yüzlerce sivili öldüren bir ülke olması. ABD ordusunun daha çok kısa zaman önce Ebu Gureyb hapishanesinde uyguladığı insanlık dışı vahşet daha dünyanın belleğinden silinmedi. Ebu Gureyb’de işkence görenlerden birisi olan Iraklı Hacı Ali El Kaysi ABD’li iki şirketin, dünyanın çeşitli yerlerinden katilleri toplayıp paralı asker olarak Bağdat’a getirdiğini öne sürüyor. Daha yakın zamanda Afganistan’da yerel halk ABD askerlerinin masum sivilleri öldürmesi üzerine ayaklanmıştı. Neyse tüm dünyanın bildiği şeyi fazla uzatmanın anlamı yok...



Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin
(sağda) ile Çin Halk Cumhuriyeti
Devlet Başkanı Hu Jintao

Varşova Paktı yeniden diriliyor

Soğuk Savaş’ın bitip Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte NATO’ya karşı Doğu bloğu tarafından kurulmuş olan Varşova Paktı dağılmıştı. Varşova Paktı’nın dağılmasıyla birlikte dünyanın jandarmalığına soyunan ABD dünya siyasetine dilediği gibi yön verme çabalarına girişmişti. Fakat Çin ve Rusya’nın başını çektiği Şanghay İşbirliği Örgütü’ne katılan ülkelerin sayısının artması ve örgütün aynı zamanda askeri bir nitelik kazanması Varşova Paktı’nın yeniden doğmakta olduğunu gösteriyor.

Her ne kadar ABD’nin Avrasya’daki egemenliğini ekonomik olarak kırmak için kurulsa da örgüt artık askeri tatbikatlar yapmaya da başladı. Daha önce Amerikan askerlerinin Orta Asya ülkelerinden çekilmesi çağrısı yapan örgütün bu yılki doruk toplantısı Bişkek’te yapıldı. Bu yılki doruk toplantısına Rusya, Çin, Kırgızistan, Özbekistan, Kazakistan, Tacikistan katıldı. Hindistan, İran, Pakistan ve Moğolistan ise gözlemci ülke olarak toplantılara katıldı.

Bu yılki toplantıda öne çıkan en önemli gelişmelerden bir tanesi örgüte üye ülkelerin doğalgazda kartel yaratacak yeni bir oluşuma yeşil ışık yakmalarıydı. Dünyanın en büyük doğalgaz üreticileri olan Rusya ve İran’ın yanına Türkmenistan’ın katılması olasılığı tüm Batı dünyasını tedirgin ediyor. Doruk toplantısı sürerken 6.500’e yakın askerin ve 100’e yakın uçak ve helikopterin yer aldığı bir tatbikatla ABD’ye adeta gözdağı verildi. Tıpkı ABD’ninkiler gibi bu tatbikatın da teröre karşı bölge ülkelerdeki eşgüdümü arttırmak için yapıldığı açıklandı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, uluslararası güvenlik için çok kutuplu dünya düzeni gerektiğini söylemesi paylaşım savaşlarının yeniden alevleneceğinin bir göstergesi.

..kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... ..kısa... kısa... kısa...

Olli RehnAvrupa Birliği’nin 2008 yılında Türkiye’ye yapacağı 500 milyon avroluk yardımın nerelerde kullanılacağı belli oldu. Yapılacak yardımın çok büyük bölümünün Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki illere verileceği AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’in bir soru önergesine vermek zorunda kaldığı yanıt sonucu Türk insanı tarafından da öğrenilmiş oldu. Yardımın büyük ölçüde kullanılacağı iller ise Ağrı, Van, Mardin, Erzurum, Şanlıurfa ve Gaziantep.

Bush 2008 yılında yapılacak seçimlerden dolayı topal ördek durumunda da olsa, giderayak kendisini anımsatacak yasa değişikliklerine imza atmayı sürdürüyor. Çin, İran ve Pakistan’ın ardından dünya üzerinde idam cezasının en fazla uygulandığı ülkelerden birisi durumunda olan ABD artık gözünü birinciliğe dikmiş durumda. Teksas Valiliği yaptığı dönemde 152 idam kararını onaylayan Başkan Bush iki yılı bulan temyiz süresindeki bazı aşamaları ortadan kaldırarak idamların bir an önce gerçekleşmesini sağlayacak yasa değişikliğinin peşinde. Bush’un bu iş için Adalet Bakanı Alberto Gonzales’i görevlendirdi. ABD’de şu an sayıları 3.000’i aşan kişi idam edilmeyi bekliyor. Bush istediği yasayı çıkartmayı başarabilirse Çin’in önüne geçebilir.

Irak’ta ABD işgalinin başlamasından bu yana en büyük intihar saldırısı Musul’un 120 kilometre batısındaki Kataniya Kasabası’nda gerçekleşti. İçişleri Bakanlığı petrol yüklü dört tankerle yapıldığı açıklanan saldırıda ölenlerin sayısının 400’ü aştığını, yaralıların ise 350’ye ulaştığını açıkladı. Bundan önceki en büyük saldırı, Kasım 2006’da Bağdat’ın Sadr kentine yapılan ve 215 kişinin öldüğü saldırıydı. Ağırlıklı olarak Yezidilerin yaşadığı kasabadaki saldırının sorumluğunu kimse üstlenmese de, ABD ordusu saldırıların Kahtaniye’de dört, El Cezire’de bir kamyonla düzenlendiğini söyleyip saldırılardan El Kaide’yi sorumlu tuttu. Devlet Başkanı Celal Talabani de olayın ardından “Kürt Yezidiler terörist ve kâfirlerin Iraklılara karşı yürüttüğü soykırımın kurbanı oldu” açıklamasını yaptı.


Kuzey Kutbu’ndaki Rus bayrağı

Rusya’nın kutuplara sahip çıkma girişimi üzerine kutup bölgesi üzerinde hak iddia eden diğer ülkeler de harekete geçtiler. Rusya’nın bölgenin kendisine ait olduğunu iddia etmesinin ardından Kanada Başbakanı Stephen Harper da Kuzey Kutbu’nda kara ordusu için bir eğitim merkezi ve bir derin su limanı inşa edeceklerini açıkladı. Kuzey Kutbu’na 595 km. uzaklıktaki bir noktada basına açıklamalarda bulunan Kanada Başbakanı bölgeye 900 korucu da yerleştireceklerini söyledi.

Bölgede hak iddia eden diğer bir ülke olan Danimarka da Kanada’nın bu atağına sessiz kalmayarak son derece gelişmiş cihazlarla Kuzey Kutbu’nda yapacakları incelemeler sonucunda Lomononos sıradağlarının Kuzey Kutbu’nun tabanına doğru devam ettiğini ve bölgenin jeolojik olarak Danimarka’ya ait olan Grönland’a bağlı olduğunu kanıtlayacaklarını açıkladı.

İştah kabartan bu bölgenin son taliplisi ise ABD oldu. ABD’ye ait bir sahil güvenlik gemisi gelecek günlerde Alaska’nın kuzeyindeki Chukchi bölgesinde araştırmalar yaparak deniz tabanının haritasını çıkaracak. Sahil Güvenlik gemisiyle Kuzey Kutbu’na gidecek bilim adamları Rusya ve Danimarka gibi aynı erekler doğrultusunda bölgenin ABD toprağı olduğunu kanıtlayacak bilimsel bulguları araştıracak.

Kısacası her ülkeye göre Kuzey Kutbu denizin altından kendi ülkesine bağlanıyor. TÜBİTAK da bir araştırma ekibi göndersin. Bakarsınız Kuzey Kutbu aslında yeraltından Türkiye’ye bağlı çıkar.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe